Matematikle arası iyi olmayan birçok kişi, kendini teselli etmek için “Einstein bile matematikte kötüymüş, benim nasıl iyi olsun?” gibi ifadeler kullanır. Peki, bu gerçekten doğru mu? Einstein başarısız bir öğrenci miydi? Özellikle matematikte zayıf mıydı?

Einstein hakkında en yaygın iddialardan biri, ilkokul matematiğinde başarısız olduğudur. Bu, doğru olup olmadığına bakılmaksızın kulağa oldukça etkileyici geldiği için sürekli tekrar edilen türden bir hikâyedir. Gerçekte ise durum böyle değildir. Einstein çok küçük yaşlardan itibaren matematikte başarılı bir öğrenciydi. Nitekim kendisi de şöyle demiştir:
“Matematikte hiç başarısız olmadım. On beş yaşıma gelmeden önce diferansiyel ve integral hesabı öğrenmiştim.”

Einstein’ın okul notları inişli çıkışlıydı. İlk sınıfı atlamasına rağmen ilkokulda oldukça başarılıydı ve sürekli yüksek notlar alıyordu. Ancak ortaokul yıllarında derslerine karşı daha seçici bir yaklaşım benimsedi. Matematik ve Latince gibi ilgi duyduğu alanlarda üstün başarı gösterirken, Yunanca gibi sevmediği derslerde düşük notlar alıyordu.
Askerî disipline dayalı katı okul sisteminden hoşlanmayan Einstein, buna rağmen kendi kendine öğrenmekten büyük keyif alıyordu. On iki yaşına geldiğinde ileri matematiği kendi başına öğrenmeye başlamış, kısa sürede okul müfredatını geride bırakmıştı. Aşağıda, Einstein’ın 17 yaşında aldığı lise karnesini görüyorsunuz.

Einstein’ın erken yaşlarda başarısız olduğu yönündeki bu efsane açıkça temelsizdir. Ancak bu, onun en başından itibaren herkes tarafından bir dâhi olarak görüldüğü anlamına da gelmez.
Einstein Okulda Neden Zorlandı?
Einstein’ın erken yaşamı, birçok insan gibi, hem ona inanan kişilerle hem de potansiyelini küçümseyenlerle doluydu. Öğretmenleri, ailesi ve arkadaşları arasında onu destekleyenler vardı; ancak bazıları onun yeteneklerine güvenmiyor ve başarılı olacağına inanmıyordu.

Einstein’a ders verenler arasında en saygın isim matematikçi Hermann Minkowski’ydi. Minkowski, 18 yaşında Fransız Bilimler Akademisi’nin Matematik Ödülü’nü kazanmış, 20 yaşında doktorasını tamamlamış ve döneminin en parlak matematikçilerinden biri olarak kabul edilmişti. Ayrıca, 19. ve 20. yüzyılın en büyük matematikçilerinden biri sayılan David Hilbert’in yakın arkadaşıydı.
Minkowski, günümüzde ETH Zürih olarak bilinen Eidgenössische Polytechnikum’da Einstein’ın hocasıydı. Einstein’ı şu sözlerle tanımlıyordu:
- “Dersleri sürekli asardı.”
- “Gerçekten çok tembeldi; matematikle neredeyse hiç ilgilenmezdi.”
- “Matematik eğitimi pek de sağlam değildi.”
Minkowski, bir öğretmen olarak öğrencilerini değerlendirirken performansı temel ölçüt olarak kabul ediyordu. Ona göre bir öğrencinin başarısı, verilen problemleri anlama, doğru matematiksel yöntemleri kurma ve çözümü adım adım doğru şekilde uygulama becerisiyle ölçülmeliydi.
Ayrıca derslere katılım, sorulan soruların niteliği ve öğrencinin merakı da değerlendirmeye dahil edilmeliydi. Bu ölçütler dikkate alındığında, Minkowski’nin Einstein’ı düşük performanslı bir öğrenci olarak değerlendirmesi kendi açısından tutarlı görünüyordu.
Ancak bu değerlendirme, önemli bir gerçeği gözden kaçırıyordu. Performans ile potansiyel aynı şey değildir. Bir öğrencinin o anki başarımı, onun gelecekte neler başarabileceğini her zaman doğru şekilde yansıtmaz.
Düşük performans gösteren bazı öğrenciler, henüz gerekli çalışma alışkanlıklarını geliştirmemiş olabilir. Bazıları derin kavrayışa sahip olmalarına rağmen bunu problem çözme becerlerine yeterince yansıtamayabilir. Einstein örneği, bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.
Performans, potansiyel ile aynı şey değildir.
1890’ların sonu ile 1900’lerin başında, Einstein’a Minkowski ve diğer birçok profesörünün baktığı gibi bakmak oldukça kolaydı.

Minkowski, ikinci dereceden formlar ve çok sayıda değişken ile boyuta sahip problemlerin geometrik özellikleri üzerine çalışıyor, geometrik yöntemlerle sayı teorisi arasındaki bağlantıları güçlendiren önemli ilerlemeler kaydediyor ve matematikte kendi adıyla anılan birçok kavram ortaya koyuyordu. Buna karşılık Einstein, akademiyi tamamen bırakmış ve İsviçre Patent Ofisi’nde bir memur olarak çalışmaya başlamıştı.
Ancak Minkowski’nin bilmediği bir gerçek vardı. 1900 yılında Zürih’ten mezun olduktan sonra Einstein, bir yandan eğitimine devam ediyor, bir yandan da fizik ve matematik alanlarında çalışmalarını sürdürüyordu. Eski sınıf arkadaşlarıyla iletişimini koruyor ve onlarla birlikte yeni problemler ile güncel bilimsel makaleler üzerinde çalışıyordu.
Einstein, bu tür bağımsız çalışmalar sayesinde fikirlerini olgunlaştırmış ve bunları kapsamlı, sağlam fiziksel ve matematiksel teorilere dönüştürecek yetkinliği geliştirmiştir.
Sonuç Olarak
Minkowski, Einstein’a ders verdikten birkaç yıl sonra, görelilik teorisiyle doğrudan ilişkili ilk matematiksel uzay-zaman modelini geliştirdi. Bu model, günümüzde fizikçiler tarafından hâlâ kullanılmaktadır ve Minkowski uzayı olarak bilinmektedir.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Einstein’s top professor didn’t believe in his abilities. Kaynak site: Big Think. Yayınlanma tarihi: 17 Ekim 2023. Bağlantı: Einstein’s top professor didn’t believe in his abilities
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



