Fizik

Lise Meitner: Nobel’i Hak Eden Nükleer Fiziğin Unutulan Kadını

Nükleer fisyonun fiziksel açıklamasını yapan Lise Meitner, modern fiziğin seyrini değiştirdi. Yine de hak ettiği tanınmayı ancak çok geç gördü.

Nükleer fisyon, uranyum gibi çok büyük atomların daha küçük iki atoma bölünmesiyle gerçekleşen fiziksel süreçtir. Nükleer bombaları ve nükleer santralleri mümkün kılan şey de budur. Ancak fizikçiler uzun yıllar boyunca uranyum kadar büyük atomların, ikiye ayrılmasının enerji açısından imkânsız olduğuna inanıyordu.

Bu anlayış, 11 Şubat 1939’da Nature dergisinin editörüne gönderilen bir mektupla değişti. Bu mektup, böyle bir bölünmenin nasıl gerçekleşebileceğini açıklıyor ve bu sürece “fisyon” adını veriyordu. Mektupta fizikçi Lise Meitner, genç yeğeni Otto Frisch’in yardımıyla nükleer fisyonun nasıl mümkün olduğunu fiziksel olarak açıklamıştı.

Bu, nükleer fizik açısından devasa bir sıçramaydı. Buna rağmen Lise Meitner bugün hâlâ görece az tanınır ve çoğu zaman unutulmuş bir isim olarak kalır. Onun hikâyesi, bilim tarihinin en hüzünlü hikâyelerinden biridir.

Lise Meitner Kimdir?

Lise Meitner, Avusturya’da sekiz çocuklu bir ailenin içinde dünyaya geldi. Zeki, meraklı ve öğrenmeye tutkuluydu. Ancak yaşadığı dönemde Avusturya’da kadınların eğitim olanakları son derece sınırlıydı. Kadınların üniversiteye gitmesine izin verilmiyordu. Bu yüzden ailesi, onun özel eğitim almasını sağladı.

Meitner daha sonra Viyana Üniversitesi’nde fizik eğitimi aldı ve bu kurumdan fizik doktorası alan ikinci kadın oldu. Bu başlı başına büyük bir başarıydı. Fakat o bununla yetinmek istemiyordu. Öğretmenlik yapmaktan fazlasını, gerçek bir araştırmacı olmayı istiyordu.

Avusturya’da bu hayalin karşılığı yoktu. Özellikle fizik gibi hızla gelişen bir alanda kadınlara araştırma laboratuvarlarının kapısı neredeyse tamamen kapalıydı. Meitner, bilim insanı olarak çalışmak istiyorsa ülkesinden ayrılması gerektiğini anladı.

Gözünü Berlin’e çevirdi. O yıllarda Berlin, Avrupa biliminin en canlı merkezlerinden biriydi. Dönemin önemli fizikçileri orada çalışıyor, yeni keşifler bilim dünyasında büyük heyecan yaratıyordu. Meitner de bu dünyanın dışında kalmak istemiyordu.

Ailesinin desteğiyle 1907’de, yirmi sekiz yaşındayken Avusturya’dan ayrılıp Berlin’e gitti. Başta bunun kısa süreli bir yolculuk olacağını düşünüyordu. Fakat Meitner bir daha Avusturya’ya dönmeyecekti.

Lise Meitner ve Otto Hahn İşbirliği

Berlin’de ilgisini, o yılların en yeni ve en heyecan verici araştırma alanlarından biri olan radyoaktiviteye yöneltti. Kısa süre sonra kimyager Otto Hahn ile tanıştı. Hahn kimyasal deneyleri yürütüyor, Meitner ise sonuçların ardındaki fiziksel açıklamaları yapıyordu. Bu işbirliği ikisi için de verimliydi. Ancak üniversitedeki çalışma koşulları Meitner için baştan beri eşit değildi.

Lise Meitner ve Otto Hahn, Berlin’de, 1913.

Kimya bölümünün başındaki Emil Fischer, kadınların laboratuvara girmesine izin vermiyordu. Gerekçesi, kadınların saçlarının tutuşabileceği düşüncesiydi. Bu yüzden Meitner, erkek meslektaşıyla aynı laboratuvarda çalışamadı. Hahn onun için üniversitenin bodrum katında küçük bir çalışma alanı hazırladı.

Meitner yalnızca laboratuvarlardan dışlanmadı. Kimya bölümünde çoğu zaman yok sayıldı. Hahn ile yan yana yürürken bile meslektaşları genellikle yalnızca Hahn’a selam verir, Meitner’i görmezden gelirdi.

Buna karşılık Berlin’deki fizik çevresi Meitner’e daha açıktı. Max Planck ve Albert Einstein gibi dönemin önemli fizikçileriyle görüşüyor, bilimsel çevrede kendine yer açıyordu. Einstein ona büyük saygı duyuyor ve onu “bizim Madam Curie’miz” diye anıyordu.

Berlin’deki hayatı kolay değildi, ama Meitner sevdiği işi yapıyordu. O güne kadar karşılaştığı en büyük engel, erkeklerin egemen olduğu bir alanda kadın olmaktı. Fakat kısa süre sonra bundan çok daha ağır bir baskıyla karşılaşacaktı.

Almanya’da Yahudi kökenli bilim insanları üzerindeki baskı giderek artıyordu. Meitner başlangıçta kendini görece güvende sandı. Alman değil, Avusturya vatandaşıydı. Bu nedenle hükümetin kendisine doğrudan zarar veremeyeceğini düşündü.

Ancak 1938’de Almanya, Avusturya’yı kendi topraklarına kattı. O zamana kadar Avusturya vatandaşlığının kendisini koruyacağını düşünüyordu. Fakat Avusturya artık bağımsız bir ülke değildi. Bu nedenle pasaportu da işe yaramaz hale geldi.

Almanya’dan ayrılması ise neredeyse imkânsızdı. Yahudi kökenli olduğu için Alman pasaportu alamıyordu. Kısa süreli bir yurtdışı izni bile çıkaramıyordu. Üstelik yönetim, bilim insanlarının ülke dışına çıkmasına özellikle kuşkuyla bakıyordu. Çünkü onların başka ülkelere bilimsel bilgi taşıyabileceğinden korkuyordu.

Lise Meitner Geri Planda Bırakıldı

Sonunda, Otto Hahn ve bazı dostlarının yardımıyla gizlice kaçmaya karar verdi. Yanına yalnızca birkaç valiz aldı ve eşyalarının çoğunu geride bıraktı. Dostlarının ve sınırdaki bazı kişilerin yardımıyla Almanya’dan çıkmayı başardı.

Meitner sonunda Stockholm’e yerleşti. Artık güvendeydi, ama Berlin’deki laboratuvarından uzaktaydı. Buna rağmen Hahn ile mektuplaşmayı sürdürdü ve ortak çalışmalarını uzaktan izlemeye devam etti.

O sırada Hahn, Berlin’de uranyum üzerinde deneyler yapıyordu. Uranyumu nötronlarla bombardımana tutarak daha ağır bir element elde etmeyi bekliyordu. Fakat sonuçlar tam tersini gösterdi. Deneylerde daha hafif elementler ortaya çıkıyordu. Hahn bu durumu açıklayamadı ve sonucu Stockholm’deki Meitner’e yazdı.

Meitner, yeğeni Otto Frisch ile birlikte sorunun yanıtını buldu. Uranyum çekirdeği nötronlarla bombardımana tutulduğunda daha ağır bir çekirdeğe dönüşmüyordu. İkiye ayrılıyordu. Meitner, Einstein’ın E = mc² formülünü kullanarak bu bölünme sırasında büyük miktarda enerji açığa çıktığını gösterdi. Bu sürece fisyon adı verildi.

Otto Hahn, atom çekirdeğinin parçalanmasına ilişkin sonuçları yayımladığında makaleye Meitner’in adını eklemedi. Onun bu keşifteki rolünden de söz etmedi. Oysa Hahn’ın laboratuvarda gözlemlediği sonucu fiziksel olarak açıklayan kişi Meitner’di.

Hahn’ın bunu neden yaptığı hâlâ tartışılır. Bazı araştırmacılar, Meitner’in Yahudi kökenli olmasının Almanya’daki bilimsel ve siyasi ortamda çalışmayı tehlikeye atacağını düşünür. Nedeni ne olursa olsun, Meitner’in fisyonun keşfine katkısı uzun süre görmezden gelindi.

1944’te Kimya Nobel Ödülü, fisyonun keşfi nedeniyle Otto Hahn’a verildi. Oysa bu keşif, yıllarca birlikte çalışan Hahn ve Meitner’in ortak emeğinin sonucuydu. Meitner’in adı Nobel tarihinde yer almadı.

Meitner 1966’da Enrico Fermi Ödülü’nü aldı. Yeğeni Otto Frisch solda

Bu karar, Nobel tarihindeki en tartışmalı örneklerden biri haline geldi. Birçok araştırmacı, Meitner’in dışarıda bırakılmasını Nobel tarihinin en açık adaletsizliklerinden biri olarak görür. Marie Curie gibi daha önceki kuşaktan bir kadın fizikçi Nobel’le onurlandırılmışken, Meitner’in nükleer fiziğe katkıları Nobel Komitesi tarafından hiçbir zaman tanınmadı.

Sonuç Olarak

Savaştan sonra Meitner Stockholm’de kaldı ve İsveç vatandaşı oldu. Yaşamının ilerleyen yıllarında Hahn ile yeniden ilişki kurdu. İki eski dost, geçmişte yaşananlara rağmen dostluklarını sürdürdü. Nobel Komitesi hatasını hiçbir zaman açıkça kabul etmedi.

Yine de Meitner’in katkısı tamamen unutulmadı. 1966’da Lise Meitner, Otto Hahn ve Fritz Strassmann, fisyonun keşfine giden çalışmaları nedeniyle Enrico Fermi Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödül Nobel kadar büyük bir simgesel ağırlık taşımıyordu, ama yine de önemli bir onurdu.

Meitner’in adına verilen en kalıcı onurlardan biri ise daha sonra geldi. Hayatını radyoaktif elementleri anlamaya adamış bu bilim insanının adı, 1997’de periyodik tabloya dahil oldu. Atom numarası 109 olan elemente onun anısına meitneriyum adı verildi. Tesadüf ki, Meitner ve Hahn, 1968’de birkaç ay arayla hayatını kaybetti. İkisi de 89 yaşındaydı.


Kaynaklar ve ileri okumalar

  • Meitner, L., Frisch, O.R. Disintegration of Uranium by Neutrons: a New Type of Nuclear Reaction. Nature 143, 239–240 (1939). https://doi.org/10.1038/143239a0
  • Lise Meitner – the forgotten woman of nuclear physics who deserved a Nobel Prize. Yayınlanma tarihi: 7 Şubat 2019. Kaynak site. Conversation. Bağlantı: https://doi.org/10.64628/AAI.6c7fsry3g

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir