
Erikson’ın psikososyal gelişim kuramı, sağlıklı bir bireyin doğumdan ölüme kadar geçtiği sekiz aşamayı ele alır. Her aşama, kişiliğin bütünü açısından ayrı bir önem taşır. İnsan bu dönemlerde farklı ihtiyaçlarla karşılaşır, yeni sorulara yanıt arar ve davranışlarını, öğrenme biçimini etkileyen insanlarla ilişki kurar.
Erikson’ın kuramını diğer gelişim kuramlarından ayıran temel nokta, gelişimin çocuklukta sona ermediğini savunmasıdır. Ona göre insan doğumdan ölüme kadar değişmeye devam eder. Her aşama kişiye gelişme ve güçlenme fırsatı sunarken, aynı zamanda çatışma, başarısızlık ve umutsuzluk ihtimalini de içinde taşır.
Erik Erikson Kimdir?
Erik Erikson, yaşam boyu gelişim yaklaşımının öncülerindendir. Ondan önceki birçok gelişim kuramı ağırlıklı olarak çocukluk ve ergenlik dönemlerine odaklanıyordu. Erikson ise insanın bebeklikten yaşlılığa kadar gelişmeye devam ettiğini savundu. Kendi kimlik arayışının da kuramındaki bazı düşünceleri etkilediği kabul edilmektedir.
Erikson, 1902 yılında Almanya’nın Frankfurt kentinde Erik Salomonsen adıyla dünyaya geldi. Annesi Danimarkalı ve Yahudiydi. Biyolojik babasının kimliği hiçbir zaman kesinlik kazanmadı ve Erikson onu tanımadı.
Annesi birkaç yıl sonra çocuk doktoru Theodor Homburger ile evlendi. Erik de zamanla üvey babasının soyadını aldı ve Erik Homburger adını kullanmaya başladı.

Yahudi bir ailede büyüyen Erikson, sarı saçları ve mavi gözleri nedeniyle çevresindeki Yahudi çocuklardan farklı görünüyordu. Yahudi okulundaki bazı çocuklar onu Kuzey Avrupalı görünüşü yüzünden dışlarken, diğer okul arkadaşları da Yahudi olduğu için onunla alay ediyordu.
Hiçbir gruba tam olarak ait hissedememesi, kimlik ve aidiyet konularına yaşamı boyunca ilgi duymasına zemin hazırladı. Bu deneyimler, daha sonra geliştirdiği psikososyal gelişim kuramında kimlik arayışına özel bir yer vermesinde etkili oldu.
Erikson, Sigmund Freud’un insan gelişimine ilişkin birçok düşüncesini başlangıç noktası olarak kabul etti. Ancak Freud daha çok dürtülere, cinselliğe ve bilinçdışı çatışmalara odaklanırken Erikson, bireyin toplum ve kültürle kurduğu ilişkiye ağırlık verdi. Özellikle sosyal çevrenin kişilik ve kimlik gelişimini nasıl şekillendirdiğini anlamaya çalıştı.
Freud, psikoseksüel gelişimi çocukluktan ergenliğe uzanan beş aşamada ele almıştı. Son aşama ergenlik döneminde başlayan genital dönemdi. Erikson ise insanın psikolojik gelişimini ergenlikle sınırlamadı. Doğumdan yaşlılığa kadar uzanan sekiz psikososyal aşama tanımladı.
Psikososyal Gelişim Kuramı ve Evreleri Nelerdir?
Erikson’a göre bu aşamalar belirli bir sırayla ilerler. İnsan her aşamada güven ile güvensizlik ya da bağımsızlık ile utanç gibi iki karşıt eğilim arasında bir çatışma yaşar. Bu çatışmaya verdiği yanıt, yalnızca o dönemi değil, sonraki gelişim basamaklarını da etkiler.

Erikson, her aşamayı dönemin temel çatışmasına göre adlandırır. Şimdi bu sekiz aşamaya daha yakından bakalım.
Güvene Karşı Güvensizlik
Bebeklikte Erikson’ın “temel güvene karşı güvensizlik” adını verdiği ilk aşamaya gireriz. Bu dönemde dünya güvenli bir yer mi, çevremizdeki insanlara güvenebilir miyiz gibi soruların yanıtını ararız. İhtiyaçlarımızı düzenli biçimde karşılayan ve bize güven veren bir yetişkinle kurduğumuz ilişki, ileride başkalarına da güvenmemizi kolaylaştırır.
Sürekli korku, ihmal ya da belirsizlik yaşadığımızda ise kuşku ve güvensizlik geliştiririz. Bu aşamada bakım veren kişi, gelişimimizde temel rol oynar.
Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku
Erken çocukluk döneminde bedenimizi keşfeder, hareketlerimizi kontrol etmeyi ve bazı işleri tek başımıza yapmayı öğreniriz. Bu aşamada kendimize şu soruyu sorarız: “Kendim olmam ve kendi başıma hareket etmem uygun mu?”
Çevremizi güvenli sınırlar içinde keşfetmemize izin veren ebeveynler, özgüvenimizi ve bağımsızlığımızı destekler. Her hareketimizi engeller, hatalarımızı küçümser ya da bizi sürekli utandırırlarsa kendi becerilerimizden kuşku duymaya başlarız. Bu dönemde ebeveynlerin tutumu büyük önem taşır.
Girişimciliğe Karşı Suçluluk
Okul öncesi dönemde yeni şeyler dener, oyunlar kurar ve çevremizin nasıl işlediğini anlamaya çalışırız. Yuvarlak bir cismin yuvarlandığını görmek gibi basit deneyimler bile öğrenme isteğimizi güçlendirir. Bu aşamada “Yaptıklarımı yapmak doğru mu?” sorusu öne çıkar.
Ailemiz merakımızı destekler ve girişimlerimizi teşvik ederse ilgi alanlarımızın peşinden gideriz. Bizi sürekli durdurur ya da yaptıklarımızı anlamsız bulursa suçluluk duygusu geliştirebiliriz. Bu dönemde yalnızca anne ve baba değil, bütün aile öğrenme sürecimizi etkiler.
Çalışkanlığa Karşı Aşağılık Duygusu
Okul çağında kendi ilgi alanlarımızı keşfeder ve başkalarından farklı yönlerimizi fark ederiz. Bir işi doğru yapabildiğimizi göstermek isteriz. Bu aşamada “Bu dünyada başarılı olabilir miyim?” sorusuna yanıt ararız.
Öğretmenlerimizden ve arkadaşlarımızdan takdir gördüğümüzde çalışmaya devam eder, becerilerimizi geliştirmek isteriz. Ancak sürekli eleştiri aldığımızda ya da başarısız olduğumuz duygusuna kapıldığımızda kendimizi yetersiz görmeye ve motivasyonumuzu kaybetmeye başlarız. Bu dönemde okul ve yakın çevre gelişimimiz üzerinde güçlü bir etki yaratır.
Kimliğe Karşı Rol Karmaşası
Ergenlik döneminde farklı sosyal rollere sahip olduğumuzu fark ederiz. Aynı anda bir arkadaş, öğrenci, çocuk ve toplum üyesiyizdir. Nihayetinde, bu roller arasında kendimize ait bir kimlik kurmaya çalışırız. Bu yüzden birçok genç kimlik krizi yaşar.
Ancak ailemiz farklı düşünceleri, ilgi alanlarını ve yaşam biçimlerini araştırmamıza izin verirse kendimize ait bir kimlik oluştururuz. Bizi yalnızca kendi görüşlerine uymaya zorlarsa hangi rolü benimseyeceğimizi şaşırır ve kendimizi kaybolmuş hissederiz. Bu nedenle, bu dönemde arkadaşlar ve rol modeller büyük önem kazanır.
Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık
Genç yetişkinlikte kim olduğumuzu daha iyi anlamaya ve başkalarıyla derin ilişkiler kurmaya yöneliriz. Daha önce yalnızca bir gruba uyum sağlamak için kurduğumuz bazı ilişkileri geride bırakırız. Bu aşamada kendimize “Sevebilir ve uzun süreli bir bağ kurabilir miyim?” diye sorarız.
Karşılıklı güvene dayanan ilişkiler kurduğumuzda kendimizi daha mutlu ve güvende hissederiz. Ancak yakınlık kurmakta zorlandığımızda ise yalnızlık ve yalıtılmışlık duygusu yaşayabiliriz. Bu dönemde arkadaşlarımız ve eşimiz gelişimimizde belirleyici rol oynar.
Üretkenliğe Karşı Durgunluk
Orta yetişkinlik döneminde yalnızca kendi yaşamımızla değil, bizden sonraki kuşaklarla da ilgilenmeye başlarız. Çocuk yetiştirmek, bilgi paylaşmak, üretmek ya da topluma katkı sağlamak bu dönemin temel konuları arasında yer alır.
Gelecek kuşaklara yol gösterebildiğimizi ve çevremize katkıda bulunduğumuzu düşündüğümüzde üretkenlik duygusu geliştiririz. Geçmişte çözemediğimiz sorunlar bizi hâlâ etkiliyorsa karamsarlığa kapılabilir ve yaşamımızın durgunlaştığını hissedebiliriz. Bu dönemde ailemiz ve çalışma hayatımızdaki insanlar bizi en çok etkileyen çevreyi oluşturur.
Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk
Yaşlılık döneminde yaşam temposu yavaşlar ve geride bıraktığımız yılları değerlendirmeye başlarız. Geçmişimize baktığımızda yaşamımızı anlamlı ve değerli görürsek huzur ve bütünlük duygusu geliştiririz.
Kaçırdığımız fırsatlara, pişmanlıklara ve değiştiremeyeceğimiz hatalara odaklandığımızda ise umutsuzluk yaşayabiliriz. Bu son aşamada insan, kendi yaşamını daha geniş bir insanlık deneyimi içinde değerlendirmeye yönelir.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Overview of Erikson’s Stages of Development. Yayınlanma tarihi: 3 Ağustos 2022; Bağlantı: https://www.verywellmind.com
- Orenstein GA, Kaur J. Erikson’s Stages of Psychosocial Development. [Updated 2026 Feb 26]. In: StatPearls [Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2026 Jan-. Available from: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK556096/
- Okunev R. Erikson’s life and psychosocial developmental stages. In: The Psychology of Evolving Technology. Apress; 2023:49-56. doi:10.1007/978-1-4842-8686-9_7
Matematiksel



