YAŞAM

Özgünlük Yanılsaması: Kriptomnezi

Her insan kendisinin özel, özgün, biricik ve farklı olduğunu hissetme eğilimindedir. Bu hisler kimi zaman doğrudur. Ancak kimi zaman bir yanılsama da içerebilir.

Kriptomnezi Nedir?

Kriptomnezi kavramı ilk defa parapsikoloji ve spiritüellik (ruhsal) üzerine kitaplar yazan İsviçreli Psikoloji Profesörü Théodore Flournoy (1854-1920) tarafından kullanılmıştır.

Bir insanın kendisine ait olduğunu sandığı fikirlerin, aslında bilinçaltında ona ait olmayan başka bilgiler olduğunu açıklayan bir yanılsamayı tarif etmektedir.

Yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşan insanların karşısına sıklıkla çıkabilecek veya ”çıkartılabilecek” bir kavram.

”Çıkartılabilecek” dememizin sebebini aşağıda anlattığımız gerçek yaşamdan bir örnekle ele alınca daha iyi anlayabiliriz.

Lolita, 1955’te Rus-Amerikalı romancı Vladimir Nabokov tarafından yazılmış bir romandır. Bu roman, zamanında çok büyük ses getirmiş ve Nabokov’a Pulitzer Ödülü’nü kazandırmıştır.

Ancak bu romanla ilgili suçlamalara bakınca, bu romanın hikayesinin kriptomnezi kavramı için iyi bir örnek olduğunu görüyoruz.

Nabokov’un Lolita adlı eseri için, yazar Nabokov her ne kadar kitap fikrinin ortaya çıkışıyla ilgili oldukça detaylı bir hikaye anlatsa da, Michael Maar isimli bir başka yazar tarafından Nabokov’un karşısına çıkartılan kriptomnezi suçlaması eserin özgünlüğü hakkında bir soru işareti oluşmasına sebep oldu.

Michael Maar’ın iddialarını “The Two Lolitas” adlı kitabında ele aldı. Yazarın Nabokov’un Lolita’sının tamamen aynı hikayesinin, çok daha önceden 1926’da Alman yazar Heinz von Lichberg tarafından yazılmış olduğunu ileri sürdü.

Fikri çaldığı için Nabokov’u suçlamayan Maar, ünlü yazarın bu öyküyü yıllar önce okuyup sonra kendi fikriymiş gibi yeniden keşfederek yazmış olabileceğini belirtiyor.

Nabokov’un Lolita adlı eseri, edebiyat tarihinin çalıntı olup olmadığı en çok merak edilen eserlerinden biri olarak kalmaya devam ediyor tabii.

Ancak herhangi bir konuda kriptomnezinin var olup olmadığını herhangi bir mekanizma yardımı ile belirlemek çok güç olduğu için, bu durumlarda kişilerin savunmalarına göre yargıya varılıyor olmalı.

Mesela telif hakları konusunda açılan pek çok davada yapılan savunmalarda da, farkında olarak veya olmayarak, kriptomnezi kavramından yararlanılıyor. Bu davalarda muhtemelen arşiv kayıtlarından, bilgisayar dosyalarından ve daha yüzlerce şeyden deliller toplanmaya çalışıyordur.

Ancak bir kişinin zihninden bir kanıt sunmak ne kadar zor olur düşünsenize..

Hepimiz öğrendiklerimizin veya farkında olmadan bilinçaltımıza giren milyonlarca bilginin kaynağını unuttuğumuzda; buradan doğacak bir fikrin, eserin, düşüncenin kendimize ait olduğunu daha doğrusu bunları kendi keşfimiz olduğunu sanabiliriz.

Ancak bunu anlayabilmek için, ortada bariz bir çalıntı yoksa, muhtemelen bütün insanların nöronlarının yolculuğuna tanık etmek gerekir.

***

Kriptomneziyi şimdilik burada bitirirken aşağıda Ekşi Şeyler’de anlatılan, Théodore Flournoy’un kriptomnezi üzerine bir deneyim yaşayacağı hikayeyi okuyabilirsiniz.

Théodore Flournoy’un 1894’te, Cenevre’de bir tezgahtar ve medyum olan Helene Smith’in seanslarına katılmasıyla yaşananlar:

“Kadın transa geçtiğinde Mars’ta geçirdiği zamandan söz ediyor, Sanskritçe konuşuyor, Marie Antoniette’in sarayındaki insanlarla eski fransızcada sohbet ediyordu.

Kimi seanslarda kaybolan eşyaların yerini söylüyordu…Smith bir gün broşunu kaybetmişti. Çok sevdiği bir hediye olan broş için kayıp eşya ilanı vermişti. İlanına tek bir yanıt gelmemişti. On gün sonra bir seans sırasında broşun nerede olduğuna dair ayrıntılı bir tarif aldı.

Broş, Rue Des Bains’e giden yolda beyaz bir taşın bir metre batısındaydı. Seanstaki herkes ayaklandı, fenerlerini aldı ve broşu beyaz taşın yanı başında buldu.

Flournoy için bu bir kriptomnezi vakasıydı. Bu kavram literatürde ilk kez bu bağlamda kullanıldı. Smith bilinçdışında broşun düştüğünü fark etmiş olmalıydı ama o anın anısı ancak trans sırasında bilinç düzeyine çıkmıştı.

Yine 16.ludwig’in sarayında olanları ayrıntılı olarak anlatabilmesi de ancak kriptomneziyle açıklanabilir. Küçük bir kızken ansiklopedilerde ve tarihi incelemelerde okudukları uyanıkken değil transtayken aklına geliyordu.”

Kaynaklar

*https://www.uplifers.com/kriptomnezi-ve-farkinda-olmadan-caldigimiz-fikirler/

*https://seyler.eksisozluk.com/kisinin-ogrendigi-seyin-kaynagini-unutup-onu-kendi-fikriymis-gibi-hatirlamasi-kriptomnezi

*https://en.wikipedia.org/wiki/Cryptomnesia

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu