Yaşadığı Çağı ve Toplumu Kavrayan Bir Bilim İnsanı: Hüseyin Cavid Erginsoy

O bir kuyrukluyıldızdı, hepimize değdi geçti” – Cahit Arf

Gerek bilimsel ve mesleki başarıları, gerekse çok yönlü ve renkli kişiliği ile 43 yılık kısa ömrüne üç – dört insanının yaşamını sığdırmayı başarmış bir bilim insanı: Hüseyin Cavid Erginsoy.

Genç yaştaki ölümüne karşın fiziğe çok önemli katkılarda bulunan, dünyaca ünlü bilim insanımız, 1924 yılında bir subay olan babasının görevi nedeniyle bulundukları, Ankara’da doğar. Ancak o dönemin sağlıksız koşuları nedeniyle annesinin hastalanması sonucunda annesi ve kardeşleri ile birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kalırlar. Çocukluğunun ilk yılları Cihangir’deki bir konakta kalabalık bir aile ortamı içinde geçer. Daha sonra da babasının görevi nedeniyle gittikleri ve aslında tüm yaşamını etkileyecek olan İtalya yılları başlar.

5 yaşına geldiğinde hem Türkçe, hem de İtalyanca konuşabilmekte olan Cavid’in okul hayatı burada başlar. Estetik duygusunun gelişmesinde ve daha sonraki yıllarda sanatın her dalına yoğun ilgi göstermesinde, İtalya’da geçirdikleri yılların etkisi büyüktür. Erginsoylar İtalya’dan Ankara’ya döndüklerinde, Galatasaray’ın ilk kısmına, doğrudan ikinci sınıfa yatılı olarak yazdırılır.

Lise yıllarında gerek Türk, gerek Fransız edebiyatına olan ilgisini gözlemleyen öğretmenleri, onu okulun kitaplık sorumlusu yaparlar ve bu kitaplık da Feza Gürsey ile tanışır. Geleceğin dünyaca ünlü iki fizikçisi arasındaki bu tanışma, devamında verimli bir dostluğa dönüşür.

Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ, Elektrik Mühendisliği bölümünde eğitime başlar. Bir yandan da Avrupa üniversitelerinin burs sınavlarına girmektedir. Londra Üniversitesi’nden olumlu yanıt gelince, 1943 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın en yoğun olduğu bir dönemde, burs kazanan diğer yedi öğrenci ile birlikte, İngiltere’ye doğru yola çıkarlar. Savaş nedeniyle Avrupa ve Akdeniz’deki yollar kapalı olduğundan, Halep üzerinden Mısır’a geçip, Kahire’de piramitleri de gördükten sonra, Port Said’den İngiliz filosuna ait bir savaş gemisine binerek, ardından da  Kızıldeniz’den Hint Okyanus’una çıkıp, Afrika’nın çevresini dolaşarak tamamladıkları bu macera dolu yolculuk yaklaşık üç buçuk ay kadar sürer.

İngiltere’ye vardıklarında, sekiz arkadaş çeşitli kentlerdeki üniversitelere dağılırlar. İngilizcesi yeterli bulunduğundan, hazırlık sınıfını atlayarak, doğrudan Londra Üniversitesi, Kings College Elektrik Mühendisliği bölümüne girer. Bombalar ve çeşitli zorluklar altında eğitimini tamamlayıp, Elektrik mühendisliği diplomasını aldıktan sonra, bir süre Kennedy and Duncan firmasında çalışır ancak ardından asıl isteğinin fizik dalında bilimsel araştırmalar yapmak olduğuna karar verir. Bu karar, kendisini dünyaca ünlü bir bilim insanı haline getirecek olan serüvenin ilk adımıdır.

British Council’den sağladığı bir bursla Queen Mary College’da katıhal fiziği çalışmalarına başlar. O zamanlarda, yarı iletkenler bilim dünyasının heyecanla kurcaladıkları yeni oyuncaklarıdır. Konuya ilgisi arttıkça, kuantum mekaniği öğrenmeye karar verir. Ancak bu çetin konuda o dönemin üniversitelerinde öğrenim görebileceği uygun bir program bulamaz Cavid. Derslerde öğrenemeyecek ise kitaplardan öğrenmeye karar verir. 3 ay gibi kısa bir süre sonra, yarı-iletken kristali içindeki yabancı atomların, elektronları nasıl saptırdığına dair bir hesabı içeren, tamamıyla kuantum mekaniği metodları ile yazılmış, berrak bir fizik araştırmasıyla döner. O sahifelerdeki formül, “Erginsoy’un yabancı atom saptırması formülü”(The Erginsoy Impurity Scattering Formula) adı altında klasik katı hal fiziği kitaplarında ve Handbuch der Physik isimli fizik ansiklopedisinde hâlâ geçer. Bu, Katı hal fiziği konusundaki ilk Türk araştırması ve teorik fizik alanında Türklerin yazdığı ilk muhtıralardan biridir.

Doktorasını 1952 yılına kadar tamamlayan Erginsoy için, Londra’da sürdürdüğü yaşamı, savaş sonrasına yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, onun en mutlu dönemlerinden biri olur. İnsanlara karşı sıcak ve sevecen yaklaşımıyla, o yıllarda okumak için İngiltere’de bulunan Şakir Eczacıbaşı, Bülent Ecevit, Feza Gürsey, Metin And, Osman Olcay gibi pek çok vatandaşının bir araya gelmesini sağlar bir bakıma.

Özellikle tarih ve felsefe o yıllarda ilgilendiği konuların ana başlıklarını oluştururken, edebiyat, rönesans dönemi resim sanatı ve özellikle de müzik düşkün olduğu konular arasında yer alır Erginsoy’un. Daha önceki yıllarda başlayan bu düşkünlük, gerek radyoda gerekse konser salonlarında seslendirilen klasik müzik eserlerini, notalarından izleyerek eşlik edecek; Viyana’da veya İngiltere’de bulunduğu yıllarda da Beethoven’in senfonileri üzerine bir Beethoven kulüpte seminerler verecek kadar ileri gitmiştir.

Edebiyata olan düşkünlüğü ise, T. S. Eliot’tan Ezra Pound’a, Auden’dan D.Thomas’a kadar pek çok yazardan Türkçe’ye, Ahmet Haşim’den, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Nazım Hikmet’e kadar pek çok şairden de İngilizce’ye çeviriler yapacak boyuttaydı. Bu kadarla da kalmayıp, Londra Üniversitesindeki yıllarda bu ülkede bir yabancı olmasına rağmen, üniversitedeki edebiyat topluluğunun başkanlığını yürütebilecek kadar dile hakimiyeti ve birikimi vardı.

Erginsoy, 1952 yılında doktorasını  tamamlar ve Türkiye’ye döner. Askerlik döneminin ardından, eşi Ülker Say ile tanışır. Devamında memleketi için en gerekli çalışma yolunun mühendislik ve bu alandaki organizatörlük olduğuna inandığı için, geçici olarak bilim adamı yanını susturur, dikkatini Türkiye’nin enerji problemlerine çevirir. Sarıyer Barajının yapımında yer alır. Nükleer enerji, II. Dünya Savaşından sonra tüm dünyada büyük bir ilgi çekerken, Cavid Erginsoy’un da reaktör fiziğine ilgi duymasına neden olur. Bu ilgi onun, Etibank Atom Enerjisi Etüd Dairesi Başkanlığını yapmasını da sağlar. Erginsoy’un reaktörler konusundaki çalışmaları Uluslararası Barış İçin Atom Kongresinde (1955) sunduğu bildirileriyle uluslararası bilim ortamında da çabucak duyulur. Bir yandan da çeşitli dergiler ve gazetelerde sanat yazıları yazmaya ve resim sergileri açmaya devam eder.

Erginsoy, 1957-58 tarihleri arasında NATO Bilim Komisyonunda ülkemizi temsil eder. Berrak mantığı, güçlü ve veciz konuşması, tartışmaları derleyip toplayarak özetleme yeteneği, nihayet hızlı karar verme ve karışmaya yüz tutan konuşmaları bir sonuca bağlama becerisi herkesi şaşırtır.

Erginsoy, ileri teknolojilere ulaşmak için akılcı bilim politikaları gerektiğine inanmaktadır. Türkiye’de böyle bir oluşuma yön verebilmek amacıyla, Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Örgütünde çalışmaya başlar. Kısa sürede de bu örgütün, reaktör bölümünün en önemli uzmanlarından biri haline gelir. Artık dünyanın pek çok ülkesindeki bilimsel organizasyonların danışmanlığını yapmakta, gelişmekte olan ülkelere bilim politikası konusunda yol göstermektedir. Bu esnada Almanca ve Rusça’da öğrenir.

Tüm bu başarılı ve ekonomik olarak tatminkar çalışmalarına karşı, saf bilimden giderek uzaklaştığını düşünen Erginsoy, tüm endişelerine rağmen kararını verir, bir kez daha ardındaki tüm köprüleri yıkar, 38 yaşında o yıllarda dünyanın en rekabetçi bilim çevresi olan New York’daki Brookhaven’da mütevazı bir aylıkla, neredeyse her şeye yeniden başlar.

Brookhaven Ulusal Araştırma Laboratuvarlarında kısa zamanda, genç araştırmacılarla arasındaki açığı kapatır ve Türkiye’ye döndüğü 1967 yılına kadar da onu dünya ölçüsünde üne kavuşturan çalışmasını tamamlar. “Kanallaşma” (channeling) adlı çalışmasıyla, adını klasik kristal fiziği kitaplarına yazdırır. 1966 yılında bilim dünyası Erginsoy’un peşindedir. Pek çok uluslararası konferans ve sempozyuma danışmanlık ya da başkanlık yapar veya konuşmacı olarak katılır; Brookhaven o güne değin hiçbir yabancı araştırmacıya tanınmayan ömür boyu üyeliği ona verilir. Ancak kısa zamanda kazandığı bu olağanüstü başarı bile onun ve ailesinin çektiği yurt özlemini gideremez, Anadolu’da gerçekleşecek bir bilim Rönesansı düşüyle, kendi toprağına geri döner. Tübitak Bilim Kurulu üyeliğine de seçildiği 1967 yılının başında ancak bir kaç ay ders verebileceği Ortadoğu Teknik Üniversitesine gelir. Bu kısacık zaman dilimindeki hocalığı bile pek çok öğrencisinin geleceğine yön verecek hayaller ateşlemeye yetecektir.

Ülkesi için bir şeyler yapabilecek olmanın heyecanı içindedir, ihtiyacı olan tek şey vardır o da biraz zaman. Ancak bu zamana sahip olamayacaktır. Kendisi ile aynı düşleri ve yaşamı paylaşan dostları ile birlikte yenilen bir yemek esnasında, 43 yaşında kalp krizinden hayatını yitirir Erginsoy.

Arkasında çalışmalarını, öğrencilerini ve bu topraklarda bilimin yeşermesine ilişkin kökleri derinlerde yüzü göğe bakan bir düş bırakarak…

Feza Gürsey’in dediği gibi “O bu topluma, en çok gençlere bir örnek olarak öncülük edecektir…”

Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kaynaklar

TRT Işıkla Yazılmış Öyküler Belgeseli

http://tfd.com.tr/wp-content/uploads/2016/04/TFD_Aram%C4%B1zdanAyr%C4%B1lanlar.pdf

http://fizikciler.info.tr/index.php/13-fizikciler/76-huseyin-cavit-erginsoy

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Sibernetik Biliminin Babası: Norbert Wiener

İngiltere’de kolej kampüsünün yanındaki buz tut­muş yol üzerinde, 11 yaşlarında bir çocuk kızağını yorgun argın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');