
Batı felsefesinin en ünlü sözlerinden biri olan “Düşünüyorum, öyleyse varım”, aslında Latince cogito ergo sum ifadesinin biraz yanıltıcı bir çevirisidir. Sözü “Düşünüyorum, öyleyse varım” yerine “Şu anda düşünüyorum, öyleyse varım” biçiminde çevirmek, Descartes’ın ne anlatmak istediğini daha açık hâle getirir.
Yine de insan bu cümlenin neden bu kadar önemli olduğunu merak edebilir. Sonuçta düşünüyorsak var olduğumuzu söylemek oldukça açık bir gerçek gibi görünür.
Ancak Descartes bu sözle sıradan bir gerçeği dile getirmiyordu. Düşünme eyleminin gerçekleştiği anda, düşünen kişinin varlığından kuşku duymak mümkün değildi. Böylece Descartes, kesin bilgi arayışındaki ilk sağlam dayanağa ulaştı.

Cogito ergo sum ifadesinin neden Batı felsefesinin yönünü değiştirdiğini anlamak için Descartes’ın bu sonuca nasıl ulaştığına bakmamız gerekir. Onu bu düşünceye götüren süreç, doğru kabul ettiği bütün inançları sistemli biçimde sorgulamasıyla başladı.
“Düşünüyorum Öyleyse Varım” Sözünün Kökeni Nedir?
1640 yılının serin bir gecesinde, Hollanda’nın Leiden kentinde René Descartes kalemini eline aldı ve şöyle yazdı:
“Burada tamamen yalnızım ve sonunda düşüncelerimi genel bir yıkıma uğratma işine içtenlikle ve hiçbir çekince duymadan girişeceğim.”
Descartes’ın böyle radikal bir işe girişmesinin önemli bir nedeni vardı. Bir matematikçi olarak, bilginin temelleri sağlam değilse bu temeller üzerine kurulan bütün düşüncelerin eninde sonunda çökeceğine inanıyordu.
Gerçeklik hakkında kesin ve çürütülemez bilgiye ulaşmak istiyorsa, en küçük kuşkuyu bile ciddiye alması gerekiyordu. Bu nedenle Descartes, doğruluğundan kuşku duyabildiği her şeyi geçici olarak reddetmeye karar verdi:
“Bir görüşün herhangi bir bölümünde kuşku duymamı gerektiren bir neden bulabilirsem, bu durum o görüşün tamamını reddetmemi haklı çıkarmaya yetecektir.”
Descartes bütün inançlarını tek tek incelemek yerine, onları ayakta tutan temel ilkelere yöneldi. Çünkü bir yapının temelleri çöktüğünde, geri kalan bölümler de ayakta kalamazdı:
“Temellerin yıkılması, zorunlu olarak yapının geri kalanının da çökmesine yol açtığı için, öncelikle geçmişteki bütün görüşlerimin dayandığı ilkelere saldıracağım.”
Descartes’ın amacı önce kuşku duyabileceği bütün inançları ortadan kaldırmak, ardından kesinliğinden emin olduğu bilgiler üzerine yeni bir düşünce sistemi kurmaktı.

İlk olarak duyularını sorguladı. O güne kadar doğru kabul ettiği bilgilerin büyük bölümünü görme, işitme ve dokunma gibi duyuları aracılığıyla elde etmişti. Ancak duyular bazen insanı yanıltabiliyordu. Rüyalar da bunun en açık örneklerinden biriydi. Bu durum Descartes’ı şu soruya götürdü: Şu anda uyanık olduğumdan nasıl emin olabilirim? Sonrasında da şöyle yazdı.
“Uyanıklıkla uykuyu kesin biçimde ayırt etmemizi sağlayacak hiçbir belirti bulunmadığını o kadar açık görüyorum ki şaşkınlığa düşüyorum.”
Descartes kuşkuyu burada bırakmadı. Belki dış dünya hiç yoktu. Belki bütün deneyimlerimiz büyük bir yanılsamadan ibaretti. Hatta son derece güçlü ve kötü niyetli bir varlığın, gerçekliğin doğası hakkında bizi sürekli aldattığını bile düşündü.
Böylece Descartes duyularından dış dünyaya, bedeninden matematiksel doğrulara kadar hemen her şeyi kuşkunun konusu hâline getirdi. Ancak bütün düşüncelerini yıkmaya çalışırken, kuşku duyamayacağı tek bir gerçeğin hâlâ ayakta kaldığını fark edecekti.
Descartes, cogito ergo sum sonucuna ulaştığında en azından kendi varlığından emin olabileceğini fark eder. Sonunda kuşku duyamayacağı bir şey bulmuştur. İnsan kendi düşüncelerinin varlığından kuşku duyamaz. Çünkü kuşku duyduğu anda zaten düşünüyor demektir.
Cogito Ergo Sum Neden Önemlidir?

“Düşünüyorum, öyleyse varım” biçimindeki ünlü ifade, Descartes’ın 1637’de yayımladığı Yöntem Üzerine Konuşma adlı eserinde yer alır. Descartes aynı düşünceyi İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar adlı eserinde biraz farklı biçimde dile getirir.
Descartes’ın İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar adlı eseri, epistemoloji ve metafizik açısından birçok temel sorunu açığa çıkarır. Bu nedenle filozoflar, eseri Batı düşünce geleneğinde modern felsefenin başlangıç noktalarından biri olarak görür.
Descartes’ın ortaya koyduğu sorunlar kendisinden sonraki filozofları derinden etkiledi. John Locke ve George Berkeley gibi 17. yüzyıl düşünürleri, bilginin kaynağını ve zihnin dış dünyayla ilişkisini farklı biçimlerde ele aldı. Daha sonraki filozoflar da bilgi için mutlak kesinliğin gerekip gerekmediğini ve insanın gerçeklik hakkında ne ölçüde bilgi sahibi olabileceğini tartışmayı sürdürdü.
Filozoflar bugün Descartes’ın yöntemini ve ulaştığı sonuçları eleştirmeye devam ediyor. Descartes’ın bütün inançlarını kuşkunun süzgecinden geçirmesi birçok yeni soruna yol açtı; ancak bu süreçte ulaştığı temel sonuç hâlâ geçerliliğini koruyor: Cogito, ergo sum: “Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Okuma Önerisi: René Descartes’ın Mirası Düalizm Nedir? Zihin ve Beden Birbirinden Ayrı İki Şey mi?
Kaynaklar ve ileri okumalar
- What Does “I Think, Therefore I Am” Really Mean? Yayınlanma tarihi: 27 Ekim 2021; Bağlantı: What Does “I Think, Therefore I Am” Really Mean/
- Özgökman, Fatih (2023). Descartes’ta “Düşünüyorum” ve Ruhun Varlığının Argümanları, Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 10-19, ss. 185-204
- Dunne, Luke. “What Did Descartes Mean With “Cogito Ergo Sum”?” TheCollector.com, August 24, 2023, https://www.thecollector.com/what-did-descartes-mean-with-cogito-ergo-sum/.
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



