Psikoloji

Kriptomnezi: Başkasının Fikrini Kendimize Ait Zannetme Durumu

Her insan kendisinin özel, özgün, biricik ve farklı olduğunu hissetme eğilimindedir. Bu hisler kimi zaman doğrudur. Ancak kimi zaman bir yanılsama da içerebilir. Bu yanılsama durumu kriptomnezi (Cryptomnesia) olarak bilinir. Kriptomnezi, başka birinden duyduğunuz unutulmuş bir bilginin ilerleyen süreçte kendi fikriniz olarak ortaya çıkmasını ifade eden bir terimdir. Size bir şeyi kimin söylediğini ya da nerede okuduğunu hatırlayamazsın, bu yüzden kendi fikriniz olduğunu düşünürsünüz. Bu duruma bilinçsiz intihal de diyebilirsiniz.

Kriptomnezi kavramı ilk defa parapsikoloji ve spiritüellik (ruhsal) üzerine kitaplar yazan İsviçreli Psikoloji Profesörü Théodore Flournoy (1854-1920) tarafından, bir insanın kendisine ait olduğunu sandığı fikirlerin, aslında bilinçaltında ona ait olmayan başka bilgiler olduğunu açıklamak için kullanılmıştır.

Bu durum aslında bir çok insanın başına gelir. Zihinleri bir cümleyi veya olayı kaydeder ve onu saklar, ancak olayın kaynağı kaybolur. Yeterli bir süre sonra, olay beyinlerinde tekrar sanki kişinin kendi fikriymiş gibi belirir. Yani bir şeyi öğrendiğimizi hatırlarız, ama onu nerede öğrendiğimizi hatırlayamayız. Bu, özellikle yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşan insanların karşısına sıklıkla çıkabilecek bir durumdur.

Bir Kriptomnezi Örneği

Edebiyat tarihine yansımız bir çok kriptomnezi tartışması bulunuyor. Bunlardan birisi de 1955’te Rus-Amerikalı romancı Vladimir Nabokov tarafından yazılmış bir Lolita adlı bir romanla ilgili. Bu roman, zamanında çok büyük ses getirmiş ve Nabokov’a Pulitzer Ödülü’nü kazandırmıştır. Ancak bu romanla ilgili suçlamalara bakınca, bu romanın hikayesinin kriptomnezi kavramı için iyi bir örnek olduğunu görüyoruz.

Kriptomnezi: Başkasının Fikrini Kendimize Ait Zannetme Durumu

Nabokov’un Lolita adlı eseri için, yazar Nabokov her ne kadar kitap fikrinin ortaya çıkışıyla ilgili oldukça detaylı bir hikaye anlatsa da, Michael Maar isimli bir başka yazar tarafından Nabokov’un karşısına çıkartılan kriptomnezi suçlaması eserin özgünlüğü hakkında bir soru işareti oluşmasına sebep oldu. Michael Maar’ın iddialarını “The Two Lolitas” adlı kitabında ele aldı. Yazarın Nabokov’un Lolita’sının tamamen aynı hikayesinin, çok daha önceden 1926’da Alman yazar Heinz von Lichberg tarafından yazılmış olduğunu ileri sürdü.

Fikri çaldığı için Nabokov’u suçlamayan Maar, ünlü yazarın bu öyküyü yıllar önce okuyup sonra kendi fikriymiş gibi yeniden keşfederek yazmış olabileceğini belirtiyor. Nabokov’un Lolita adlı eseri, edebiyat tarihinin çalıntı olup olmadığı en çok merak edilen eserlerinden biri olarak kalmaya devam ediyor.

Herhangi bir konuda kriptomnezinin var olup olmadığını tespit etmek çok güç. Hemen hemen tüm çalışmalar edebi veya bilimsel kriptomnezi vakalarından bahsetmektedir. Bazı intihal kesinlikle kasıtlı olsa da, birçok insan bunu kazara yapıyor. Bu durumlarda kişilerin savunmalarına göre yargıya varılıyor. Mesela telif hakları konusunda açılan pek çok davada yapılan savunmalarda kriptomnezi kavramı gündeme geliyor. Bu davalarda arşiv kayıtlarından, bilgisayar dosyalarından ve daha yüzlerce şeyden deliller toplanmaya çalışıyor. Ancak bir kişinin zihninden bir kanıt sunmak ne kadar zor olur düşünsenize..

Hepimiz öğrendiklerimizin veya farkında olmadan bilinçaltımıza giren milyonlarca bilginin kaynağını unuttuğumuzda; buradan doğacak bir fikrin, eserin, düşüncenin kendimize ait olduğunu daha doğrusu bunları kendi keşfimiz olduğunu sanabiliriz. Ancak bunu anlayabilmek için, ortada bariz bir çalıntı yoksa, muhtemelen bütün insanların nöronlarının yolculuğuna tanık etmek gerekir.

Göz atmak isterseniz…

İleri Okumalar: Cryptomnesia makes us accidental plagiarists; https://io9.gizmodo.com/

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu