Sosyoloji

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!

Bilime güvenmek, onu sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine, bilimi değerli kılan şey tam da sorgulamayı belli bir yöntemle yapmasıdır.

Çoğumuz için bilim, okulda öğrendiğimiz bilgilerle başlar. Bir şeyleri ezberler, deneyleri kitaptaki sonuca ulaştırmaya çalışır, sonra da doğru cevabı verip vermediğimize göre değerlendiriliriz. Oysa gerçek bilim bundan çok daha fazlasıdır. Bilim, yalnızca bilgilerin toplamı değil, aynı zamanda bu bilgileri sürekli sınayan ve gerektiğinde düzelten bir yöntemdir.

Bu nedenle “bilime güvenmek” ile “her söyleneni sorgusuz kabul etmek” aynı şey değildir. Elbette kurumlara, şirketlere ya da otoritelere kuşkuyla yaklaşmak için haklı nedenlerimiz olabilir. Ancak bu kuşku, sağlam kanıtlarla desteklenen bilimsel sonuçları tümden reddetmeye dönüştüğünde başka bir sorun başlar.

Son yıllarda bilime duyulan güvenin aşınmasında, özellikle bazı yaygın mitlerin büyük payı var. Bu mitler çoğu zaman kulağa mantıklı gelir. Fakat yakından bakıldığında, bilimin nasıl işlediğini yanlış anlamamızdan beslendikleri görülür. Peki bilime olan güvenimizi sarsan bu mitler neler?

Mit 1: Bilim, parayı verenin istediği sonucu üretir

Bilime Ne Kadar Güveniyorsunuz? İşte Bilime Olan Güvenimizi Sarsan 4 Mit!
Günümüzde hiç de azımsanmayacak sayıda insan, bilimsel çalışma sonuçlarının şirketlerin veya kişilerin fonlamasından etkilendiğine inanmaktadır.

Bilime duyulan güvensizliğin en yaygın nedenlerinden biri, araştırmaları kimin finanse ettiğiyle ilgilidir. Bu görüşe göre bir bilimsel çalışma belli bir şirket, kurum ya da sektör tarafından destekleniyorsa, sonuçları da kaçınılmaz olarak o yapının çıkarlarına hizmet eder.

Bu kuşkunun tamamen temelsiz olduğunu söyleyemeyiz. Tarihte bunun kötü örnekleri vardır. Tütün endüstrisinin sigaranın zararlarını gizlemek ya da önemsiz göstermek için araştırmaları manipüle ettiği bilinmektedir. Benzer biçimde bazı sektörlerin kendi çıkarlarını korumak için bilimsel görünümlü ama zayıf çalışmalar ürettiği de olmuştur.

Ancak buradan “finanse edilen her araştırma güvenilmezdir” sonucuna varmak doğru değildir. Çünkü bilimsel bir çalışmanın değeri, onu kimin desteklediğinden çok, nasıl yapıldığıyla ölçülür. Yöntem açık mı? Sonuçlar başka araştırmalarla uyumlu mu? Aynı çalışma farklı ekipler tarafından tekrarlandığında benzer sonuçlar elde ediliyor mu?

Bilimde hatalı ya da hileli çalışmalar elbette vardır. Bu nedenle bazı makaleler geri çekilir, bazı sonuçlar zamanla düzeltilir. Fakat bu durum bilimin zayıflığı değil, kendini denetleyen yapısının bir sonucudur.

Bu yüzden yalnızca “bu çalışmayı şu kurum desteklemiş” demek, tek başına bir araştırmayı geçersiz kılmaz. Geçerli bir eleştiri için güçlü kanıt gerekir. Aksi halde bilimsel sonucu tartışmak yerine, sonucu beğenmediğimiz için kaynağı suçlamış oluruz.

Mit 2: Bilim İnsanları Bizi Kandırıyor

Bilime duyulan güveni zedeleyen bir başka yaygın düşünce de şudur: Bilim, toplum neye inanıyorsa ya da güçlü gruplar neyi istiyorsa ona göre yön değiştirir.

Bu düşünce özellikle bilimsel sonuçlar bazı kişilerin ya da sektörlerin işine gelmediğinde güç kazanır. Böyle durumlarda bilimsel araştırmalarla yüzleşmek yerine, kamuoyunu etkilemeye dönük iddialar öne çıkar. Bu iddialar çoğu zaman kulağa ikna edici gelir. Çünkü bir konuda uzman değilsek, güvendiğimiz birinin söylediği basit ve duygusal bir açıklama bize bilimsel verilerden daha anlaşılır gelir.

Bunun örneklerini sağlık, beslenme, aşılar, iklim değişikliği ve evrim gibi birçok alanda görürüz. Bazı insanlar mikropların hastalıklara yol açtığını, HIV ile AIDS arasındaki bağlantıyı, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ya da canlıların evrim geçirdiğini reddeder.. Ancak çok sayıda insanın bir fikre karşı çıkması, o fikri bilimsel olarak yanlış yapmaz..

Bilim kamuoyu yoklamasıyla ilerlemez. Bilim insanları bir iddiayı gözlemle, deneyle ve kanıtla sınar. Aynı koşullarda tekrarlanan deneyler aynı sonucu veriyorsa, bu sonuç kişisel görüşlerden bağımsız olarak anlam kazanır.

Bu nedenle bir bilimsel sonucu değerlendirirken “kaç kişi buna inanıyor?” sorusundan çok “kanıtlar ne gösteriyor?” sorusunu sormamız gerekir.

Mit 3: Bilim yalnızca gerçekleri söyler, yorum yapmaz

Bilim hakkında sık duyduğumuz bir başka yanlış düşünce de şudur: Bilim bize yalnızca gerçekleri verir. Bu gerçeklerden sonuç çıkarmak, yorum yapmak ya da ne yapılması gerektiğini söylemek artık bilimin alanına girmez.

İlk bakışta bu düşünce makul görünür. Çünkü hiç kimse bilim insanlarının topluma tepeden bakan bir otorite gibi davranmasını istemez. Ancak bilimi yalnızca “bulunmuş gerçekler listesi” gibi görmek de eksik bir yaklaşımdır.

Bilim hem bir bilgi birikimidir hem de bir yöntemdir. Bugüne kadar yapılan gözlemler, ölçümler ve deneyler bu birikimi oluşturur. Yeni bir bulgu ortaya çıktığında bilim insanları onu tek başına değerlendirmez. Onu, daha önce öğrendiklerimizle birlikte ele alır.

Aynı zamanda bilim, doğayı kontrollü biçimde sorgulama sürecidir. Bir olayın nedenini anlamak için başka etkileri ayırmaya, ölçmeye ve karşılaştırmaya çalışır. Bu nedenle bilim insanları yalnızca “şu gerçek var” demekle kalmaz. Bu gerçeğin ne anlama geldiğini, hangi sonuçlara yol açabileceğini ve hangi koşullarda ne beklememiz gerektiğini de açıklar.

Mit 4: Bilim artık sorgulanamaz hale gelmiştir

Bilime karşı sık dile getirilen bir başka itiraz da şudur: Bilim insanları bazı konuları “kesinleşmiş” kabul eder ve artık kimsenin bunları sorgulamasına izin vermez.

Bir araştırmanın bilimsel araştırma olabilmesi için alanında uzmanlar tarafından hazırlanması, ortada araştırılması gereken bir probleminin olması, süreçlerinin sistematik olması, mantıksal ve rasyonel (akla dayanan) olması gerekir.

Gerçekten de bilim tarihinde eski fikirlerin yerini daha güçlü açıklamalara bıraktığı birçok örnek vardır. Kepler, gezegenlerin hareketini daha iyi açıklayarak eski modelleri değiştirdi. Einstein, Newton fiziğinin geçerli olmadığı sınırları gösterdi. Bilim tarihi, sorgulamanın ve daha iyi kanıtların açtığı yollarla ilerledi.

Ancak buradan “herkes her bilimsel sonucu istediği gibi çürütebilir” sonucu çıkmaz. Bilim elbette sorgulanır. Hatta bilim insanları kabul görmüş kuramları sürekli sınar. Fakat bu sorgulama kişisel sezgilere, ideolojik itirazlara ya da “bana mantıklı gelmiyor” duygusuna dayanmaz. Gerçek bir bilimsel itiraz, kanıt ister. Ölçüm ister. Test etmesi mümkün öngörüler ister.

Bir kuramı sorgulamak istiyorsanız, önce onun ne söylediğini doğru anlamanız gerekir. Sonra bu kuramın hangi sonucu öngördüğünü gösterir, deney ya da gözlemle bu sonucu test edersiniz. Elde ettiğiniz veriler kuramla uyuşmuyorsa, bilim bunu ciddiye alır.

Bu nedenle Dünya’nın düz olduğunu ya da iklim değişikliğinin uydurma olduğunu söylemek tek başına bilimsel bir itiraz değildir. Bu iddiaların bilimsel değer kazanması için mevcut kanıtlardan daha güçlü açıklamalar sunması gerekir. Bugüne kadar bunu başaramadıkları için bilimsel uzlaşı değişmez.

Bilimin gücü, hiçbir zaman yanılmaz olduğunu iddia etmesinden gelmez. Tam tersine, hataları bulmaya açık olmasından gelir. Bilim insanları yeni kanıtları inceler, eski sonuçları yeniden sınar ve gerektiğinde bilgimizi düzeltir. Fakat bunu yaparken kişisel inançlara değil, doğadan gelen verilere bakar.

Sonuç olarak;

Sonuçta gerçekliği biz seçmeyiz. Gerçeklik, gözlem ve ölçümle karşımıza çıkar. Bilim de bu gerçekliği anlamak için elimizdeki en güvenilir yöntemdir. Bilime güvenmek, her bilim insanına körü körüne inanmak değildir. Kanıtların, uzmanlığın ve kendini düzeltebilen bir yöntemin değerini kabul etmektir.

Bu konuyu daha yakından incelemek isterseniz, Bilimsel Yöntem Tam Olarak Nedir ve Neden Çoğu İnsan Onu Yanlış Anlamaktadır? başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz.


Kaynaklar ve İleri Okumalar

  • 4 pervasive myths that cause us to abandon science ; Bağlantı: 4 pervasive myths that cause us to abandon science – Big Think ; Yayınlanma tarihi: 16 Mayıs 2024
  • Lisa A. et al. Tobacco industry manipulation of research. ; Bağlantı: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1497700/ ; doi: 10.1177/003335490512000215

Matematiksel

Melike Üzücek

Ankara Fen Lisesi'nden mezun oldum. Araştırma yapmayı ve sorgulamayı seven biriyim. Matematik ve biyoloji başta olmak üzere felsefe, astronomi, modern fizik ile ilgileniyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir