Anasayfa » BİLİM VE TOPLUM » Yengeç Sendromuna Psiko – sosyal Bir Bakış

Yengeç Sendromuna Psiko – sosyal Bir Bakış

“Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür.

Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçmayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır.

Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkânsızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz.”

Bu hikâye, sosyoloji literatüründe önemli bir perspektif olarak yerini alır. Aslında sonuçları toplumsal olsa da, bizzat bireyin kendisi tarafından bir anlayış olarak benimsenir. Bu noktada görev sosyal psikolojiye düşer.

Önce ne anladık hikâyeden bunu netleştirelim:

“Kıskançlık ve hatalı hırsın ortaya çıkardığı birlik olamama sonucundaki kötü son; bir hezimet.”

Yengeçlerin tamamında “ben başaramıyorsam sen de başarma(!)” anlayışı hâkim. Bundan ötürü kıskaçlar yardım için değil, engel için kıvrılmış.

-Hey dostum, bunu yapamazsın! Nereye gitmeyi düşünüyorsun böyle?! Bunu aklından çıkar ve hepimizin ait olduğu buraya dön!

Şimdi düşünelim bakalım, hepimiz; samimi olarak. Kaçımızı sevindiriyor evladımızla yarışan komşunun çocuğunun sınavlardan geçmesi, başka bir bayanın mutfaktaki mahareti, tüccar akrabamızın geniş kitlelerde alışveriş ağını yakalaması ya da akademisyen arkadaşımızın üstün başarıları?

Lütfen elinizi vicdanınıza koyun.

Şahsen benim gözlemlediğim kadarıyla bu gibi olaylarda mutluluktan çok hayal kırıklığı hissi yoğunlaşıyor insanlarımızda.

Ben üniversite sınavına hazırlanırken, bulunduğum dershanede en iyi sınıfa yerleşmeye aldığım sonuçlar ile hak kazanmıştım. Daha sonra, aynı lisede okuduğumuz samimi arkadaşlarımdan bir kaçının hakaretvari tepkisine maruz kalmış ve buna anlam verememiştim.

Özellikle bu olaydan sonra, bu gibi olaylara çokça dikkat etmiştim ki, hayret üstüne hayretler yaşamıştım.

Akraba ve komşuların içten içe girdikleri yarış ise bambaşka bir nitelikte.

Sosyal medyanın aktif kullanımı neticesinde bu gibi olayları çok daha sık görmek mümkün.

Toplumumuzda bu anlayışın hâkim olması aslında çok da eski değil, fakat ortaya çıkan sonuç hepimize malum. Gözler önüne serilen uluslararası gerilik, aslında bireysel çekemezliğin bir sonucu.

Peki sosyal psikoloji buna ne diyor? Aslında çok şey. Fakat ben sadece bir şeyden söz etmek istiyorum?

Nedir o?

Çekemezliğin statüsü.

Hasedin statüsü mü olurmuş? Olur efendim, maalesef oluyor.

Bakın aslında başkalarının başarılarını kıskanıp, ona kıskaç engeli uzatmak yerine hırslanıp hızlanmak da mümkün. Fakat bu imkânı kıskançlığın statüsü ortadan kaldırıyor. Evet, bilimsel bulgular bize bunu haber veriyor.

Kişinin kendini tanıması için başkalarıyla karşılaştırmalar yapması gibi bir ihtiyacı var. Yani hepimiz yetenek ve kanaatlerimizi başkalarınınki ile karşılaştırmaya ihtiyaç duyarız.

Buna dair yaşamsal örnekler ile karşılaşan sosyal psikologlar geniş çaplı araştırmalara girerler. Mesela Festinger (1954) yaptığı araştırmalar sonucunda “benzerlik hipotezini” ortaya atar.

İşte ben bu hipoteze “çekemezliğin statüsü” diyorum aynı zamanda.

Peki nedir bu statü mevzuu?

Bunu Filozof Russel’in şu sözüyle özetleyebilirim:

“Dilenciler misyonerleri değil, kendilerinden daha başarılı dilencileri kıskanırlar.”

Mesele anlaşıldı mı?

Dilenci dilenciyi, milyoner milyoneri kıyas için ölçüt alınca, ortaya çekemezlik çıkıyor. En kötüsü de bizim için motivasyon kaynağı olacak bir ihtiyaç, bizi kısır bir döngünün içerisine sokuyor.

Yani üretim için gerekli olan üst düzey kıyaslamalar yerine, yerinde sayan gereksiz kıskançlıklar bir veba gibi toplumu esir alıyor.

Kadim kültürümüzün yabancısı olduğu bu anlayışın başımıza getirmediği kalmadı. İşte ben gündeme düşen “yengeç sendromu” ile bu vebadan herkesi haberdar etmek istedim.

Dilenciyi kıskanmanın bir âlemi yok. Çekemezliğin statüsü mü olurmuş? İnsan kıskandı mı bir kere şöyle bir şaşalı kıskanır. (İroni)

Psikolog Kadir Özsöz

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Psikolog Kadir Özsöz

Psikolog Kadir Özsöz
Yaşam ve ölüm arasında, iç'e ve dış'e doğru iki gizemli yolculukta mekik dokuyorum. Severek yaptığım bir mesleğim ve dolu dizgin geçen yazım hayatım var. Psikolog ve yazar olmanın gerekliliklerini yerine getirmek benim için gurur verici. Kendi işimin uzmanı (yerinde ifade ile pîri) olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Gelişimsel ve nöro-psikoloji üzerinde yoğunlaşsam da, kişisel gelişim benim için vazgeçilmez bir parkur. Bilimsel makale ve kitap çalışmalarım bir nevi enerji kaynağım. Kurucusu olduğum Bilge-Değişim Psiko-Yaşam Merkezi çatısı altında Türkiye genelinde seminer ve konferanslar vermekteyim. Gerçek başarı ve mutlulukları yaşamak ve yaşanmasına katkı sağlamak, işte misyonum. Sevgi ve saygılarımla...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.