Felsefe

Laplace Şeytanı ve Özgür İradenin Varlığı

Bu sayfayı gerçekten okumak istediğiniz için mi okuyorsunuz, yoksa bu sayfayı okumak kaderinizde var mıydı? Elbette, bir sonraki cümleyi okuyup okumama seçimi size kalmıştır. Kimse okumak için sizi zorlamıyorsa, okumayı bırakmakta özgürsünüzdür. Ne var ki özgür iradeye sahip olmanın bir sonucu da kötülük yapmaya karar verebilmemizdir. Bu durumda özgür irade tam olarak nedir? Özgür iradenin tam olarak ne olduğunu anlamak için önce determinizmden bahsetmek gerekir. Oradan da Laplace şeytanına geçiş yapabiliriz.

Determinizm (belirlenimcilik), her olayın kendinden önce gelen bir nedeni olduğu görüşüdür. Bu teori , insanların hiçbir biçimde özgür iradeye sahip olamayacakları, her ne yapıyorlarsa bunun önceden bir nedeni olduğu, bu yüzden o nedene bağlı oldukları anlamına gelir.

Benzer biçimde, gözlemlenen herhangi bir fiziksel olay, kendinden önce gelen bir nedene ya da nedenler dizisine sa­hip olmalıdır. Fransız filozof Rene Descartes, beden-zihin ayrımını temel alan Kartezyen Düşünce’yi ileri sürdüğünde modern bilimlerin temelini oluşturacak dualistik bir yapı sunmuştu. 19 Yüzyıl’da bu determinist yapı, Fransız matematikçi Pierre-Simon Laplace tarafından tekrar yorumlandı.

Özgür İrade ve Laplace Şeytanı

laplace
Pierre-Simon Laplace (1749-1827 Fransa)

1814’te, matematik ve bilimi başarılı bir biçimde felsefe ve siyasetle birleştiren Fransız matematikçi Pierre-Simon Laplace, günümüzde Laplace’ın şeytanı ya da cini olarak bilinen bir düşünce deneyini sundu. Aslında bu şeytan kelimesini Laplace kullanmadı. Bu terim ilerleyen süreçte ortaya atıldı. Laplace’ın Şeytanı” determinizm fikriyle, yani geçmişin geleceği tamamen belirlediği inancıyla ilgilidir.

Laplace, evrendeki tüm atomların hareketlerini analiz edebilen bir zeka hayal etti. Bu zeka geçmiş ve geleceği aynı anda bilecekti. Laplace’ın dünyasında her şey önceden belirlidir. Yani şans yok, seçim yok ve belirsizlik yok. Laplace, bu deneyi için klasik mekanikten ilham almıştı. ( Klâsik mekanik makroskopik boyutlarda cisimlerin hareketlerini hem deneysel hem de matematiksel olarak inceleyen, fiziğin iki ana dalından biridir.)

“Evrenin şimdiki halini, geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir.”

Laplace Şeytanı Bize Ne Anlatır?

Newtoncu bir evrende, atomlar (ve hatta hafif parçacıklar) karmaşık bir biçimde hareket yasalarını takip eder. Ancak Laplace’ın hayali şeytanı onların tüm hareketlerini yakalayıp analiz edebilecekti. Laplace’ın teorisinin şaşırtıcı bir felsefi sonucu oldu. Eğer bu süper güç bunu başarabilirse deterministik bir evrenin varlığı ispatlanabilirdi. Bunun anlamı geleceğin zaten önceden belirli olmasıydı. Kişinin bu konuda elinden bir şey gelmezdi. Bu özgür iradenin olmadığı anlamına geliyordu. Ancak bu şeytan böyle bir şeyi başaramaz ise evren olasılıklar üzerine kuruluydu. Bunun anlamı kişinin özgür iradesi olması ve geleceğini biçimlendirebilmesiydi.

1800’lerin sonuna doğru, matematikçiler çözülmesi çok zor olan bazı denklemlerle karşılaşmaya başladılar. İlk başta, bu tür sorunlar özel durumlar olarak kabul edildi ve büyük ölçüde göz ardı edildi. Bu denklemler nihayet ayrıntılı olarak incelendiğinde, matematik ve bilimde determinizm fikirlerini eninde sonunda yıkacak temel bir değişiklik meydana gelmeye başladı. “Kaos” olarak anılacak olan bilimin izleri ortaya çıkmaya başladı. 

1850’lere gelindiğinde, ısı ve enerji ile ilgili yapılan çalışmalar (termodinamik) atomların dünyasına farklı gözlerle bakmamamızı sağladı. Klasik mekanik bu tip konular ile çalışmak için yeterli olmaz.. Bunun yerine fizikçiler, 1738’de İsviçreli matematikçi Daniel Bernoulli tarafından geliştirilen ve özünde olasılık teorisini kullanan bir teknik kullanmaya başladılar. Sonrasında, Avusturyalı fizikçi Ludwig Boltzmann’ın da katkıları ile bu teknik, istatistiksel mekanik olarak bilinir hale geldi. Atom dünyasını, Laplace’ın şeytanının mekanik determinizmiyle çelişen rastgele süreçler çerçevesinde tanımladı. 1920’lere gelindiğinde, olasılıklı bir Evren fikri, kalbinde belirsizlik olan kuantum fiziğinin gelişmesine yol açacaktı.



Kaynaklar ve İleri okumalar:


Dip Not:

Matematiksel, 2015 yılından beri yayında olan ve Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konularda ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım

Matematiksel

Başa dön tuşu