1951 yılında verdiği ve daha sonra “Düşünmek Ne Demektir?” başlığıyla yayımlanan bir üniversite dersinde Martin Heidegger, ünlü biçimde “bilim düşünmez” ifadesini dile getirmişti. Aynı metinde bilimi, dünyaya gerçek bir ilgi duymaktan ziyade kayıtsızlığı yansıtan, düşünmeden biriken sonuçlar toplamı olarak tanımlamıştı.

Martin Heidegger’in ne demek istediğini tam olarak kavrayabilmek için, onun oldukça özgün felsefi konumuna dair bir fikir sahibi olmak gerekir.
Martin Heidegger’in Felsefesi: Fenomenoloji Nedir?
Heidegger, fenomenoloji adı verilen bir düşünce geleneğine aitti. Bu geleneğin temel fikri, gerçekliğe dair yargılarımızın, gerçekliğin bize nasıl göründüğünün analizi üzerine kurulması gerektiğiydi. Fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl’e göre felsefenin temel görevi, bu nedenle, doğrudan deneyimimizin betimlenmesi olmalıydı.
Gerçekliğe dair düşüncelerimizin yanılsama olmadığından emin olabilmek için, bu düşüncelere olan inancımızı askıya almamız ve onların içerdiğini incelememiz gerekiyordu. Fenomenolojik yaklaşım, deneyimin neyi ortaya koyduğuna değil, bunu nasıl ortaya koyduğuna odaklanıyordu.

Biz genelde mesafeyi sayılarla düşünürüz. Paris ile Tokyo arası yaklaşık 9.700 kilometredir deriz. Bu, ölçülebilir ve nesnel bir bilgidir.
Ancak fenomenoloji farklı bir noktaya dikkat çeker. Mesafenin yalnızca ne kadar olduğu değil, insanlar tarafından nasıl deneyimlendiği de önemlidir.
Örneğin 19. yüzyılın başlarında Paris’ten Tokyo’ya gitmek neredeyse imkânsızdı. Yolculuk aylar sürerdi ve ciddi zorluklar içerirdi. Bu yüzden bu mesafe insanlar için son derece uzak bir yer anlamına geliyordu.
Bugün ise aynı mesafe uçakla bir gün içinde kat edilebilir. Yani fiziksel olarak hiçbir şey değişmemiştir, ama bu mesafenin insanlar için anlamı değişmiştir.

Fenomenolojinin vurguladığı nokta tam olarak budur. Gerçekliği sadece ölçmekle yetinmez. Onun insan deneyiminde nasıl ortaya çıktığını da anlamaya çalışır.
Bilim Neden Düşünemez?
Martin Heidegger’in en ünlü eseri Varlık ve Zaman, varlık sorusunun günümüzde (daha doğrusu 1927’de) unutulmuş olduğu tespitiyle başlar. Heidegger’in “varlık sorusu” dediği şey, gerçekliğin ne olduğuna dair bir araştırma değildir. Daha çok “var olmak” ifadesinin ne anlama geldiğiyle ilgilidir.
Buradaki inceliği anlamak için Heidegger’in “ontolojik fark” dediği ayrımı düşünmek gerekir. “Varlık” sözcüğü iki farklı anlama gelir. Bir yandan var olan nesneleri ya da şeyleri ifade eder. Bu durumda kelime bir tür adı gibi kullanılır.
Öte yandan “varlık”, bu nesnelerin var olma durumunu ifade eder. Yani onların “var olması”nı. Basit bir cümlede özne, yüklem ve bunları bağlayan bir “dır/dir” eki vardır. “Sandalye beyazdır” dediğimizde “sandalye” öznedir, “beyaz” yüklemdir. Bu ikisini birbirine bağlayan “-dır” ise var olma durumunu ifade eder.
Özne ve yüklemin anlamını genellikle açıkça belirleyebiliriz. Ancak bu bağlayıcı unsur, yani “dır” dediğimiz şey, yani varlık, kolayca tanımlanamaz. Heidegger’in dikkat çektiği nokta tam da budur.
Heidegger’e Göre Bilimsel Felsefeye Alternatif Olarak Şiir
Burada Heidegger’in Varlık ve Zaman üzerine yorumunu toparlayabiliriz. Temel fikir şudur: Varlık tek bir şekilde ortaya çıkmaz. Aynı şey, farklı durumlarda farklı anlamlar kazanır. Bu yüzden Heidegger’e göre varlık her zaman yorumlanır. Örneğin bir çekiç, kullanılırken işe yarayan bir araçtır. Ama kırıldığında aynı çekiç bu kez bir engel haline gelir. Yani “ne olduğu”, içinde bulunduğu duruma göre değişir.
Heidegger’in eleştirisi burada başlar. Ona göre zamanla bu farklı anlamlar kaybolmuştur. İnsanlar artık şeyleri tek bir şekilde görmeye başlamıştır. Bu da bilimsel ve teknik bakışın baskın hale gelmesiyle ilgilidir. Günümüzde bir şeyden söz ettiğimizde, onu çoğunlukla ölçüme dayalı özellikleriyle tanımlarız. Ne kadar yer kapladığı, ne kadar ağır olduğu ya da ne kadar işe yaradığı önem kazanır.
Heidegger’e göre bilim, dünyayı sayılar ve ölçülerle açıklar. Ama bunu yaparken onun anlamını gözden kaçırır. Oysa düşünmek dediği şey farklıdır. Düşünmek, dünyaya açık olmak ve onu olduğu gibi anlamaya çalışmaktır.
Heidegger’e göre bilime yönelik bu eleştiriler, felsefenin de yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Çünkü felsefe, Platon’dan bu yana, bilimle birlikte varlığı soyut kavramların arkasına gizlemiştir.

Heidegger’e göre düşünmeyi yeniden kurmak gerekir. Bu da Platoncu geleneğin tersine gitmeyi gerektirir. Düşünmenin modeli matematik değil, şiir olmalıdır. Çünkü varlık, şeylerin farklı biçimlerde ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle düşünmek de bu ortaya çıkma biçimlerini kurmak ve anlamlandırmak olmalıdır.
Şiir tam olarak bunu yapar. Dünyayı farklı bir şekilde görmemizi sağlar. Örneğin insan hayatını mevsimlere benzetmek, varoluşu anlamanın yeni bir yolunu açar. Heidegger, Hölderlin ve Rilke gibi şairlerin eserlerinde bu tür bir düşünme biçimi görür.
Bu şairler, insanın dünyadaki yerini yeniden anlamlandırmaya yardımcı olur. Heidegger bunu “dörtlü yapı” ile açıklar: yeryüzü, gökyüzü, ölümlüler ve tanrısal olan. Bu unsurlar, insanın dünyayla kurduğu bağı oluşturur.
Sonuç Olarak;
Bu noktada “bilim düşünmez” sözü daha açık hale gelir. Şiir düşünebilir, çünkü dünyayı farklı şekillerde görmemizi sağlar. Bilim ise dünyayı anlamanın tek yolu olduğunu varsayarak diğer bakışları dışlar. Her şeyi kendi ölçülebilir diliyle açıklar. Bu yüzden şiirin yaratıcılığına karşılık, bilimsel düşünce çoğu zaman tekdüze ve sınırlı kalır.
Kaynaklar ve İleri Okumalar
- What Did Martin Heidegger Mean By “Science Cannot Think”? ; Bağlantı: What Did Martin Heidegger Mean By “Science Cannot Think”? (thecollector.com) ; Yayınlanma tarihi: 14 Ağustos 2022
- Phenomenology ; Bağlantı: Phenomenology (Stanford Encyclopedia of Philosophy) ; Yayınlanma tarihi: 16 Kasım 2003
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



