Duyular Dışı Algı Nedir? Altıncı His Gerçekten Mümkün mü?

Duyular dışı algı ( Extrasensory perception – ESP) veya bildiğimiz adıyla altıncı his, insanların mevcut duyularını kullanmadan, çevreleri hakkında bilgi aldıklarını veya çevreleri üzerinde kontrol uyguladıkları iddia eden kanıtlanmamış bir paranormal fenomendir.

Diğer bir deyişle duyular dışı algı dendiği zaman aklımıza zihin okuma yani telepati, geleceği tahmin etme yani önsezi ya da altıncı his, nesneleri fiziksel temas olmadan hareket ettirme yani psikokinezi, görünmeyen nesnelerin veya insanların varlığını algılama yani duru görü gibi şeyler gelmektedir.

Duyular dışı algı bilimsel anlayışımıza uygun değildir. Yine de, 2019 tarihli bir araştırmaya göre, tahminler Amerika Birleşik Devletleri’ndeki insanların yaklaşık üçte ikisinin varlığına inandığını göstermektedir. Dünyanın başka yerlerinde de durum farklı değildir. Akademi de bile konunun tartışmalara neden olduğu bilinmektedir. Bazı psikologlar konunun dikkate alınmayı hak ettiğini iddia ederken, şüpheciler kanıtların en iyi ihtimalle zayıf, en kötü ihtimalle sahte olduğuna dikkat çekmektedir. Biz tarafsız bir çizgide kalmaya çalışarak konunun bugüne kadar nasıl geldiğini anlamaya ve anlatmaya çalışalım.

Duyular Dışı Algılamanın Tarihçesi

Daha öncesinde de pratikte bazı uygulamalar olsa da duyular dışı algılama kavramı aslında 1930’larda Duke Üniversitesi psikoloğu Joseph Banks Rhine‘ın altıncı hissi incelemek için bir laboratuvar açtığı zamana kadar yaygın olarak kullanılmamıştı. Rhine dalgalı çizgiler, yıldız, daire, artı işareti ve kareden oluşan beş standart sembolden oluşan Zener kartları adı verilen bir dizi kart ile yaptığı çalışması ile bilinmektedir. Çalışmalarında bu kartları katılımcılara rastgele sırayla sunar ve hangi kartın görüneceğini (öngörü), başka bir katılımcının aklında hangi kartın olduğunu bulma (telepati) ve hangi kartın görünmez olduğunu (durugörü) tahmin etmelerini isterdi.

İlk parapsikoloji laboratuvarlarında telepatik iletişim olasılığını test etmek üzere kullanılan Zener kartlarının iç yüzlerindeki semboller. Kaynak: https://tr.wikipedia.org

Teorik olarak, ortalama bir kişinin bir kartın kimliğini tahmin etme şansı 5’te 1 veya %20’ydi. Ancak Rhine, bazı insanların %20’den fazla sürekli olarak doğru kartı tahmin ettiğini bulmuştu. Rhine 1934’te “Extra-Sensory Perception” adlı kitabı ile çalışmasının olumlu sonuçlarını yayınladı ve halkın dikkatini çekti.

Ancak bir sorun vardı. Diğer araştırmacılar onun bulgularını tekrarlayamadılar. Dahası, bilim insanları yöntemlerinde ciddi kusurlara işaret ettiler. Örneğin bazı kartlar eskimişti. Bu nedenle katılımcılar, kartların arkasındaki sembollerin izlerini görebiliyorlardı. Ayrıca Rhine ve meslektaşlarının kartların sırasını düzgün bir şekilde rastgele seçmemişlerdi. Sonuçta tüm bunlar analizlerini geçersiz hale getirdi ve zaman içinde Zener kart araştırmasına duyulan ilgi azaldı. Ancak Rhine’ın araştırması parapsikoloji alanının büyümesini de ateşledi. 1957’de kendisi, psişik deneyimleri inceleyen bir organizasyon olan Parapsikoloji Derneği’ni kurdu.

Duyu Ötesi Algı Diye Bir Şey Gerçekte Var mı?

Düşünce okuma da dahil olmak üzere bu tip fenomenlere olan hayranlık 19. yüzyılın sonlarında başladı. Görsel 19 Ekim 1889’da Illustrated London News’de yayınlandı.

Parapsikoloji başladığından itibaren, bazı bilim insanları kariyerlerini duyular dışı algının varlığını araştırmaya adadılar. Bu araştırma sadece uçlarda yer almadı. 1972 ve 1995 yılları arasında CIA ve Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), büyük ölçüde Stanford Araştırma Enstitüsü’nde yürütülen konu ile ilgili araştırmalara 20 milyon dolar harcadı. Daha sonra 1972 yılında ABD hükümeti Stargate projesini başlattı.

Projenin amacı durugörü sayesinde düşman ülkelerdeki nükleer tesislerin yerleri gibi yararlı askeri bilgiler edinme becerisini orduya dahil etmekti. Projeye 20 milyon dolar yatırım yapıldı. Ancak hükümet, hiçbir yararlı bilgi edinemediği için programı 1995 yılında durdurdu.

Neden İnanmaktan Vazgeçemiyoruz?

İlerleyen süre zarfında konu hakkında çok sayıda başka çalışma yapıldı. Ancak bu çalışmalarda elde edilen bilgiler devamında yapılan benzer çalışmalarda hiçbir zaman kanıtlanamadı. Onlarca başarısız denemenin ardından duyu dışı algılama ile ilgili durumlara olan inançlarımızın neden bu kadar güçlü olduğunu düşünmek bu noktada mantıklı olacaktır.

Muhtemel neden korelasyon yanılgısıdır. Yeni bir şehirde olduğumuzu ve yıllardır görmediğimiz eski bir arkadaşı düşündüğümüzü hayal edin. Birkaç saat sonra sokakta o arkadaşla karşılaşıyoruz. Bu altıncı hissimizin varlığını kanıtlar mı? Cevap, elbette hayır.

Birçok defa yeni bir şehre gitmişizdir ve eski arkadaşlarımızı dönem dönem hepimiz düşünürüz. Bu iki olayın temelde birbiri ile hiçbir ilişkisi yoktur. İnsanlar ayrıca zaten sahip oldukları inançları desteklemek için örnekler ararlar – bu, doğrulama yanlılığı adı verilen bir olgudur. Bilinçli veya bilinçsiz olarak, aksine kanıtları göz ardı ederler.

Ayrıca bir başka sorun tesadüflerin sıklığını hafife alma eğilimimizdir. Çoğumuz, görünüşte “imkansız” gibi görünen olayların ne kadar olası olduğunun farkında değiliz. Oysa ki bir gruptaki iki kişinin aynı gün doğmuş olma olasılığı oldukça yüksektir. Aslında, sadece 23 kişilik bir grupta, bu oran yaklaşık % 50’dir. Bu nasıl olabildi diyorsanız buraya göz atabilirsiniz.

23 kişilik bir grup büyüklüğüne ulaştığımızda, en az 2 kişinin aynı doğum gününü paylaşma olasılığı 0,5 veya yüzde 50’yi aşıyor. Araştırmalar, çoğu insanın bunun ve diğer tesadüflerin olasılığını önemli ölçüde küçümsediğini ve bazen bu tesadüfleri paranormal olaylara atfetmelerine yol açtığını göstermektedir.

Aslında Bir Altıncı Hissimiz Olabilir!

Tüm bu yazdıklarımızın devamında attığımız başlığa şaşırmayın. Bilim insanları bir altıncı hissin varlığını doğruluyor. Ancak bunun yukarıda anlatılanlar ile hiçbir bağlantısı yok. İçalgı, Propriyosepsiyon ya da Özduyum beynin ve bedenin farklı parçalarının birbirine ve ortama kıyasla nerede konumlandığını ve nasıl hareket ettiğini bilmesini sağlayan duyudur. Bu duyu bazen “altıncı his” olarak da adlandırılır. 

Bu his sayesinde parmağınızı burnunuzun ucuna tamamen karanlıkta koyabilirsiniz. Böyle bir duyuya sahip olmasaydık yürürken kontrolü kaybetmemek için sürekli ayaklarımızı izlemek zorunda kalırdık. Ancak elbette bunun duyular dışı algılama ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu tam olarak bir duyumuzdur.

Buraya son bir not düşelim. Yaygın bilinişin aksine parapsikoloji bir sahte bilim ve bir parapsikolog bir psişik, bir astrolog veya psişik okumalar yapan biri değildir. Bir parapsikolog, paranormal konular ile ilgilenen bir bilim insanıdır. Yukarıda bahsedilen konulardaki araştırmaları halen devam etmektedir ve son hallerini almamışlardır.


Kaynaklar ve ileri okumalar:


Dip Not

Matematiksel, tamamen gönüllü bir ekip tarafından 2015 yılından beri yürütülen, Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmayı hedefleyen, öğretmenler tarafından kurulmuş bir bilim platformudur. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu