Anasayfa » ZİHİN AÇAN YAZILAR » Bir Güneş Tutulması Bilimi Nasıl Değiştirdi?

Bir Güneş Tutulması Bilimi Nasıl Değiştirdi?

1919 yılının Mayıs ayıydı. Sir Arthur Stanley Eddington rehberliğindeki bir grup araştırmacı güneş tutulmasını gözlemlemek için Afrika’nın güneyinde doğru yol alırken, Charles Rundle Davidson rehberliğindeki bir başka grup ise, Brezilya’ya doğru İngiltere’den yola çıkmışlardı.

Doktorasını aldıktan sonra iş bulamadığı için bir süre patent ofisinde memur olarak çalışmak zorunda kalan ve burada kalan boş zamanlarında uzay hakkında teoriler üreten genç bir adam, mevcut bütün bilinenleri yerleri bir eden bir teori ortaya atmıştı.

“Aynı elmanın yer çekiminden etkilendiği gibi ışık da yerçekiminden etkilenir. Buna göre ışık, güneş gibi çok büyük kütlelerin yanından geçerken, kütleye doğru bükülür, bize bükülerek erişir.”

Bunun anlamı şuydu. Yıldızlar aslında gördüğümüz yerde değildi.

Bu adamın bu çılgın fikirleri kimileri tarafından zırvalık olarak nitelendirilse de onu ciddiye alanlar oldu ve iddianın doğruluğunu test edebilmek adına güneş tutulması zamanını beklemeye karar verdiler. Neyse ki fazla beklemelerine gerek kalmadı. 29 Mayıs 1919’da 20. yüzyılda gerçekleşecek  en  uzun  süreli tutulma  olacaktı. Bu  tarihte,  Güneşin  arka  planında Hyades  takım  Yıldızı yer  almaktaydı.

Tam Güneş tutulması  esnasında  çekilecek  olan  ve  arka  plandaki  yıldızları  gösterecek  kaliteli  bir  fotoğraf, aynı  bölge  için  daha  önce  çekilen  veya  daha  sonra  çekilecek fotoğrafla  kıyaslandığında, Güneşe  yakın  bölgedeki  yıldızların konumlarında  belirlenebilecek sapmalar,  bu  önermenin  ispatı olabilirdi.

Teoriyi atan kişinin hesaplarına göre iki görüntü arasında 1,7 arksaniyelik fark olmalıydı. 1 arksaniye 1 derecenin 3600’de biri kadardır bu arada. İşin ilginç yanı, bu teoriyi ortaya atan kişi tüm bu ölçümlerini uzayı gözlemleyerek değil, masa başında denklemler aracılığı ile yapmıştı.

Bu iş için olası olumsuz hava koşulları nedeniyle iki farklı bölgede çekim yapacak, iki ekip hazırlandı. Bir ekip Brezilya’nın yolunu tutarken, diğeri de Afrika’ya doğru yol aldı. Ölçümler yapıldı ve bilim dünyası nefesleri tutup gelecek haberi beklemeye başladı.

O günkü koşullar altında aylar süren bu bekleyiş, sonucunda Eddington, Brezilya  ve  Afrika’dan  alınan  yıldız  görüntülerini  analiz  ederek, fotoğraflarda  belirlenen  yıldız  pozisyonlarının  arasındaki farkları 1,61 ve 1,98 arksaniye olarak açıklamasıyla sonlandı.

Bir kişi oturduğu yerden, uzayda olup bitenleri inanılmaz netlik ile tahmin etmişti. Bu kişi herkesin bildiği gibi, Einstein’dı. Cisimlerin  uzay-zamanı  büktüğü  iddiası gerçekti. Newton’un  “uzay  statiktir” düşüncesi  geçerliliğini  yitirmişti.

Einstein uzun zamandır rölativite teorisi üzerine çalışıyordu. Işığın büküldüğünü düşünüyor ancak mevcut Öklid geometrisi kapsamında bunu ispatlayamıyordu. İspatı için üç boyutlu geometri bilgisi gerekliydi ancak ne yazık ki kendisi bu bilgiye sahip değildi. Ancak neye ihtiyacı olduğunu biliyordu. Dünyada bu teoriyi bilenler vardı ve Einstein onlara ulaşmalıydı.

İşe Alman matematikçi Gauss’un kitaplarını okuyarak başladı. Devamında da Öklid dışı geometrinin temellerini atan Riemann’ın fikirlerini öğrendi. Başka bir matematikçi olan Marcel Grossmann’la yaptıkları çalışmalar sonucunda nihayet büyük teorisini ortaya koyabilecek donanıma sahip olmuştu. Işığın bükülmesi, uzay zamana bağlı 4. boyut fikri de bu matematiksel altyapının bir sonucu olarak bilime armağan oldu.

Matematiğin fiziğe yaptığı bu katkı o yıllarda birçok bilim dalını da etkiledi. Herkes devamında matematik kullanarak dünyayı keşfetmenin büyüsüne kapıldı. Bu durum sadece fizikçileri değil, ekonomistleri bile etkiledi zamanla. Sonuçta üretim, tüketim, harcama hepsi sayılarla ifade edilen değerlerdi. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren matematiksel modeller birçok bilimde kullanılmaya başlandı.

Einstein’ın genel görelilik kuramı, karadeliklerin davranışından gezegen yörüngelerinin hesaplanma­sına, kütleçekimsel mercek etkisinden Büyük Patlama olayına, karanlık madde ölçümlerinden genişleyen evren modellerine kadar pek çok farklı alanda son de­rece başarılı sonuçlar verdi ve modern fiziğin teme­lini değiştirdi.

Ancak Einstein belki de farkında olmadan bir devrim yapmıştı aslında, bu bilişsel devrim ve tetikledikleri ile devamında gelen hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı…

Eğer Einstein olmasaydı, bilim nerede takılı kalırdı, bunu kestirmek çok güç.

Referans Kitap: Orhan Erdem – Boşa Gitmesin

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Tarihi 10 Bilim Fotoğrafı ve Hikayeleri

Bilim, tarih boyunca insana birçok yönden çok şey katmıştır. Her defasında bizi şaşırtıp hayatımızı biraz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.