Yaşlandıkça Zaman Neden Daha Hızlı Geçer?

Zaman şaşırtıcı ve büyüleyici bir olgudur. Bilinen üç uzaysal boyut (uzunluk, genişlik ve yükseklik) ile birlikte, Einstein’ın ünlü uzay-zaman olarak tanımladığı şeyi oluşturan evrenin temel bir niteliği olduğuna inanılmaktadır. Dahası, Einstein zamanın göreceli olduğunu ve aslında yerçekimi ve ivme nedeniyle yavaşladığını kanıtladı. Dolayısıyla zaman, evrenin her yerinde değişmez bir sabit değildir. Gözlemcisine bağlı olarak görecelidir. Ancak Einstein’ın görelilik teorilerinin ötesinde, hemen hemen her insan sezgisel olarak zamanın göreceli olduğunu bilir. Çünkü zaman yaşlandıkça çok daha hızlı geçmeye başlar gibi gözükür.

Bu nedenle, bir saatin zamanı nasıl ölçtüğü ve bizim onu nasıl algıladığımız oldukça farklıdır. İlerleyen yaşla birlikte sübjektif zamanın bu hızlanması iyi bir şekilde belgelenmiştir. Ancak neden üzerinde bir fikir birliği yoktur. Bu algının bir kısmını açıklayabilecek tipik bir açıklama, 10 yaşındaki bir çocuk için bir yılın tüm yaşamının yüzde 10’unu ve hatta bilinçli hafızasının yüzde 15 ila 20’sini temsil ettiği gerçeğidir. Bu on dokuzuncu yüzyıl Fransız filozofu Paul Janet’e atfedilen eski bir fikirdir ve artık genel olarak kabul görmemektedir.

Bir başka hipotez, küçük çocukların yetişkinlerden daha hızlı kalp atışlarına ve nefes alış verişlerine dikkat çeker. Bu nedenle beyinlerinin elektrofiziksel dalgalanma ve ritimlerin de daha hızlı gerçekleştiğini ileri sürer. Elbette bu durumun tam tersi de yaşlandıkça ortaya çıkar.

Ayrıca yakın zamanda ortaya atılan bir teoriye göre, zamanla görsel bilgiyi işleme hızımızın yavaşlar. Bunun sonucunda da zamanı daha hızlı geçiyor gibi hissederiz. Bunun nedeni, nesnel olarak ölçülebilen “saat zamanı” ile tamamen öznel “zihin zamanı”nın aynı olmamasıdır. İnsanlar, gençliklerinde sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünen günlerden ne kadar çok şey hatırladıklarına genellikle şaşırırlar. Sorun, deneyimlerinin çok daha derin veya daha anlamlı olması değil, sadece hızlı bir şekilde işleniyor olmaları olabilir.

Zamanın Akışını Nasıl Algılıyoruz?

Yaşlandıkça, güneş her gün bu saatleri yeniden ayarlamaya çalışsa da metabolizmamız ve vücut saatlerimiz daha yavaş çalışır. Yaşlı insanlar genellikle gençlerden daha yavaş hareket eder. Bunun nedeni hızlı hareket edemedikleri için değildir. Genellikle hareketlerinin daha yavaş olduğunun farkında değildirler. Vücut performansları (denge, reaksiyon zamanlamaları, görme, işitme) yavaşladığında, zamanın göreceli hareketi de yavaşlıyor gibi görünür.

Zaman deneyimimiz her zaman geriye dönük bir süreçtir. Belleğe bağlıdır ve dolayısıyla görecelidir, ancak yalnızca Einstein’ın kastettiği şekilde değil. Bellek sadece bir görüntü dizisinden çok daha fazlasıdır. Onun başka duyusal boyutları da vardır. Ancak baskın duyumuz görmedir ve bu nedenle hafızamızın büyük bir kısmı görseldir. Çocuklar, yetişkinlere göre daha fazla zihinsel görüntü algılar. Bu nedenle olayları, yani zamanın geçişini hatırladıklarında daha fazla görsel veri hatırlarlar.

Zamanın akışı görecelidir.  Yaşlandıkça zaman algımızın değişmesinin nedeni olarak beynimizin sinir ağlarının boyutunun ve karmaşıklığı artması düşünülüyor. Bu, elektrokimyasal sinyallerin daha uzun mesafeleri kat etmesi ve daha fazla yolu kapsaması gerektiği anlamına gelir. Böylece sinyal işlemeyi yavaşlatması gerekir. Ayrıca, yaşlanma, sinirlerin sinyal akışına karşı daha fazla direnç oluşturan ve işlem süresini daha da yavaşlatan hasar biriktirmesine neden olur.

Zamanı daha anlamlı bir akışla yaşayabilir miyiz?

Teoriler çeşitli. Ancak bir yerde de biliyoruz ki yaşamın sonuna yakınlık, zamanın yaşla birlikte hızlandığını düşünmemizin nedenlerinden birisi. Sonunda hepimiz, vücudumuzdaki hücrelerin bize yılların hızlı geçtiğini ve gelecek yılın bu yıldan daha kısa görüneceğini söylediği bir yaşa geleceğiz. Ancak eğer yaşlandıkça yeni görüntüler ve deneyimlerin eksikliği zaman algımızı hızlandırıyorsa, demek ki yaşamımızda yapacağımız küçük değişiklikler ile zaman algımız üzerinde oynayabilme şansımız vardır. Tabii arzuladığımız bu ise. Çünkü bazı insanlar için yenilik korkutucudur. Okyanusun dibi görünmeyen maviliği ve soğukluğu kadar ürkütücüdür. Her gün kıyının aynı noktasından aynı manzarayı seyretmek yeğdir bu durumda.

Ancak kısacık insan ömründe rutin herkes için tatmin edici olanaklar sağlamaz. Zaman kısıtlıdır ve onu boşa harcamama kaygısı taşıyan insanlar da vardır. Yenilikler zamana doyum katarak onu daha fazla hissetmemize olanak sağlar. O yüzden vücudumuz ve zihnimiz bizi tembelliğe zorladığında zaman akışını kendimize hatırlatabiliriz. Gençlikte bol bol deneyimlenen keşif duygusu ve heyecanı, rutinle kavgası olanlar için her anlamda sürdürülebilir kılınmalı.

Her zaman öğrenmek istediğiniz bir dil mi vardı? Mesela yarın o dilde söylenen on kelimeyi not aldığınız bir defter tutun. O kelimelerle hikaye yazın. Hiçbir zaman geç değildir. Bilim insanları yaşlanma ve zaman arasındaki ilişkiyi inceleyedursun, siz de bu esnada beyninizi şaşırtın. Gün içinde onu uykudan uyandıracak küçük çaplı şoklar uygulayın. Nöronlarınızı rutine teslim etmeyin…


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)
Başa dön tuşu