Kriptomnezi, daha önce birinden okuduğunuz ya da duyduğunuz bir fikri unutmanız ve daha sonra aynı fikri kendi düşünceniz sanmanızdır. Hafızanın bu ince oyunu, insan zihninin nasıl çalıştığını anlamak açısından oldukça ilginçtir.

Kriptomnezi, yani “gizli bellek”, sanıldığından daha yaygındır. Bir kişi, aslında daha önce bir toplantıda bir meslektaşının önerdiği bir çözümü kendi bulduğuna içtenlikle inanabilir. Hatta bir plastik cerrahi dergisinde “yeni” diye yayımlanan bir ameliyat tekniğinin, yıllardır cerrahlara öğretilen bir yöntemin tekrarı olduğu bile öne sürülmüştür.
Daha gündelik örnekler de verebiliriz. Yeni bir kokteyl icat ettiğinizi, özgün bir kelime oyunu bulduğunuzu ya da basketbol antrenmanı için farklı bir egzersiz geliştirdiğinizi sanabilirsiniz. Oysa fikri daha önce bir yerde duymuş olabilirsiniz. İş yerlerinde ortaya çıkan bazı sert fikir çatışmaları da buradan doğar. İnsanlar zaman zaman başkalarının fikirlerini fark etmeden kendi fikirleri gibi yeniden üretir.
Kriptomnezinin en ünlü örneklerinden biri George Harrison’la ilgilidir. Harrison, 1969’da My Sweet Lord adlı şarkıyı yazdı ve şarkı dünya çapında listelerin zirvesine çıktı. Ancak kısa süre sonra Bright Tunes adlı yapım şirketi ona dava açtı. Şirket, şarkının 1963’te The Chiffons tarafından seslendirilen He’s So Fine adlı büyük hit parçasına çok benzediğini öne sürdü.

Harrison, The Chiffons’ın şarkısını bildiğini kabul etti, ama onu kopyaladığını reddetti. Yargıç ise Harrison’ın duygularını incitmemeye çalışan bir karar verdi. Ona göre bu durum, Harrison’ın bilinçaltı belleğinde yer eden bir melodiyi farkında olmadan kopyalamasından kaynaklanıyordu.
Harrison, yarım milyon dolardan fazla telif ödemeye mahkûm edildi. Daha sonra bu meseleyi tamamen kapatmak için He’s So Fine şarkısının haklarını satın aldı.
Kriptomnezi Nedir?
Son yirmi yılda psikoloji literatürü kriptomneziyi çoğu zaman “bilinçsiz intihal” ile eş tuttu. Ancak bu tam olarak doğru değildir. Kriptomnezi, yalnızca başkasının fikrini istemeden sahiplenmekten ibaret değildir. Belleğin kaynağı silip içeriği bize aitmiş gibi geri vermesidir.
Kriptomnezi kavramının kökeni 1900’lerin başına uzanır. O dönemde psikologlar, özellikle spiritüalist seanslarda ortaya çıkan bazı tuhaf olayları açıklamaya çalışıyordu.
1894’te Cenevreli psikoloji profesörü Théodore Flournoy, Hélène Smith adlı bir medyumla tanıştı. Smith, trans hâlindeyken Mars’ta yaşadığını anlatıyor, Sanskritçe konuşuyor ve Marie Antoinette’in sarayından insanlarla eski Fransızca sohbet ettiğini söylüyordu. Flournoy, bu anlatıların doğaüstü değil, psikolojik süreçlerle açıklanabileceğini düşündü.
Bunu en iyi gösteren olaylardan biri kayıp broş vakasıydı. Smith çok sevdiği broşunu kaybetmişti. Günler sonra bir seans sırasında broşun yerini ayrıntılı biçimde tarif etti. Seanstakiler tarif edilen yere gittiklerinde broşu gerçekten buldular.
Flournoy’a göre Smith, broşun nereye düştüğünü fark etmiş ama bu bilgi bilinçli belleğine ulaşmamıştı. Smith’in tarihsel anlatıları da benzer biçimde, çocukken okuduğu ama kaynağını unuttuğu bilgilerden geliyor olabilirdi.
Flournoy bu durumu kriptomnezi olarak yorumladı. Daha sonra Frederic Myers, kriptomneziyi bilinçli benliğin unuttuğu olayların zihnin alt katmanlarında saklı kalması olarak tanımladı. Yani kriptomnezi, belleğin kaybolması değil; kaynağı unutulan bir anının bize yeni bir fikir gibi geri dönmesidir.
O dönemde kriptomnezi henüz intihalle ilişkilendirilmiyordu. Daha çok paranormal gibi görünen olaylara psikolojik bir açıklama sunuyordu. Zamanla parapsikoloji ana akım psikolojinin dışına itildi, ama kriptomnezi kavramı yaşamaya devam etti. Çünkü bu kavram önemli bir fikri koruyordu. Anılar bilinçten kaybolabilir, sonra geri dönebilir ve kişi onları anı olarak tanımayabilir.
Kriptomnezi Neden Gerçekleşir?
1989’da Amerikalı psikologlar, kriptomneziyi deneysel olarak incelemeye çalıştı. Sonuçlar dikkat çekiciydi. Katılımcılar sık sık başkalarının fikirlerini kendi fikirleri gibi hatırlıyordu. Hatta doğru kişiye doğru fikri atfettiklerinde para kazanacaklarını bilseler bile bu hata devam ediyordu. Bu da kriptomnezinin bilinçli bir çalma davranışı olmadığını gösterdi.
Bu deneylerin temeli, “kaynak amnezisi” denen daha eski bir bellek hatasına dayanır. Kaynak amnezisinde kişi bir bilgiyi hatırlar, ama onu nereden öğrendiğini unutur. Örneğin duyduğunuz bir dedikoduyu birkaç kişiye anlattıktan sonra, fark etmeden onu size ilk anlatan kişiye de anlatabilirsiniz.
Kriptomnezi ise farklıdır. Kaynak amnezisinde bilginin bir kaynağı olduğunu hatırlarsınız, yalnızca kaynağın kim olduğunu unutursunuz. Kriptomnezide ise bilginin bir kaynağı olduğunu bile unutursunuz. Aklınıza gelen parlak fikir, aslında belleğinizden çıkmıştır; ama siz onu bir anı olarak değil, yeni bir düşünce olarak yaşarsınız.
Araştırmalar, kriptomnezinin bazı koşullarda daha kolay ortaya çıktığını gösterir. Aradan geçen süre uzadıkça bu hata artar. Kaynaklar birbirine benziyorsa, örneğin herkes aynı sınıftan öğrencilerse, fikirlerin kime ait olduğunu karıştırmak kolaylaşır.
Geçen hafta bir toplantıda karmaşık bir probleme iyi bir çözüm önerdiğinizi düşünün. Konuşma devam eder, kimse fikrinizin üzerinde durmaz ve ekip başka bir çözümü denemeye karar verir. Bir sonraki toplantıda bu çözümün işe yaramadığı anlaşılır. Neyse ki bir meslektaşınız arada yeni bir fikir bulmuştur. Daha iyi, hatta parlak bir fikir: sizin fikriniz.
Masadakilere bakarsınız ve korkuyla şunu fark edersiniz: O fikrin size ait olduğunu yalnızca siz hatırlıyorsunuz. Peki meslektaşınızın zihninde ne oldu?
Bu durum, belleğin iki farklı biçimi arasındaki ayrımla ilgilidir. Anlamsal bellek, daha çok “bilgi” dediğimiz şeyleri saklar. Bir kelimenin anlamını, bir ülkenin başkentini ya da bir kavramın ne olduğunu bilirsiniz. Ama çoğu zaman bu bilgiyi nerede ve ne zaman öğrendiğinizi hatırlamazsınız.
Otobiyografik bellek ise yaşadığımız olayların bağlamını tutmaya çalışır. Bir şeyi nerede duyduğunuzu, kimlerin orada olduğunu, olayın gündüz mü akşam mı gerçekleştiğini hatırlamanıza yardım eder. Yani bu bellek, bilgiye bir sahne ve zaman duygusu ekler.
Sonuç Olarak
Toplantıda fikrinizi söylediğinizde, meslektaşlarınız bir süre için sizi o fikrin bağlamıyla birlikte hatırladı. Ancak zaman geçtikçe bu bağlam silikleşti. Fikrin kendisi ise anlamsal bellekte kaldı ve problemle ilgili diğer bilgilerle birleşti. Sonunda fikir zihinde yaşamaya devam etti, ama sahibini kaybetti.
Bu yüzden kriptomnezi yalnızca zayıf belleğin sonucu değildir. Tam tersine, bazen belleğin bir kısmı çok iyi çalıştığı için ortaya çıkar. George Harrison örneğinde de benzer biçimde müzikal bellek melodiyi saklamış, ama kaynağını silikleştirmişti.
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- Marsh RL, Bower GH. Eliciting cryptomnesia: unconscious plagiarism in a puzzle task. J Exp Psychol Learn Mem Cogn. 1993 May;19(3):673-88. doi: 10.1037//0278-7393.19.3.673. PMID: 8501434.
- The Science of ‘Accidental’ Joke-Stealing and Plagiarism; Yayınlanma tarihi: 5 Mayıs 2015; Bağlantı: The Science of ‘Accidental’ Joke-Stealing and Plagiarism/
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



