Ockham’ın Usturası: Basit Düşünmemiz İçin Bizi Zorlayan Mantık İlkesi

Ockham’ın usturası (kimi kaynaklarda Occam’ın usturası olarak geçmektedir), aynı fenomeni açıklamak için iki rakip fikriniz varsa, daha basit olanı tercih etmeniz gerektiğini söyleyen bir ilkedir. Aslında Albert Einstein ve Isaac Newton da dahil olmak üzere bu ilke daha önceleri de dile getirilmiştir. Ancak günümüzde fikir ilkeden çok sık söz etmesi nedeni ile Ockham’ın adı ile anılmaktadır.

Bunun nedeni ilkenin ilk olarak 14. yüzyılda güney İngiltere’deki Ockham köyünden William adlı bir keşiş tarafından dile getirilmesidir. Ockham’ın usturasının gerçek kökeni tartışmalı olsa da ( bu yaklaşım çok daha önce Aristoteles tarafından kullanılmış bir yöntemdir) 1852’de, İskoç metafizik filozofu Sir William Hamilton’ın bu adı kullanmasından sonra daha bilinir biçime gelmiştir.

Günümüzde bu yaklaşımı daha çok karşılaştığımız problemleri çözmek amacı ile kullanırız. Ustura kelimesi burada iki farklı hipotez arasındaki farkı vurgulamak için kullanılmıştır.

Occam’lı William adını günümüzde Occam’ın Usturası isimli metodolojik prensiple hatırlamamıza rağmen kendisi mantık, fizik ve teoloji alanında önemli çalışmalar üretmişti. Onun en çok bilinen “Zorunluluk olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir.”  sözü ise günümüzde Occam’ın Usturası diye adlandırılır.

Ockham’ın Usturası Tam Olarak Ne Anlama Gelmektedir?

Örneğin, fırtınalı bir akşamdan sonra yolda giderken yolun ortasına devrik biçimde duran iki ağaca denk geldiğinizi düşünün. Etrafta ağaçların neden devrildiklerine dair bariz bir sebep olma­sın. İlk akla gelen, aslında en mantıklı ve en basit tahmin, ağaçların fırtına nedeniyle devrildikleri olur. Ancak kimi insanlar için bu yeterli değildir.

Bu durumda daha karmaşık bir tahmin yapalım. Belki de bu ağaçlar uzayın derinliklerinden gelen bir çift ikiz meteorun aynı anda ağaçlara çarpması nedeniyle devrilmiştir. Sonrasında da bu meteorlar birbirine çarparak yok olmuş ve geriye herhangi bir iz kalmamıştır.

İşte bu noktada işin içine Ockham’ın usturası karışır. Bu fikre göre, diğer her şe­yin eşit olduğu iki rakip teoriden daha sade olanının doğ­ru olması daha olasıdır. Diğer bir deyiş ile bize son derece karmaşık ve olağandışı bir açıklamaya sahip olan tahmin yerine basit olanı seçmemizi söyler.

Ockham’ın usturası bize her zaman doğru cevabı bulacağımızı garanti edemez. Ancak bu düşünce biçimi bizi genellikle doğru cevaba yönlendirir. Ancak hatırlatalım. Komplo teorisyenleri Ockham’ın usturasını pek sevmezler. Onlar için basit bir açıklama yerine daha karmaşık ve entrika dolu bir açıklama daha doğrudur.

Basit Düşünmek Neden Avantaj Sağlar?

“Başınız mı ağrıyor?”, “Ah hayır… Covid-19’a yakalanmış olabilirim!” Elbette, Covid-19’un semptomlarından birinin baş ağrısı olduğu doğrudur. Ancak Occam’ın usturasını kullandığınızda, susuz kalmanız veya uykusuz bir gece de baş ağrınızın gerçek nedeni olabilir.

Aslında bu fikir bilim insanlarının çalışmalarına yüzyıllar boyunca rehberlik etti. Ancak bunun nedeni hakkında bir anlayışı ancak son 50 yılda geliştirdik. İlke, bilim ve mantığın birçok alanında uygulanabilmektedir.

Örneğin iki bilgisayar programı aynı işi yapıyorsa, daha kısa olanı tercih edin. Çünkü daha kısa olan muhtemelen daha az kod içerecektir. Bu da daha az hata olasılığı anlamına gelir. Veya bir doktorsanız ve bir hasta burun tıkanıklığından şikayet ederse, nadir görülen bir bağışıklık sistemi bozukluğundan ziyade hastanızın soğuk algınlığı geçirme olasılığı daha yüksektir.

Aynı ilke argümanlar için de geçerlidir. Güçlü bir argüman, en az varsayıma dayanan argümandır. En basit teori, kontrol edilmesi en kolay olanıdır. Ayrıca potansiyel olarak daha az hata ihtimaline sahiptir. İlke basit görünmekle birlikte, geçerliliği oldukça tartışmalıdır.

Ockham’ın Usturasının Popüler Kültüre Yansıması

1997 yılında ekranlarımıza yansıyan, Mesaj (Contact) filmini muhtemelen hatırlarsınız. Pulitzer ödüllü Carl Sagan’ın romanından, Oscar ödüllü Forrest Gump filmiyle tanıdığımız Robert Zemeckis tarafından beyaz perdeye uyarlanan başarılı film, evrenin kendisi ve insanın evrene dair oluşturduğu algı arasındaki çelişki üzerine önemli çıkarımlar yapıyordu.

Bilim insanları Ockham’ın ustura prensibine yüzyıllardır aşina olsalar da, fikir bu filminin ardından halk arasında daha yaygın bir şekilde bilinir hale geldi. Filmde Jodie Foster SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) projesinde çalışan bir bilim insanı rolündeydi. Filmdeki adı ile Dr. Ellie Arroway, sonunda Vega yıldızından gelen bir sinyali keşfediyordu.

Bu sinyali çözdüğünde de karşısına yüksek teknolojili bir araç tasarım şablonu ortaya çıkmıştı. Sonuçta bu şablona göre uzay aracı yapılacaktı. Sonrasında da kendisi filmde, bir dizi solucan deliğinden geçerek uzaylıların işaret ettiği yere ulaşıyordu. Ellie döndüğü zaman kayıtlarında 18 saat geçtiğini görmüştü. Ancak aslında dünya saati ile zamanın geçmediğini fark etti. Yani hiç yolculuk yapmamış gibiydi. Aldığı ses ve görüntü kayıtlarını incelediğinde de sonuç sadece statik bir gürültüydü.

Ellie, başkalarını gerçekten zamanda yolculuk yaptığına ikna etmeye çalıştığında, Occam’ın ustura prensibini hatırlattı. En doğru açıklama en basit olandır. Bunun anlamı onun aslında dünyadan hiç ayrılmamasıdır. Ancak filmin sonunda aslında kaydedilen statik gürültünün kayıt süresinin 18 saat olduğu anlaşılacaktı.

Ockham’ın Usturası Her Zaman İşe Yarar mı?

Bir açıklamayı kanıtlamak veya çürütmek için Ockham’ın usturasını bir araç olarak kullanmak ile ilgili iki sorun vardır. Birincisi, bir çözümün basit olup olmadığına karar vermek özneldir, yorumcuya bağlıdır. İkincisi de basitlik bir teoriyi koşulsuz olarak doğru yapmaz.

Dünya kaotik bir düzen içindedir. Bunun sonucunda basit bir biçimde açıklanamayacak pek çok fenomen vardır. Occam’ın usturası, birbirine rakip iki veya daha fazla teoriden birini seçmek için başvurulan bir kriter değildir. Seçim için ampirik kanıtlar da gereklidir. Ayrıca fikri ilk ortaya atan William’ın kendisi de deneysel kanıtlara karşı değildir.

Ockham’ın usturası ilk bakışta iyi bir yöntem gibi görünür. Kullanışlı olduğu çok zamanlar mevcuttur. Ancak kullanılış biçimine göre bilimsel bir yöntem olmaktan da uzaklaşabilir. Hatta bilim karşıtı bir yöntem haline bile dönüşür. Elbette bazen, karmaşık cevaplara karşın, basit olan bir açıklamaya seçmek, o an için işimizi kolaylaştır.

Ancak bu kimi zamanlarda yanlış kararlar vermemize de neden olabilmektedir. Ayrıntılar bazen işin özü kadar önemlidir. Ayrıntıları kenara atayım derken insan kendisini bilim dışı alanlarda bulabilir. Ayrıca az önce dediğimiz gibi basitlik sübjektiftir, ona objektif bir tanımlama getirmek güçtür. Evrenin işleyişi basittir. Ancak bu her zaman bizim anladığımız biçimde basit olmayabilir.

Bununla birlikte, Occam’ın usturası insanların nereden işe başlayacaklarına karar vermelerine yardımcı olur. Bilim insanları da bu nedenle öncelikle en basit açıklamaları test eder. Bunun nedeni, ispatlanmasının daha kolay olmasıdır. Bu da bilim insanlarının doğru yanıtı daha hızlı bulmasına yardımcı olacaktır.


Bu yazılarımıza da göz atmak isteyebilirsiniz.


Kaynaklar ve ileri okumalar: 

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz