Sosyoloji

Frenoloji: Zeka ve Karakterimiz Kafatası Şeklimizde mi Gizli?

‘Koca kafalı, kalın kafalı, kafadan çatlak, onda kafa olsa, kafalı çocuk, kafanı kullan ‘Aslında günlük hayatta insanlar birbirini ‘kafa’ üzerinden ne kadar çok yeriyor veya övüyor farkında mıyız? Bu sıfatları kullanırken kafatası şekli ve zeka/karakter ilişkisini ele alan frenoloji (phrenology) alanından esinlenmişizdir belki de bilmeden.

Frenoloji Nedir?

Önceki yüzyılların bilimsel anlamsızlıklarının çoğu ilerleyen süreçte yeni keşiflerin ışığında fazla iz bırakmadan buharlaştı ve kalıcı zararlar vermedi. Ne yazık ki, zamanında geniş kapsamlı adaletsizliklere neden olan ve yirminci yüzyılın sonunda soykırımı teşvik etmek için kullanılan frenoloji için aynı şey söylenemez. Frenolojinin babası, Alman doktor Franz Joseph Gall (1758–1828) idi. İsmi doğduğu Alman kasabasında bir cadde ve eczanede hala yaşıyor. Kendisinin uğraş alanı da epeyce tartışılıyor. Çünkü frenoloji, kafatasımızın bizi tanımlayan her şey olduğunu savunuyor.

Gall, insan beyninin her biri, belirli işlevler, özellikler ve yatkınlıklar için bireysel sorumluluğa sahip, tamamen ayrı ve özerk yirmi yedi farklı bölgeden oluştuğu teorisini geliştirdi. Bir birey, bu bölgelerden birini ne kadar çok kullanırsa ya da kendisinin dikte ettiği duygusal veya fiziksel dürtüler tarafından yönlendirilmesine izin verirse, o bölge o kadar büyük oluyordu.

Gall’in bulguları aslında tamamen yanlış değildi: Artık beynin belirli bölgelerinin belirli işlevler veya mizaçla bağlantılı olduğunu ve bu alanlardan bazılarının zihinsel egzersizle genişleyebileceği biliniyor.
Franz Gall araştırmasını bu noktada bitirmiş olsaydı, hiçbir zarar vermezdi. Onun hatası, temel önermeyi, büyük bir spekülasyon ve varsayım yapısının temel taşı haline getirmekti. Gall, katillerin, hırsızların, akıl hastalarının ve diğer benzer kategorilerinin kafatasları üzerinde kapsamlı araştırmalar yaptı ve aralarında bir model oluşturmaya yetecek kadar önemli benzerlikler olduğuna karar verdi. Daha sonra bu fikir çeşitli yazarlar tarafından kaleme alındı, özellikle de Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes isimli romanlarında bu konuyu ele alması halkın ilgisini çekti.

Gall, kişilerin beyinlerindeki yerel farklılıkların kafataslarının elle yoklaması ile anlaşılacağını iddia ediyordu. Örneğin, saldırganlık ve kırıcılık gibi bir eğilimin kulağın hemen üzerindeki bir şişkinlikten anlaşılabi­liyordu. Devamında şirketler iş mülakatlarında olası çalışanın kişiliğini anlayabilmek için personel seçimlerine frenolojiyi dahil ettiler. Mahkemelerde pek çok sanık, profesyonel frenologların yönlendirmeleri üzerine mahkum edildi. Devamında Modern kriminolojinin kurucularından Cesare Lombroso frenolojiden etkilenerek bazı insanların doğuştan tehlikeli olduklarını ve bu kişilerin yüz şekillerinden tespit edilebileceklerini iddia etmişti. Profesör Gall hipotezini kanıtlamak için 120 tane kafatası toplamıştı. Bu kafatasları şuan Avusturya’da bir müzede sergilenmektedir.

Bu Alan, Irkçılığa Nasıl Bulaştı?

Frenoloji, kendini bilimsel olarak tanıtsa da devamında frenolojiden beslenen bazı ırkçılık yanlısı araştırmacılar tarafından bilimsellik koşullarını sağlayamayacak noktalara getirildi. Bu durum frenolojiyi sözde bilim (pseudoscience) sınıfına koydu. İlerleyen süreçte bilim ırkçılık için kullanır oldu. Etnik grupların zekasal ölçü farkları abartılarak ‘beyazların üstünlüğü’ fikri benimsetilmeye çalışıldı

Ancak burada Gall’ın öncesinde, Alman doğa bilgini Johann Friedrich Blumenbach’ın 1775’te  “kraniyoloji” (kafatası bilimi) adıyla benzer bir çalışması olduğunu hatırlatalım. Gall kafatası ve zeka üzerine odaklanmış ancak Blumenbach daha çok ırk ve kafatası ilişkisini irdelemişti. Bu çalışmaların tamamı zamanla antropolojiyi de çarpıtarak ırkçılığı yaymaya, belli bir ırkın üstün ve zeki olduğu kalanlarının da o ırka hizmet etmek için var olduğunu kanıksatmıştır.

İngiliz Dr. Charles White, 1799 yılında yayımlanan kitabında, kafatası biliminde Blumenbach’ı aştı. Kafataslarını hiyerarşik bir sıraya koyarak, ırkların çok kökenliliği (poligenesis)kuramını bilimsel (!) temellere dayandırmaya çalıştı. Onun sınıflandırmasında zenciler, küçük beyinleriyle, insanla maymun arasında bir “ara tür” oluşturuyorlardı. Aristoteles insanların fizik görünüşleri ve karakterleri arasında bağ olduğunu daha önceden düşünmüştü aslında ve fizyonominin kurucusu olmuştu. Fizyonomi ile kraniyolojinin devamında frenoloji doğmuştur diyebiliriz.

Amerika’ya da yayılan frenoloji, burada birçok ünlü düşünürün ve akademisyenin ilgi odağında oldu. Ancak yine ırkçılığa atıf yapılıyordu. Amerikalı bazı frenologlara göre, en aşağı(!) ırk, zenciler değil, beyinlerinin örgütlenişi uygarlaşmaları yolunda hiçbir umut vermeyen Kızılderililer idi. Bazı ırkçılık yanlısı kişilerce bilimden saptırılıp onların hedeflerine göre revize edilen bu alanlar (kraniyoloji, fizyonomi, frenoloji) amaçlarına bayağı bir hizmet etmiş gibi görünüyor. Gerçekten bilim ışığında uğraşanlar da olmuştur muhakkak bu alanlarda (ya da hala uğraşanlar). Ancak  bir yerlerde birilerinin hep canı yandı ve yanmaya devam ediyor. Zincirsiz filminde de ele alınmış olan bu konu ile ilgili bir sahne ile bitirelim (altyazı seçeneği mevcut):

Kaynaklar:

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.