Tarih

Neden Savaş? Einstein ve Freud Arasındaki Yazışmalar

1931 yılında Institute for Intellectual Cooperation Einstein’ı dünya siyaseti ve barışı hakkında disiplinler arası bir fikir alışverişi yapmaya davet etti. Bunun üzerine diyalektiğe ve farklı görüşlere açık olan Einstein, Sigmund Freud ile mektuplaşmaya başladı. Albert Einstein’ın medeniyetin karşılaştığı en büyük zorluklardan bazılarıyla nasıl mücadele edileceğine dair bir takım endişeleri vardı. Ayrıca Einstein, Freud’un çalışmalarına hayranlık duymaktaydı. Onun bazı fikirlerinin, insanın şiddete olan düşkünlüğü gibi bir sorununu çözmesine yardımcı olacağına inanıyordu.

Bu mektuplarda, ikisi insan doğasını uzun uzadıya tartıştı. Dünyadaki şiddeti ve savaşı azaltmanın hem somut hem de soyut yollarını düşündüler. Bu iki aydın arasındaki yazışmalar, Einstein’ın savaş, insanlık ve küresel politika hakkındaki bazı düşünceleri hakkında fikirlerini ortaya koyuyor.

Neden Savaş?’ adı altında yayınlanan mektuplaşmaları başlatan Einstein oldu. İlk mektubu 30 Temmuz 1932 tarihinde kaleme aldı. Einstein, Freud’a yazdığı mektuba, çağlar boyunca entelektüellerin ortak durumundan yakınarak başladı. Yakınmasının temelinde yozlaşmış egemen siyasi sınıf vardı. Mektubun başlarında Goethe, Kant gibi isimlere atıfta bulundu. Bu kişilerin insan ilişkilerinin gidişatını doğrudan etkileme yeteneklerinin sınırlı olmasına rağmen, evrensel olarak lider olarak kabul edildiğinden bahsetti. Einstein, birçok ulus içinde, tek amacı kişisel çıkarlarını ve güçlerini savaş yoluyla ilerletmek olan küçük bir grup insan olduğuna dikkat çeker. Einstein mektubunda Freud’a birtakım sorular yöneltirken düşüncelerini şöyle ortaya koydu.

Neden Savaş? Albert Einstein’ın Sigmund Freud’a Mektubu

“Her ülkede iktidar hırsı tarafından şekillendirilen yönetici sınıf, konu kendi ulusal bağımsızlıklarına geldiğinde düşmanca bir tavır içine girerler. Bu siyasal güç açığı çoğu zaman bir başka grubun sırf maddi ve ekonomik isteklerine ulaşmak için yaptığı eylemlerle desteklenir. Burada aklımda özellikle toplumsal değerler açısından ahlaki hiçbir bağ ve kaygı taşımayan bireylerden oluşan, savaşı silahların üretilmesi ve satılması olarak ve dolayısıyla kendi kişisel çıkarlarına katkıda bulunacak bir vesile, dahası kişisel güçlerini genişletecek bir fırsat olarak gören, her ülkede faaliyet gösteren küçük ama etkili bir grup var. (…) Nasıl oluyor da bu azınlık kendi hırsları ve emelleri doğrultusunda, herhangi bir savaş durumunda kayıplar verecek ve acı çekecek çoğunluğun iradesine böylesine hükmedecek duruma gelebiliyor?”

Einstein, yönetici sınıfın bu beceriksizliğine karşı koymak için entelektüel bir kontrolünün kurulması gerektiğini dile getirir.

Politik önderler ve yönetimler yerlerini ya zorbalığa, ya da yığınların oyuna borçludurlar. Ulusların düşünce ve ahlâkça yüksek bölüklerinin temsilcisi sayılamazlar. Ama, seçkin aydınlar, bugün halkların tarihi üzerinde doğrudan doğruya hiç bir etkide bulunamıyor; oraya buraya dağılmış bulunmaları günün sorunlarının çözümlenmesine doğrudan doğruya katılmalarına engel oluyor. Yaptıkları ve yarattıklarıyla yetilerini ve iyi niyetlerini göstermiş olanların kendiliklerinden bir araya gelmesi, dünyaya bir değişiklik getiremez mi dersiniz? Üyeleri birbirleriyle sürekli düşünce alışverişi içinde bulunacak olan bu uluslararası birleşme, tutumlarını başında ortaya koyarak, imzalarının sorumluluğunu yüklenerek, politik sorunların çözümü üzerinde önemli ve uyarıcı bir etki sağlayabilir.

Bilim akademilerinde de rastlanan insan yaradılışının eksikliklerinden doğan sakıncalar burada da görülecektir şüphesiz. Ama, yine de öyle bir çabaya girişmek yerinde olmaz mı? Doğrusu ben, böyle bir işe girişmeyi büyük bir ödev sayıyorum. (…)

Düşünce ürünleriyle yüksek bir saygınlığa ulaşmış olan kişilerin kurduğu böylesi bir topluluk, Milletler Cemiyetinin güçleri için değerli bir dayanak olacaktır. Bu düşüncelerimi, dünyada herkesten çok size sunuyorum. Çünkü, siz isteklere herkesten daha az kapılırsınız ve sizin yargınız ciddiliği en ağır basan bir sorumluluk duygusuna dayanmaktadır.

İnsanlığı savaş tehdidinden kurtarmanın bir yolu var mı?

Einstein’ın mektubuna Freud Eylül 1932’de Viyana’dan cevap verir. Mektubunda Einstein’ın güç kelimesini şiddet ile değiştirir. Ardından evrimsel şiddetin gelişimine dair düşüncelerini ifade eder. Freud ilkel toplumlardan başlayarak savaşın kısa bir tarihçesini aktarır. Sonrasında da insan doğasını ele alır. “İnsan ve insan arasındaki çıkar çatışmaları, ilke olarak şiddet ile çözülür. Bu, insanın dışlanmayı talep etmeyeceği hayvanlar aleminde de aynıdır” der. Ayrıca hak arama ve şiddet olgularının birbiri içinden evrimleştiğinin altını çizer. Güç sahibi olanı şiddete en yakın olarak konumlar. Savaşta uygulanan şiddetin bireye değil topluma yönelik olmasının ana tabloyu pek de değiştirmediği ekler.

Savaşları önlemede güç ile şiddet arasındaki ilişkinin kırılması gerektiğini ekler. Ancak bu cümleyi kurduktan hemen sonra “Böylesi bir toplum ancak kuramsal olarak mümkündür; insan topluluğu eşit olmayan güç dengeleri içerdiği için uygulamada durum her zaman karmaşıktır.” diyerek fikrini belirtir. Sonrasında Einstein buna karşılık safını belli eden bir cevap yazar. Aslında mektubunu bir temenni ile bitirir.

“Ben barış için mücadele etmek istiyorum. İnsan savaş hizmetini reddetmediği sürece hiçbir şeyin savaşları ortadan kaldırması mümkün olmayacaktır. İnsanın inandığı bir şey, örneğin barış uğruna ölmesi, inanmadığı savaş gibi bir şey yüzünden açı çekmesinden daha iyi değil mi? Ders kitaplarımız savaşı yüceleştirmekte, dehşetlerini ise anlatmamaktadır. Bu yöntemlerle çocuklara nefret aşılanıyor. Ben onlara barışı öğretmek istiyorum. Nefreti değil, sevgiyi öğretmek istiyorum. Savaşı değil!”

Einstein’ın mektubu bize üzerinde düşünecek çok şey bırakıyor. Mektubunun tamamı buradan okunabilir. Freud’un yanıtını da okumanızı öneririz.



Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz

Başa dön tuşu