Gizemi Çözülememiş Bir Alet: Antikythera

1900’lerde, bir grup sünger avcısı sualtında bir gemi batığı ile karşılaştılar. Eski bir Roma ticaret gemisi olan batıkta, heykeller ve gümüş paralar gibi pek çok olağan buluntunun yanında, bir de olağan dışı bir nesne vardı: Antikythera düzeneği…

Alet, adını Girit ya­kınlarında bulunan Antikhythera adlı kü­çük bir adadan alıyor. Arkeologlar o dönemde M.Ö. 2’inci yüzyı­la ait olduğu düşünülen bu bronz alet karşısında şaşkınlığa düşmüş, işlevi konusunda kararsız kalmıştı. Çok sayıda parçadan oluşan aletin, ahşaptan dolap gibi bir kutunun içine gömülü olarak ta­sarlandığı düşünülüyor. Aletin, yapıldığı tarihi izleyen 1000 yıl için bile en karma­şık makine olduğu tahmin ediliyor. Ciha­zın elle çevrilen bir kolla çalıştığı varsayı­lıyor.

Bu alet ne amaçla yapılmış ve nasıl kullanılmış derseniz…

Bir kol saatinden daha karmaşık olan, aletin içindeki mekanizmanın çiziminden yola çıkarak keşfinden itibaren bu alet hakkında pek çok varsayımda bulundu bilim insanları.

Kimisine göre bu alet Güneş ve Ay tutulmalarının Dünya, Ay ve Güneş’in birbirlerine konumundan bilinmesine yarıyordu, kimisi için bir gökbilim saati idi, kimisine göre de ge­zegenlerin hareket ve Dünya’ya göre konumlarını gösteren gökbilimsel bir pusu­la…

Antikythera Düzeneği, Eski Yunanlar’ın karmaşık mekanik düzenekler yapmaya yarayan teknolojiye sahip olduklarını gösteriyor. Kimi uzmanlara göre bu teknoloji, daha sonra Arap dünyasına geçmiş, oradan da Avrupa’ya taşınmıştır. Bugün, Antikythera Düzeneğinin aslı, Yunanistan’ın Atina kentindeki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Yanında da, uzmanlar tarafından yapılmış çalışır bir kopyası bulunuyor. Düzeneğin bir başka kopyasıysa, ABD’de, Montana’daki Amerikan Bilgisayar Müzesi’nde sergileniyor.

Yine de öyle görünüyor ki, daha sağlıklı bilgiler için aletin benzerlerinin gün yüzüne çıkarılması gerek. Bunun ya­nında insanların gökbilimsel saatler yap­ması yalnızca o döneme ait bir olgu değil.

Güneş’in, Ay’ın ve gezegenlerin konumla­rını gösteren aletler çağlar boyunca yapılagelmiş. Çoğunlukla Dünya merkezli dü­şüncenin etkisiyle yapılan bu saatlerin en ünlüsü Prag’da bulunuyor.

Gökbi­lim Saati ya da Prag Orloj adıyla bilinen bu yapıt, göksel hareketleri gösteren ku­sursuz bir saat kulesi. Saatin yapımına 1410 yılında başlanmış. Saat 1490’da bir takvim kadranı eklenerek son halini almış. Saa­tin 1552 yılından sonra durmaya başladı­ğı ve kimi zaman hatalar yaptığı biliniyor. Bu nedenle çeşitli onarımlar geçiren saa­ti eski haline getirmeye çalışan ilk kişi, ünlü bir saat ustası olan Jan Toborsky.

Saatin yapımına 1410 yılında başlanmış. Saat 1490’da bir takvim kadranı eklenerek son halini almış. Saa­tin 1552 yılından sonra durmaya başladı­ğı ve kimi zaman hatalar yaptığı biliniyor. Bu nedenle çeşitli onarımlar geçiren saa­ti eski haline getirmeye çalışan ilk kişi, ünlü bir saat ustası olan Jan Toborsky.

Orloj’un gökbilim kadranı, Orta­çağ gökbiliminde kullanılan usturlaplar gibi düşünülebilir. Bu düzeneğe büyük bir mekanik usturlap demek yanlış ol­maz.

Hatta Orloj, o dönemde yapılmış il­kel bir planetaryum olarak da değerlendi­rilebilir. Dünyayı simgeleyen kadranın üzerinde bir Zodyak halkası (takım yıldız­ların yıl boyunca tutulum kuşağında al­dıkları konumları gösteren halka), Gü­neş’i ve Ay’ı simgeleyen iki küçük ikon görmek mümkün.

Kadranın üzerindeki değişik işaretler bu aletin hem saat, hem takvim hem yerin ve gökcisimlerinin ha­reketini gösteren çok amaçlı bir düzenek olduğunu gösteriyor.

Yüzyıllar içinde çe­şitli onarımlar geçiren bu saatin karşılaş­tığı en büyük tehlike, ülkenin Nazi işgali sırasında bölgenin bombardımanı sırasın­da yaşanmış. Yöre halkının gayretleri so­nucunda saat günümüze kadar gelmeyi başarmış.

Kaynak:

  • Bilim teknik 2007 Ocak Sayısı

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı