Psikoloji

Zaman Çok mu Hızlı Akıyor Yoksa Yaş Aldıkça mı Öyle Hissediyoruz?

Neden yaşlandıkça günlerin kısa sürdüğü düşünülür? Neden zaman akışını çok daha hızlı algılarız? Bu sorular uzun süredir tartışılıyor. Cambridge Üniversitesi Yayınlarının web sitesinde gördüğüm bir başka bilimsel makale de 2019 yılında bu konuyu ele almış. Makaleyi buradan inceleyebilirsiniz. Yani hala konu hakkındaki tartışmalar ve araştırmalar devam ediyor. Biz de bugün zaman algılanışındaki değişimin olası sebebini kısaca açıklamaya çalışalım.

Zamanın Akışını Nasıl Algılıyoruz?

Zaman su gibi akıyor mu gerçekten yoksa dilimize dolanan cümlelerden biri mi bu da? Ya da bazı günlerin, diğerlerinden daha yavaş (veya hızlı) olduğu izleniminin bir temeli var mıdır? Bazı çalışmalar zaman algısının duygulardan bağımsız olmadığını ortaya koymuştu. Mesela şuradaki yazıda ele alınan bilgilere göre, zaman algımız dopamin salgısının seviyesinden bile etkilenebiliyor.

Diğer yandan zamanın algılanışındaki değişimlerin nedenlerinden biri, ölçülebilir ‘’saat zamanının’’ insan zihninin algıladığı zamanla aynı olmamasıdır. ‘’Zihin zamanı’’, bir dizi görüntüdür; yani duyu organlarından gelen uyaranlarla beslenir. Bu noktada, aslında zamanın hızlı geçtiği hissi onu nasıl beslediğimizle yakından alakalı gözükmektedir. İndigo Dergisindeki değerlendirmelerinde hayatımızdaki yeniliklerle ilgili durumlarda zamanı olduğundan farklı algıladığımıza dikkat çeken Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi İnci Ayhan, yaşla birlikte zamana dair algıda değişimler olduğuna dikkat çekerek şunları ekledi:

“Yeni insanlarla tanıştığımız, yeni mekânlara girdiğimiz, yeni bir uğraşla tanıştığımız zamanlarda vakit görece genişler, bir halk deyişiyle günler bereket kazanır. Hayatı rutine binmiş, sürekli aynı işle meşgul kişiler ise günlerin geçip gidiverdiğini zamanın sanki kum tanecikleri gibi ellerinden kayıverdiğini hissederler. İçsel saat kuramı, yeniliklerin getirdiği zamansal uzamayı dikkat ile açıklar. Yeni ve beklenmedik bir uyaranla karşılaştığımızda ona daha fazla dikkat verir, daha uyanık bir zihin durumuna geçeriz. Bu bağlamda yaşla da zaman algısında farklılaşmalar oluşur. Hayatta bizleri şaşırtan şeyler azaldıkça, aldığımız yaşlarla beraber çevremizde olup biten olaylara karşı alışkanlık ve aşinalık geliştirdikçe takvim yaprakları da daha hızlı düşmeye başladı gibi algılanır”.

O zaman tatil yaparken zaman neden çabucak geçiyor, sonuçta farklı bir aktivite yapıyoruz diyebilirsiniz. Ancak tatil zamanlarımız zaten genel olarak kısa oluyor. Diğer taraftan rutinler ise yaşamımızda tatil zamanlarına göre çok daha uzun bir süre harcadığımız günlük koşuşturmalarımızı vurguluyor. Hatta belki de ömrümüzün en büyük kısmını onlara harcıyoruz. Oturup bir hesap yapsak, rutinlerin zamansal tüketim anlamındaki gücünü hayretle gözlemleriz eminim. ‘’Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi’’diyen Behçet Necatigil ne kadar da haklı aslında..

Edebi metinlere de konu olan zamanın akışı, fiziksel anlamda hala taze ve dikkat çeken bir konu. Yukarıda belirttiğimiz üzere zamanın fiziki işleviyle yapılan tanımıyla, zihinsel zamanın tanımının aynı olmadığı vurgulanıyor. Algıladığınız zaman, bir başkası tarafından algılanan zamanla aynı değildir. Neden? Çünkü genç zihin, yaşlılıkta aynı zihne göre bir günde daha fazla görüntü alır. Başka bir deyişle, yaşam süresi yaşam boyunca algılanan görüntü sayısı ile ölçülürse, genç yaştaki zihinsel görüntülerin sıklığı yaşlılığa göre daha fazladır. Peki bu kesin sonuç mudur?

Zaman Nasıl Değerlendirilmeli?

Zamanı daha anlamlı bir akışla yaşayabilir miyiz? Eğer yaş geçtikçe yeni görüntüler ve deneyimlerin eksikliği zaman algımızı hızlandırıyorsa, demek ki yaşamımızda yapacağımız küçük değişiklikler ile zaman algımız üzerinde oynayabilme şansımız vardır. Tabii arzuladığımız bu ise. Çünkü bazı insanlar için yenilik korkutucudur. Okyanusun dibi görünmeyen maviliği ve soğukluğu kadar ürkütücüdür. Her gün kıyının aynı noktasından aynı manzarayı seyretmek yeğdir bu durumda. Kimi insan için rutin ve rutinin rahatlığı konfor ve güven verir.

Ancak kısacık insan ömründe rutin herkes için tatmin edici olanaklar sağlamaz. Zaman kısıtlıdır ve onu boşa harcamama kaygısı taşıyan insanlar da vardır. Zamanı daha anlamlı yaşayabilmek en azından rutin işlerde zamanın hızlıca tükendiğini hissetmemek için farklı aktivitelere yer vermek, adım adım günlük akışımıza farklı deneyimler katmak bile yol almamızı sağlayacaktır. Yenilikler zamana doyum katarak onu daha fazla hissetmemize olanak sağlar. O yüzden vücudumuz ve zihnimiz bizi tembelliğe zorladığında zaman akışını kendimize hatırlatabiliriz. Gençlikte bol bol deneyimlenen keşif duygusu ve heyecanı, rutinle kavgası olanlar için her anlamda sürdürülebilir kılınmalı.

Şu günlerde sade vatandaşı kapsayan rutinlere sıkıştırılmış olsak da bir değişiklik yaratabiliriz. Her zaman öğrenmek istediğiniz bir dil mi vardı? Mesela yarın o dilde söylenen on kelimeyi not aldığınız bir defter tutun. O kelimelerle hikaye yazın. Ben mesela elektrogitar çalmayı öğrenmek konusunda uzun zamandır hayal kuruyorum. Bu yazı bittikten sonra, bu beceriyi edinmek için atılması gereken adımları araştıracağım. Hiçbir zaman geç değildir. Siz de beyninizi şaşırtın, gün içinde onu uykudan uyandıracak küçük çaplı şoklar uygulayın. Rutine teslim etmesin nöronlarını. 🙂

Mesela yakın zaman önce 50 yaşından sonra girişimciliğe atılan Getir’in kurucusu Nazım Salur’un şirketinin 2.6 milyar dolarlık değerleme aldığını ve şirketinin beş sene içinde bir Unicorn’a dönüştüğünü öğrendik. ”Amann artık unumu eledim eleğimi astım ben be kardeşim” diye düşünen bir zihin yapısı olmadığı kesin diyebiliriz değil mi?

Ekşi Sözlükte UNESCO’ya ait olduğu iddia edilen ama benim UNESCO’da göremediğim bir yaşlılık tanımı okudum. UNESCO’ya ait değilse bile, güzel bir tanımlama bence aklımızda bulunsun: “Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa yaşlıdır. Diğer bir ifadeyle, yeni şeyler öğrenmiyorsa, artık şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa yaşlıdır. Merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa yaşlıdır. Geçmişte, geçmiş anılarında yaşıyorsa yaşlıdır. Sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.”

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)