Dinleme Becerisi Önemli! Bunun İçin 43:57 Oranına Dikkat Edelim

Araştırmalar bize ilginç bir gerçek söyler. Bir kişinin kendisi hakkında konuşması iyi hissetmenin anahtarı gibidir. Ancak burada bir sorun var. Siz iyi hissetmek için kendiniz hakkında durmaksızın konuşurken, sizi dinlemek zorunda kalan kişi aynı biçimde düşünmeyebilir. Durmaksızın konuştuğumuzda karşımızdaki kişi kendini değersiz hissedecektir.

Bugüne kadar konuşma becerilerinizi geliştirmeniz için size tavsiyeler sunan yazılara, seminerlere denk gelmiş olmanız olasıdır. Evet etkili bir biçimde konuşmak önemlidir. Ancak ne yazık ki bu esnada bir çoğumuz aslında dinlemenin de bir beceri olduğunu gözden kaçırır.

Dinleme Becerisi Nedir? Sorun Nereden Kaynaklanıyor?

Çoğumuz dakikada yaklaşık 125 kelime hızında konuşuyoruz. Bununla birlikte, dakikada 400 kelime hızında konuşan birini anlayacak zihinsel kapasiteye sahibiz. Konuşma hızı ile düşünce hızı arasındaki bu fark, ortalama bir konuşmacıyı dinlediğimizde zihinsel kapasitemizin yalnızca yüzde 25’ini kullandığımız anlamına gelir. Bu durumda geriye kalan yüzde 75 ise başka şeyler arasında gider gelir.

Dinleme eylemi bize oldukça basit görünmektedir. Duyma sorununuzun olmadığını esas alırsak aslında bu ses dalgalarının kulağımıza erişmesi ve beynimizin bunları yorumlaması olarak tanımlanır. Ancak gerçek dünyada durum genellikle çok daha karmaşıktır. İlk olarak, mesajı zihinsel olarak işleyebilmek için, konuştuğumuz kişiye dikkat etmek gereklidir. Dışsal dikkat dağıtıcı şeyler – arka planda ağlayan bir bebek ya da televizyon – zihni sözcüklerden uzaklaştırır. Aynı zamanda düşünceleri de yanlış yönlendirir.

Sıradan bir günümüzün uyanık olduğumuz saatlerin yüzde 70 ila 80’ini çevremizle etkileşim biçiminde geçiriyoruz. Bu sürenin yaklaşık yüzde 9’unu yazmaya, yüzde 16’sını okumaya, yüzde 30’unu konuşmaya ve yüzde 45’ini dinlemeye harcıyoruz. Gördüğünüz gibi en çok zaman ayırdığımız eylem dinleme olmasına rağmen araştırmalar, çoğumuzun zayıf ve verimsiz dinleyiciler olduğumuzu ortaya koyuyor.

Çok sayıda çalışma, verimsiz dinleyiciler olduğumuzu doğruluyor. Araştırmalar, 10 dakikalık bir sözlü sunumu dinledikten hemen sonra, ortalama bir dinleyicinin söylenenlerin yüzde 50’sini duyduğunu ve anladığını göstermiştir. 48 saat içinde, bu yüzde 50’lik oran yüzde 25 civarına düşüyor. Başka bir deyişle, duyduklarımızın yalnızca dörtte birini anlıyor ve saklıyoruz.

Ayrıca en iyi dinleyiciler ilkokula yeni başlayan çocuklardır. Birinci sınıftan liseye kadar öğretmenler işbirliği ile yürütülen bir çalışma, başlarda yüzde 90 civarında olan dinleme becerilerinin, ortaokul sıralarında yüzde 44’e, lise de ise yüzde 28’e düştüğünü ortaya çıkarmıştır.

43:57 Kuralı Nedir?

Başarılı bir satış stratejisi olarak daha az konuşmak ve daha çok dinlemek gerekmektedir

Sonuç olarak gördüğünüz gibi dinleme becerisi söz konusu olduğunda aslında oldukça başarısız. Ancak karşımızdaki kişinin bizim hakkımızda olumlu düşünmesini istiyorsak daha fazla dinlemeyi öğrenmemiz gerekir. Bugüne kadar dinleme / konuşma oranının 50:50 yani yarı yarıya olması gerektiği düşünülüyordu.

Ancak birkaç yıl önce, Gong Araştırma Laboratuvarları 25.537 satış görüşmesini analiz etmeye karar verdi. Buldukları şey etkili sonuçlar için konuşma / dinleme oranının 43:57 olduğuydu. Yani daha az konuşup daha fazla dinlemek gerektiğiydi.

En başarısız olanlarda diyaloğun % 60’dan fazlasını konuşarak geçiren satış yetkilileriydi. Oysa ki görüldüğü üzere, konuşmaktan ziyade karşısındaki kişileri dinleselerdi, onları ikna etme olasılıkları daha fazla olacaktı.

Elbette bu mutlak bir kural değildir. Sonuçta her konuşma farklıdır ve her etkileşimin taleplerine uyum sağlamanız gerekir. Ancak yine de bu çalışma, istediğiniz bir şeyi elde etmek söz konusu olduğunda, dinlemenin gücünü ortaya koyuyor.

Dinleme Becerisini Geliştirmek Mümkündür

Kolay olmasa da biraz çaba ile siz de dinleme becerinizi geliştirebilirsiniz. Basit bir kaç öneri sunalım.

Empati yapın: Bir konuşmada kendinize odaklanmak kolaydır. Sık sık “ne söylememi istiyorlar ?”  ya da “bunu sorarsam nasıl görüneceğim?” diye düşünürüz. Ama kendimizi saplantı haline getirdiğimizde konuşmayı kaçırırız. Kendinizi konuştuğunuz kişi olarak hayal edin ve konuşmanın ardındaki motivasyonlarıyla meşgul olun.

Bir konuşmacı ile aynı fikirde olmadığımız zaman beynimiz hemen karşı argümanlar geliştirmek için çalışmaya başlar. Konuşmacıya soru sormak ya da söylemlerini çürütmek için harcadığımız zihin enerjimiz bizi konuşmadan koparır. Bu nedenle, onu yargılamadan önce onu dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Soru sorun:  İlginizi çeken bir şey hakkında daha fazla bilgi isteyin. Bunun için karşınızdaki kişinin kullandığı bir önceki kelimeye veya ifadeye geri dönün ve cümleye sorunuzu ekleyin. Ancak bu esnada konuşan kişinin sözünü kesmeyin. Birçok tartışma programında görmüşsünüzdür, konuşan kişi lafını tamamlamadan araya girerler, konuşma iyice çorba olur. Yapmanız gereken öncelikli şey dinlemek, lafı bitince konuşmaya başlayın.

Sessizliğe İzin Verin: Sessizlik, konuşmanın büyüdüğü alandır. Bu sayfadaki paragrafların arasındaki boşluklara benzer.  Birinin konuşmayı bırakması, iletişimlerinin bittiği anlamına gelmez. Aslında sessizlik düşünmeye fırsat tanır bu da konuşmayı hızlandırır. Bırakın insanlar daha fazlasını söylesin.

Epictetus’un bir zamanlar dediği gibi, “Doğa insanlara bir dil, iki kulak vermiştir ki, konuştuğumuzun iki katını duyalım.” Bir sonraki toplantı da ya da konferansta canınız sıkılıp telefonunuzu çaktırmadan elinize aldığınızda, bu söylemleri hatırlamanız dileğimizle…


Göz atmanız için


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu