Matematik

Matematik ve Edebiyat İlişkisi: Romanların ve Hikâyelerin İçindeki Gizli Matematik

Matematik yalnızca formüllerde değil; romanlarda, öykülerde ve hayali dünyalarda da kendine yer buluyor.

Matematik ile edebiyat ilk bakışta birbirinden oldukça uzak iki alan gibi görünür. Biri sayılar, biçimler ve soyut ilişkilerle; diğeri insanlarla, olaylarla ve hayal gücüyle ilgilenir. Ancak edebiyat tarihine baktığımızda bu iki alanın düşündüğümüzden çok daha sık kesiştiğini görürüz.

Bunun önemli bir nedeni, matematiğin kendisinin de güçlü bir hayal gücü gerektirmesidir. Farklı büyüklüklerde sonsuzluklar, dört ya da daha fazla boyutlu uzaylar, olasılıklarla şekillenen dünyalar veya yalnızca mantıksal kurallarla tanımlanan soyut yapılar, pek çok kurmaca fikir kadar şaşırtıcıdır.

Bu nedenle matematik, yazarlar için yalnızca teknik bir ayrıntı değildir. Yeni dünyalar kurmanın, alışılmış düşünme biçimlerini sorgulamanın ve bazen de insan toplumunu farklı bir gözle eleştirmenin bir yolu olmuştur.

Matematik Edebiyata Ne Zaman Girdi?

Matematiğin edebiyatta kullanılması modern döneme özgü bir durum değil. Bunun bilinen erken örneklerinden biri MÖ 414 yılında Aristophanes’in yazdığı Kuşlar adlı komedide karşımıza çıkar.

Oyunun bir sahnesinde Atinalı geometrici Meton, elinde ölçüm araçlarıyla sahneye çıkar ve kurulacak kentin geometrik düzenini anlatır. Bir çemberin içine kare çizmekten, merkezde yer alacak pazar yerine doğru uzanan düz sokaklardan söz eder.

Matematik sonraki yüzyıllarda da edebiyatta farklı biçimlerde kendine yer buldu. 1666’da Margaret Cavendish’in The Blazing World adlı eserinde başka bir gezegende yaşayan bazı canlıların başarılı matematikçiler olduğu anlatılır.

Yaklaşık altmış yıl sonra Jonathan Swift, Gulliver’in Gezilerinde matematik ve müziğe takıntılı Laputalıları yaratır. Laputa’da bu ilgi gündelik yaşamın içine kadar girmiştir. Yiyecekler bile matematiksel şekiller ya da müzik aletleri biçimindedir.

Ancak matematik ile edebiyat arasındaki bağ özellikle 19. yüzyılda belirginleşti. Sanayileşmenin hızlanması, bilim ve mühendisliğe duyulan ilginin artması ve aynı dönemde matematikte yaşanan büyük dönüşümler, edebiyatı da etkiledi.

Lewis Carroll Matematik ile Edebiyatı Nasıl Birleştirdi?

Matematik ile edebiyatın kesiştiği en dikkat çekici isimlerden biri Lewis Carroll’dır. Asıl adı Charles Dodgson olan Carroll, Oxford’da matematik eğitimi aldı ve daha sonra Christ Church’te matematik dersleri verdi. Bu nedenle eserlerindeki matematiksel göndermeler onun düşünme biçiminin doğal bir parçasıydı.

Alice Harikalar Diyarında ve Aynanın İçinden bu yaklaşımın en bilinen örnekleridir. Carroll burada matematiksel düşünceyi doğrudan formüllerle anlatmaz. Bunun yerine ölçülerin değiştiği, mantığın ters yüz olduğu, sözcüklerin ve kuralların alışıldık anlamlarını kaybettiği bir dünya kurar. Böylece matematiğin özellikle mantık ve soyutlama yönünü edebi bir oyuna dönüştürür.

Matematik ve Edebiyat İlişkisi: Kitapların İçindeki Matematik

Carroll doğrudan matematik ve mantık üzerine yazdığı kitaplarda da aynı yöntemi kullandı. The Game of Logic adlı eserinde mantıksal önermeleri ve çıkarımları bir oyun aracılığıyla açıkladı. Euclid and His Modern Rivals adlı kitabında ise Öklid’in hayaletinin yer aldığı bir oyun kurguladı.

Flatland Matematiği Nasıl Bir Hikâyeye Dönüştürdü?

Matematiğin kurmacayla birleştiği en ünlü eserlerden biri Edwin Abbott’ın 1884’te yayımlanan Flatland: A Romance in Many Dimensions adlı kitabıdır.

Flatland’de yaşayan herkes geometrik şekillerden oluşur. Kadınlar çizgilerle temsil edilirken alt sınıftaki erkekler dar açılı üçgenlerdir. Toplumsal statü yükseldikçe erkeklerin biçimleri eşkenar üçgenlere ve giderek daha fazla kenarı olan çokgenlere dönüşür.

En üst tabakadakiler ise kenar sayıları arttıkça neredeyse bir çemberden ayırt edilemez hale gelir. Böylece Abbott, dönemin katı sınıf düzenini ve özellikle kadınların toplumdaki konumunu geometrik biçimler üzerinden hicveder.

Kitabı bugün hâlâ ilgi çekici kılan özelliklerden biri boyut kavramını anlaşılır bir hikâyeyle ele almasıdır. İki boyutlu bir dünyada yaşayan bir varlık üçüncü boyutu kavramaya çalışır. Bu durum okuru da kendi üç boyutlu deneyiminin dışına çıkmaya zorlar. Bir düzlemde yaşayan biri için “yukarı” yönünü düşünmek zordur. Benzer biçimde dördüncü bir uzaysal boyut da bizim sezgilerimizin dışında kalır.

Abbott’ın fikri daha sonra başka yazarlara da ilham verdi. Kanadalı matematikçi ve bilgisayar bilimci A. K. Dewdney, 1984 tarihli The Planiverse adlı eserinde bütünüyle iki boyutlu bir dünya tasarladı. Bu dünyada fizik yasaları ve canlıların anatomisi de iki boyuta göre işler. Ian Stewart ise 2001’de yayımladığı Flatterland ile Abbott’ın hikâyesini yeniden ele aldı.

Edebiyatta Matematik Geometriden İbaret Değildir

Matematiğin edebiyattaki yeri geometri ve boyutlarla sınırlı değildir. Sayılar, sonsuzluk, olasılık, mantık ve kriptografi de birçok yazarın kurduğu dünyanın parçası olmuştur.

Matematik ve Edebiyat İlişkisi: Kitapların İçindeki Matematik
Edgar Allan Poe de matematiksever bir yazardır.

Edgar Allan Poe bazı öykülerinde şifre çözmeyi olay örgüsünün merkezine taşır. Dostoyevski ise matematiksel kesinlik fikrini insan özgürlüğü üzerinden sorgular. Ursula K. Le Guin de Mülksüzler romanında kurmaca bir fizik kuramını hikâyenin önemli unsurlarından biri haline getirir.

Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, bazı kısa öykülerinde matematik ile felsefeyi bir araya getirir. İlk kez 1941’de İspanyolca yayımlanan “Babil Kitaplığı”nda evreni devasa bir kütüphane olarak tasarlar. Bu kütüphanede, belirli bir uzunluk ve karakter kümesiyle yazılabilecek bütün olası kitaplar bulunur.

Borges, her kitabı 410 sayfa olarak kurgular. Kullanılan karakterler yirmi iki harf, nokta, virgül ve boşluktan oluşur. Bu karakterlerin mümkün olan her kombinasyonu kütüphanenin bir yerinde yer alır.

Bu nedenle kitapların yalnızca çok küçük bir bölümü anlamlı birkaç cümle içerir. Buna karşılık şimdiye kadar yazılmış ya da gelecekte yazılacak her metin, bu akıl almaz büyüklükteki koleksiyonun bir yerindedir.

20. yüzyılda matematiksel ve bilimsel fikirleri kurmacayla anlatan yazarların sayısı daha da arttı. Arthur C. Clarke, Isaac Asimov ve George Gamow, 1940’lardan itibaren hem bilimkurgu hem de popüler bilim alanında yazan önemli isimler arasında yer aldı. Bu yazarlar kimi zaman gerçek bilim ile kurmacayı aynı anlatıda buluşturdu.

George Gamow bunu özellikle Bay Tompkins’i konu alan dört kitabında yaptı. Bay Tompkins, ünlü bir fizik profesörünün kızıyla nişanlı sıradan bir banka memurudur. Rüyalarında fiziksel sabitlerin değiştiği dünyalara gider. Bu sayede görelilik, atom fiziği ve modern kozmoloji gibi konuları doğrudan deneyimliyormuş gibi öğrenir.

Matematik Kurmacayı, Kurmaca Matematiği Açıklar mı?

Matematik ile edebiyat arasındaki ilişki yalnızca yazarların matematiksel fikirlerden esinlenmesiyle sınırlı değildir. Bazen kurmaca, matematiğin kendisini anlatmanın bir yoluna dönüşür.

Bunun dikkat çekici örneklerinden biri bilgisayar bilimci Donald Knuth’un Surreal Numbers: How Two Ex-Students Turned On to Mathematics and Found Total Happiness adlı kısa romanıdır. Knuth bu kitapta John Horton Conway’in geliştirdiği sürreal sayıları kurmaca bir hikâye içinde anlatır. Kitap aynı zamanda bu yeni sayı sistemini tanıtan ilk yayımlanmış eser olma özelliğini taşır.

martin gardner

Martin Gardner da matematiği geniş kitlelere ulaştırmak için oyunlardan, bilmecelerden ve zaman zaman kurmaca karakterlerden yararlandı.

1956’da Scientific American dergisinde başladığı “Mathematical Games” köşesi yaklaşık çeyrek yüzyıl sürdü. Gardner, Conway’in Yaşam Oyunu’ndan Penrose döşemelerine kadar pek çok matematiksel fikri teknik ayrıntılara boğmadan okurlara tanıttı.

Douglas Hofstadter ise 1979 tarihli Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid adlı kitabında bu yaklaşımı daha da ileri taşıdı. Gödel’in eksiklik teoremleri, mantık, öz gönderim ve bilinç gibi zor konuları Akhilleus ile Kaplumbağa arasında geçen hayali diyaloglarla anlattı. Kitap aynı yıl Pulitzer Ödülü kazandı.

Matematik teması zamanla sinemada da görünür hale geldi. John Nash’in yaşamından esinlenen A Beautiful Mind, Ramanujan’ı anlatan The Man Who Knew Infinity ve matematik yeteneğini merkezine alan Good Will Hunting bunun bilinen örnekleridir. Pi ise matematiği bu kez gerçek bir matematikçinin yaşamından değil, sayıların içinde gizli bir düzen bulmaya çalışan kurmaca bir karakter üzerinden ele alır.

Matematik ile edebiyat farklı araçlar kullanır. Ancak ikisi de dünyayı anlamaya ve onun hakkında yeni olasılıklar düşünmeye çalışır. Bu nedenle sayılarla hikâyelerin yan yana gelmesi aslında ilk bakışta göründüğü kadar şaşırtıcı değildir.

Okuma Önerisi: Şimdiye Kadar Yazılmış En Tuhaf 5 Kitap


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

  • From Alice in Wonderland to the Hitchhiker’s Guide: top 10 books about mathematics; https://www.theguardian.com
  • Darling, David & Banerjee, Agnijo. Weirdest Maths. London: Oneworld Publications, 2018.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir

1 Yorum