Türkiye’nin özür borçlu olduğu bir bilim adamı: Feza Gürsey

Türkiye’mizin seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan üst düzeyde araştırmalar yaparak gençliğe zararlı bir örnek olan bu bilim adamına bir özür borcumuz var…Feza Gürsey

Annesi Sorbonne’dan doktoralı kimyager Prof.Dr. Remziye Hisar. Darülfünun’un fen okuyan ilk kız öğrencilerinden. Babası tıp doktoru, aynı zamanda fizikçi ve öğretmen Reşit Süreyya Bey.

Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi Matematik ve Fizik Bölümlerinden birincilikle mezun.

Lise mezuniyetinden sonra Fransız hocalarından biri, notları onun kadar iyi başka bir öğrenci ile onu kıyaslaması istendiğinde, “Bir köy öğretmeni ile ordinaryüs profesör arasında ne kadar fark varsa diğer öğrenci ile arasında o kadar fark vardı” şeklinde cevap verir.

Feza-Gürsey-Tübitak-Bilim-Ödülü-1968Doktorasını Imperial College’da yaptıktan sonra, cebinizdeki 10 TL’nin üzerindeki resminden hatırlayacağınız Cahit Arf’ın desteğiyle İstanbul Üniversitesi’nde asistanlığa başlar. Bu sırada eşi Süha Hanım’la tanışıp evlenir ve sonrasında 1957-1961 arasındaki zamanı Brookehaven Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı’nda geçirir. Bu esnada dünyanın en ünlü fizikçileriyle beraber çalışma imkânı bulur ve fizik dünyasında çığır açan bazı makalelere imza atar. Çalışmalarını Princeton Üniversitesi’nde sürdürmek amacıyla referans istediği Wolfgang Pauli yazdığı cevap mektubunda, “Ben, seni Princeton’a tavsiye edebilir miyim, diye düşünmüyorum. Tam tersi, Princeton Enstitüsü’nü sana tavsiye edebilir miyim diye düşünüyorum” der.

1961 yılında Türkiye’ye döndüğünde Erdal İnönü’nün yoğun ısrarlarıyla 1974’e dek ODTÜ Fizik Bölümü’nde çalışmış, 1968’de Tübitak Bilim Ödülü’nü almıştır. 1965-1974 yılları arasında ODTÜ’ye devam ederken yarı zamanlı olarak Yale Üniversitesi’nde de çalışmalarına devam etmiş ancak 1974’de bu izni kaldırılıp ODTÜ’den ayrılmak zorunda kalmıştır.

Bir konuşmasında, ayrılmasına neden olan koşulları esprili bir ifade ile anlatır: Birincisi, sık sık ve ücretli izinli olarak dışarıdaki bilim merkezlerinde çalışmam ve bu bilimsel alışverişe öğrencilerimi de katmam. İkincisi, Türkiye’mizin seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan üst düzeyde bir araştırma yaparak gençliğe zararlı bir örnek olmam.

1991 yılına dek Yale Üniversitesi’nde bulunmuş, 1977’de Sheldon Glashow ile fizik alanında dünyada en prestijli ödüllerden biri olan Oppenheimer Ödülü’nü paylaşmıştır. 1991’de emeklilik sonrası Boğaziçi Üniversitesi’nin teklifini kabul etmiş ancak geri dönüşü aynı yıl yakalandığı prostat kanseri yüzünden kısa sürmüş ve 13 Nisan 1992’de Yale Üniversitesi Hastanesi’nde vefat etmiştir.

Dünyanın yaşayan en ünlü bilim insanlarından, çoğu bilim insanının 20’nci yüzyılın ikinci yarısının Einstein’ı olarak nitelendirdiği fizikçi Edward Witten, onun için; “Bilimsel çalışmaları hem büyük bir orijinallik ve zarafet hem de entelektüel cesaret örnekleriydi. Hayatının sonuna dek uğraşılabilecek en zor problemleri ele alıp hiç girilmemiş alanlarda ardından gelenler için tohumlar ekmiştir. Bilim adamı kişiliği bir yana Schubert’ten Dede Efendi’nin müziğine, Goethe’den Yunus Emre’nin şiirlerine, Proust’un kitaplarından Van Gogh’un resimlerine dek her alanda sohbet edebileceğiniz derin bir insandı” ifadelerini kullanmıştır.

Kendisi fiziksel problemlerde kullandığı matematiksel yöntemlerin (özellikle grup teorisi) özgünlüğü, zarafeti ve etkililiği ile hem de çok sayıdaki öğrencisi ile gayet yakından ilgilenen olağanüstü bir hoca olarak hatırlanacak…

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var. Bilim insanlarını unutan milletleri tarihte unutur.”

– Feza Gürsoy

Alıntılama: http://www.radikal.com.tr/hayat/turkiyenin-ozur-borclu-oldugu-bir-bilim-adami-feza-gursey-1186414/

Matematiksel 

 

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Uzay Yolculuğunda Bir Türk Kadını: Prof. Dr. Dilhan Eryurt

29 Temmuz 1969 tarihinde insanlık adına, kaderimizi değiştirecek büyük bir adım atıldı. Binlerce yıl boyunca, …

3 Yorumlar

  1. “Türkiye’mizin seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan üst düzeyde bir araştırma yaparak gençliğe zararlı bir örnek olmam.”
    Cevabını kendisinin vermiş olduğu bize özgü bir olay gercekleşmiş,özür borçlu olmak ise… özür dileyebilmek çok zordur,bundan sonra bu durumlarda cok daha hassas olacagım demektir ,bunu da yapamayacağımıza göre dilememek ,görmezden gelmek en iyisidir.

  2. Ülkemizde bilime yapılan ayıp kurumların değil, direk bizlerin ayıbıdır. Kaç kişi var ülkedeki bilim kulüplerinden birine üye? Kaçımız biliyoruz İzmir’de bir uzay kampı, Sancaktepe’de bir planeteryum olduğunu, ülkemizde şu anda en büyük gözlem evinin inşa edilmekte olduğunu?

  3. Mustafa Eyriboyun

    Yanılmıyorsam lisedeyken, 1970’lerin ikinci yarısında, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisinde tanımdım O’nu… Sonra doktora deneyleri zamanında Anadolu Hisarı’nda annesinin konağının bulunduğu sokaktan gelip geçerdim her gün.
    Ankara Altın Park’ta Feza Gürsey Bilim Merkezi’ne yeğenlerimi ve yeğenlerimin çocuklarını götürüp anlatırım onlara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');