Zaman Geçtikçe Eşlerin Birbirine Benzemesi Gerçek mi?

Uzun süredir birlikte olan eşlerin zamanla birbirlerine daha çok benzemeye başladıkları fikri on yıllardır bilinmektedir. Bu kanı 1980’lerde yapılan bilimsel bir deneyden kaynaklanmaktadır. Peki bu garip fenomen gerçekten doğru mu? Bu sorunun cevabını vermeden önce konu hakkında bildiklerimizi ele alalım.

Hepimizin bildiği gibi tekrarlar bilişsel rahatlık ve ferah­latıcı bir tanıdıklık duygusu yaratır. Ünlü sosyal psikolog Robert Zajonc kariyerinin büyük bölümünü, rasgele bir uyaranın tekrarı ile insan­ların sonunda bu uyarana karşı duydukları hafif yakınlık arasındaki bağlantıyı incelemeye adadı. Zajonc buna salt maruz kalma etkisi adını verdi. Sonunda 1987 yılında yaptığı çalışmasında, birbirleriyle uzun süre birlikte yaşayan insanların yüz özelliklerinin fiziksel olarak benzer olup olmadığını belirlemeye çalıştı.

Eşlerin Birbirine Benzemesi Fikri Nasıl Doğdu?

Zajonc bir grup meslektaşıyla, 25 yılı birlikte geçirdikten sonra eşle­rin yüzlerinin birbirlerine benzeyip benzemediklerini test etmek için bir çalışma yürüttü. Bunun için çiftlerin evliliklerinin ilk yılında çekilmiş fotoğraflarıyla 25 yıl sonra çekilmiş fotoğraflarını kıyasladı. Bu fotoğraflar çeşitli insanlara gösterildi. Ardından bu kişilerden fotoğrafları eşleştirmeleri istendi.

Zajonc’a göre, uzun süreli bir ilişkide olan çiftler daha çok birbirine benziyordu. Bunun nedeni yakın temas halindeki insanların birbirlerinin yüz ifadelerini kopyalamasıydı. Sonuçta çiftlerden biri iyi bir mizah anlayışına sahipse ve çok gülmeyi seviyorsa, ağzının çevresinde gülme çizgileri oluşacaktır. Bu çizgiler aynı ortamı paylaştığı için büyük ihtimal ile eşinde de görülecektir.

Yaşlılık dönemine ait fotoğraflara bakanlar, kimin kim­le evli olduğunu tahmin etmekte herhangi bir güçlük yaşamamışlardı. Diğer taraftan, daha genç yaşlardan gösterilen fotoğrafları eşleştir­mekte denekler başarısızlığa uğramışlar. Bu araştırmanın devamında, evlilikleri devam ettikçe çiftlerin yüzlerinin birbirine daha çok benzediği ve daha mutlu oldukları için daha büyük bir etki yarattığı sonucuna vardı.

Buna göre; eşlerin ömür boyu birbirleriyle uyumlu hale gelmesi fiziksel olarak gittikçe birbirine benzemeyi beraberinde getiriyordu. Kendisi bunun için en olası nedenin empati olduğuna karar vermişti. Zaman, çiftlerin birbirine olan empatisini artırmakta ve insan duyguları yüz ifadeleri aracılığıyla iletildiğinden dolayı, çiftler birbirlerinin ifadelerini taklit ederek zaman içinde aynı kırışık­lıklara sahip olmaktaydı.

Gerçekten uzun süre birlikte yaşayan eşlerin yüzleri birbirine benziyor mu?

Bugüne kadar, bu fikir hem psikolojik literatürde hem de günlük kültürde kabul gördü. Ancak ABD’deki Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, modern teknolojiyi bu konuya dahil ettiler. Çiftlerin halka açık binlerce fotoğrafını analiz ettikten sonra, farklı bir açıklamaya ulaştılar.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yaptığı yeni bir analize göre bu gerçekte doğru değil. Elektrik mühendisliği doktora öğrencisi Pin Pin Tea-makorn liderliğindeki yeni bir çalışma konuya açıklık getiriyor. Buna göre; literatüre daha yakından bakıldığında, fiziksel görünüm hipotezindeki yakınsama, mevcut psikoloji biliminin ilkelerinden biridir. Bu fikir makaleler yoluyla geniş çapta yayılmıştır. Buna rağmen, neredeyse hiç ampirik desteğe sahip olmamıştır.

Yüz benzerliğine ilişkin yeni araştırma Tea-macorn ve ekip arkadaşı Michal Kosinski tarafından yapılmıştır

Konuyu araştırmak için, Tea-makorn ve ekip arkadaşı Michal Kosinski, 1987 deneyinin yeni baştan yapılmasını sağladılar. 1987 çalışması sadece 12 çifti incelemişti. Yeni araştırma ya ise 517 evli çifti dahil edildi. Bu kişilerin fotoğraflarını toplayarak, evlendikten kısa bir süre sonraki yüzlerini 20 ila 69 yıl sonra çekilen fotoğraflarla karşılaştırdı.

Ayrıca ekip karşılaştırmaları yapmak için öncesinden farklı olarak yalnızca insan analizcilere (çevrimiçi olarak işe alınan 153 kişi) sahip değildi. Aynı zamanda daha önce yüz benzerliğini değerlendirmede insanlardan daha iyi performans gösterdiği görülen VGGFace2 adlı bir yüz tanıma algoritmasına da sahipti. Başka bir deyişle, bu daha büyük ve daha sağlam kurgulanmış deney, fiziksel yakınsama hipotezinin on yıllar sonra nihayet doğrulanması için muhtemelen en iyi şanstı.

Çiftlerin yüzünün benzeyip benzemediğini çözmek için araştırmacılar gönüllülere bir hedef kişinin fotoğrafı yanında 6 yüz daha gösterdi. Gösterilenlerden biri, kişinin gerçek partneri idi. Diğer kişiler ise rastgele seçilmişti. Gönüllüler, önlerindeki 6 yüzü hedef kişiye benzerliğine göre sıralamak zorundaydı.

Sonuçlar Şaşırtıcı

Araştırmanın bulgularını Scientific Reports dergisine yazan Tea-makorn ve Kosinski, çiftlerin zaman içinde birbirine benzediğine dair herhangi bir kanıta ulaşmadıklarını belirtti. Ancak sonuçlar, insanların en azından rastgele seçilen diğer yüzlere kıyasla, kendilerine benzer görünen uzun vadeli partnerler seçtiklerini doğruladı.

Anlaşılan o ki eşlerin yüzlerinin birbirine benzer olması zamanla oluşan bir şey değil. Ancak uzun süreli seçimlerde eşler en başta birbirlerine benzeyen bazı özellikleri olanları tercih ediyor. Yani, eşlerin yüzleri birbirine benziyor, ancak bu zamanla meydana gelmiyor. Biz kendimize benzeyen kişiler ile eş olmayı tercih ediyoruz.


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

  • Do Couples Start Looking More Alike Over Time? New Study Finally Solves The Mystery; Yayınlanma tarihi: 13 Ekim 2020; Bağlantı: https://www.sciencealert.com
  • Convergence in the physical appearance of spouses; yayınlanma tarihi: Ekim 1987; Bağlantı: https://link.springer.com/
  • Researchers crack question of whether couples start looking alike; yayınlanma tarihi: 12 ekim 2020; Bağlantı: https://www.theguardian.com/

Matematiksel

Nil Gürel

Engin bilgi okyanusunun içerisinde dolaşmak ve bu gizemli dünyada keşfettiklerimi insanlıkla paylaşmak benim için hayatta en mutluluk verici şey. Sürekli araştırmak, okumak, öğrenmek, öğretmek, sorgulamak ve analiz etmek benim hayat felsefimi tanımlar. Hastanede Eğitim ve İdari İşler Görevlisi olarak çalışırken Bağımsız Araştırmacı ve Akademik Çalışmacı kimliğimle insanlığa ışık tutmaya devam ediyorum. Sosyal Bilimler Enstitüsü Tezli Yüksek Lisans mezunuyum. Akademik faaliyetlerime devam ediyorum. Psikoloji, Sosyoloji, Sosyal Psikoloji, Sağlık Sosyolojisi, Sağlık İletişimi, Sağlık Yönetimi, Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi ve Kadın Çalışmaları, Medya ve Kültür, İletişim Bilimleri başlıca akademik çalışma alanlarım. Ayrıca Bilim Tarihinin bilgi yüklü sayfalarında dolaşmayı da seviyorum. Çeşitli yabancı dilleri öğrenmek, klasik müzik dinlemek, farklı kültürleri tanımak ve farklı bilgi keşifleri yapmaktan haz alıyorum. En önemlisi de Matematiksel.org hayranlıkla takip ettiğim ve sizlerle birlikte bilgi okyanusunda dolaşabileceğim harika bir tılsım görevi görüyor. Yazmak benim için vazgeçilmez bir tutku ve sizlerle Matematiksel.org’da buluşmak harika bir duygu.
Başa dön tuşu