
Üstel büyümenin etkisi, onunla nasıl bir ilişki içinde olduğunuza bağlıdır. Borsadaki üstel büyümenin iyi mi kötü mü olduğu, yatırım yapıp yapmadığınıza göre değişir. Benzer şekilde konut fiyatlarındaki üstel artış, ev sahipleri ile kiracıları farklı biçimlerde etkiler.
Ancak bu tür büyümenin klasik bir örneğinde, yapılan öngörü şaşırtıcı ölçüde doğru çıkmış ve sonuçları neredeyse herkes için son derece yararlı olmuştur.
1960’ların başında yarı iletken teknolojisinin gelişmesi, mikroelektronik sektöründe entegre devrelerin üretilmesini sağladı. Entegre devreler, daha önce birçok ayrı silikon çip gerektiren işlemlerin tek bir çip üzerinde yapılmasına imkân verdi. Bu da performansta büyük bir sıçrama yarattı.
Hatta entegre devrelerin geliştirilmesinin Apollo Ay görevlerini mümkün kıldığı bile söylenebilir. Çünkü NASA, 1960’ların başında bu teknolojinin en büyük tekil alıcısıydı. Bu alandaki önemli atılımlar, Fairchild Technologies’te Robert Noyce tarafından gerçekleştirildi.
Ancak entegre devrelerin başarısı bu ilk gelişmelerle sınırlı kalmadı. Bu teknolojinin asıl gücü, küçültülebilmesiydi. Bileşenler küçültülüp bir çipe daha fazla transistör yerleştirildikçe çiplerin performansı da arttı. Bu ölçekte temel hız sınırı ışık hızına yaklaşır; bu nedenle bileşenlerin küçülmesi daha hızlı işlemcilerin önünü açtı.
Moore Yasası Nedir?
1965’e gelindiğinde Fairchild’in araştırma ve geliştirme direktörü Gordon Moore, teknolojideki son eğilimlerin bir çip üzerindeki transistör sayısında, dolayısıyla bilgi işlem gücünde üstel büyümeye işaret ettiğini fark etti. Moore, bu gözleme dayanarak Electronics dergisi için yazdığı makalede ünlü öngörüsünü yaptı:
“Minimum bileşen maliyeti için karmaşıklık, yılda yaklaşık iki kat artmıştır. Kısa vadede bu hızın devam etmesi, hatta artması beklenebilir. Daha uzun vadede artış hızı biraz daha belirsizdir; ancak en az 10 yıl boyunca hemen hemen sabit kalmayacağına inanmak için bir neden yoktur.”

Başka bir deyişle Moore, transistör sayısının her yıl ikiye katlandığını gördü ve bu eğilimin 1975’e kadar sürebileceğini öngördü. Böylece sonraki on yıl için üstel büyüme tahmininde bulundu. Daha sonra Moore bu öngörüsünü 1980’e kadar uzattı; ardından artışın iki yılda bir ikiye katlanma biçimine dönüşebileceğini söyledi.
Moore’un öngörüsünü test etmek için zamanı x eksenine, transistör sayısını ise logaritmik ölçekle y eksenine yerleştirerek bir grafik çizebiliriz. Sonuçlar şöyledir:

İlk bakışta Moore’un öngörüsünün şaşırtıcı derecede iyi işlediğini görmek mümkündür. Veriler neredeyse düz bir çizgi üzerinde yer alır.
Asıl dikkat çekici nokta ise x eksenidir. Burada zaman 1975 ya da 1980’de bitmez; 2020’ye kadar uzanır. Gordon Moore’un 1960’larda ihtiyatlı biçimde öngördüğü üstel büyüme 50 yıldan uzun süre devam etmiştir. Çipler, binden az transistörden 50 milyarın üzerinde transistöre ulaşmıştır.
Moore Yasası’nın bu kadar doğru çıkması özellikle dikkat çekicidir; çünkü onu yöneten fiziksel bir yasa yoktur. Bu yasa, Fairchild ve daha sonra Moore ile Noyce’un 1968’de kurduğu Intel gibi şirketlerde süren yeniliklerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Pek çok fikir ve teknolojik atılım bu eğilimi desteklemiştir.
Cihazlar nanometre ölçeğine indikçe ve atomların boyutları önem kazanmaya başladıkça son dönemde küçük bir yavaşlama görülse de, Moore Yasası birçok kesin son tahmine rağmen büyük ölçüde geçerliliğini korumuştur.
Moore Yasası Neden Başarılı Oldu?
Gerçek büyümenin ilk öngörüyle bu kadar uyumlu olmasının olası bir açıklaması, Moore Yasası’nın bir yol haritası gibi işlemesidir.
Başka bir deyişle, sektörün önde gelen bir ismi tarafından bu kadar açık bir hedefin ortaya konması, şirketlere ulaşmaları gereken bir çıta sağlamış ve onları Moore Yasası’nın işaret ettiği sayılara ulaşmak için yenilik yapmaya teşvik etmiştir.
Benzer üstel iyileşmeler Swanson Yasası’nda da vardır. Bu yasa, güneş panellerinin maliyetinin her on yılda dörtte bire düştüğünü öne sürer ve teknolojik gelişmeler ile üretim alanındaki iyileşmelerin nasıl bileşik kazançlar yaratabileceğini gösterir.
Nedeni ne olursa olsun, bilgi işlem gücündeki bu üstel büyüme modern dünyayı şekillendirmiştir. Bugün cep telefonlarımız geçmişin süper bilgisayarlarına denk bir güce sahiptir. Bu gücü görüntüleri sınıflandıran ya da dilleri çeviren yapay zekâ algoritmalarını çalıştırmak için kullanırız. Bu nedenle Gordon Moore’un rolünü ve üstel büyüme öngörüsünü hatırlamak gerekir.

Sonra Ne Olacak?
Moore Yasası’nın sona ermesi, bilgisayarların gelişiminin duracağı anlamına gelmiyor. Ancak mühendisler artık performansı yalnızca transistörleri küçülterek artıramıyor. Bu nedenle sektör, daha hızlı ve verimli sistemler kurmak için farklı yollar deniyor.
Yeni dönemde çip tasarımı daha büyük önem taşıyor. Şirketler işlemcileri belirli görevler için özel olarak geliştiriyor. Yapay zekâ çipleri, grafik işlemciler ve veri merkezlerine özel işlemciler bu yaklaşımın öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.
Mühendisler ayrıca çip içindeki parçaları daha akıllı biçimde yerleştiriyor. Parçalar birbirine yaklaştıkça veri daha kısa mesafe kat ediyor. Bu da hızı artırıyor ve enerji tüketimini azaltıyor.
Kuantum ve fotonik işlemciler de gelecekte rol oynayabilir. Ancak bu teknolojiler klasik bilgisayarların yerini tamamen almayacak. Daha çok belirli ve zor problemleri çözmek için tamamlayıcı araçlar olarak kullanılacak. Kısacası Moore Yasası sonrası dönem bir gerileme değil, yeni bir tasarım dönemidir.
Daha fazla bilgi için: Moore Yasası’nın doğuşunda önemli rol oynayan mühendislerin hikâyesini “Silikon Vadisi’ni Silikon Vadisi Yapan Hain Sekizli” başlıklı yazımızda anlattık.
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- Waldrop, M.. (2016). The chips are down for Moore’s law. Nature News. 530. 144. 10.1038/530144a.
- Moore’s law. The famous rule of computing has reached the end of the road. So what comes next?. Yayınlanma tarihi: 26 Ocak 2026.. Kaynak site: Conversation. Bağlantı: https://doi.org/10.64628/AB.cx74sh6wh
Matematiksel



