Zeka ve Karakterimiz ‘Kafatası’ Şeklimizde mi Gizli?

Zekanın sırrı..

Hakkında yüzlerce makale okuduk, film izledik, araştırma yaptık. Genetik dedik, sonradan gelişir dedik. EQ dedik IQ dedik. Zeka çeşitleri dedik. Dilsel, matematiksel, sözel zeka vs. uzayıp giden bir birikim oluştu bu konuda ve her gün üzerine yeni araştırmalar ekleniyor. Ancak ben bugün size bir başka ‘zekanın sırrı araştırmasından’ bahsetmek istedim: KAFATASI!!

‘Koca kafalı, kalın kafalı, kafadan çatlak, yumurta kafa, kafasız senii, onda kafa olsa, kafalı çocuk, kafanı kullan ‘..

Kafa da kafa.. Aslında günlük hayatta insanlar birbirini ‘kafa’ üzerinden ne kadar çok yeriyor veya övüyor farkında mıyız? Bu sıfatları kullanırken kafatası şekli ve zeka/karakter ilişkisini ele alan frenoloji (phrenology) alanından esinlenmişizdir belki de bilmeden..

Diğer yandan frenoloji, ortaya çıkışından bir süre sonra ırkçılık ile anılmaya başlamış.

Öyle ki, frenoloji Leonardo DiCaprio’nun Türkçe’ye uyarlanan adı ile ırkçılık konusunu işleyen ‘Zincirsiz’ filminde de karşımıza çıkıyor. Bu sahneyi en son paylaşacağım..

Frenoloji Nedir?

1800’lerde  hekim, nöro-anatomist Franz Joseph Gall (1758-1828) ile ortaya çıkmış bir alan. İsmi doğduğu Alman kasabasında bir cadde ve eczanede yaşıyor hala.. Kendisinin uğraş alanı da hala epey tartışılmakta..

Çünkü bu alan, kafatasımızın bizi tanımlayan her şey olduğunu savunur.

Yani, matematiksel becerilerden tutun hafıza, dil, müzik aklınıza gelebilecek her şey, tek şeye yani kafatasımıza indirgenebilir frenolojiye göre. Bu beceriler, kafatasımızdaki girinti-çıkıntılara göre belirlenebilirmiş..

Belki de Einstein’in beyni ve kafatasının peşinden bu kadar koşulmasının sebebi de frenoloji idi..

Ancak sadece bilimsel değil sosyolojik olarak da bizi kafatasımıza göre nitelendiriyor.

Suç eğilimlerimiz, duygusal zekamız, karakterimiz, ruhumuz bile tanımlanabilirmiş kafatasımıza göre.

Modern kriminolojinin kurucularından Cesare Lombroso frenolojiden etkilenerek bazı insanların doğuştan tehlikeli olduklarını ve bu kişilerin yüz şekillerinden tespit edilebileceklerini iddia etmişti.

Yani IQ da kafatası EQ da kafatası..

**

Gall, kişilerin beyinlerindeki yerel farklılıkların kafataslarının elle yoklaması ile anlaşılacağını kanıtlamaya çalış­tı. Saldırganlık ve kırıcılık gibi bir eğilimin kulağın hemen üzerindeki bir şişkinlikten anlaşılabi­leceği iddiası gibi.

Kafatası biçiminin beyin anatomisini yansıttığına inanıyormuş Profesör Gall. Bu hipotezini kanıtlamak için 120 tane kafatası toplamış. (bu kafatasları şuan Avusturya’da bir müzede sergileniyormuş.)

Frenoloji prensiplerine göre;
*Beyin ruhun organıdır.
*İnsanın zihinsel kudreti belirli sayıda birbirinden ayrı bölgeye indirgenebilir.
*Bu zihinsel özellikler doğuştan olup beyin yüzeyinde belirli bölgelere yerleşmiştir
*Bu bölgelerin ebadı o insanda ilgili özelliğin derecesini gösterir
*Kafatası ile beyin zarı arasında yakın bir bağlantı olduğundan, kafatasını inceleyerek beyindeki bu bölümleri değerlendirmek olasıdır.

Yani nöropsikolojik tüm çalışmalar kafatası kullanarak yapılabilir savındadır.

Bu Alan, Irkçılığa Nasıl Bulaştı?

Frenoloji, kendini bilimsel olarak tanıtsa da devamında frenolojiden beslenen bazı ırkçılık yanlısı araştırmacılar tarafından bilimsellik koşullarını sağlayamayacak noktalara getirilmiş ve bu durum frenolojiyi sözde bilim (pseudoscience) sınıfına koymuş. Bilimi ırkçılık için kullanır olmuşlar bir süre sonra.

Etnik grupların zekasal ölçü farkları abartılarak ‘beyazların üstünlüğü’ fikri benimsenmeye başlanmış.

Ancak burada Gall’ın öncesinde, Alman doğa bilgini Johann Friedrich Blumenbach’ın 1775’te  “kraniyoloji” (kafatası bilimi) adıyla benzer bir çalışması olduğunu hatırlatalım. Gall kafatası ve zeka üzerine odaklanmış ancak Blumenbach daha çok ırk ve kafatası ilişkisini irdelemiş.

Bu çalışmaların tamamı zamanla antropolojiyi de çarpıtarak ırkçılığı yaymaya, belli bir ırkın üstün ve zeki olduğu kalanlarının da o ırka hizmet etmek için var olduğunu kanıksatmıştır.
İngiliz Dr. Charles White, 1799 yılında yayımlanan kitabında, kafatası biliminde Blumenbach’ı aştı. Kafataslarını hiyerarşik bir sıraya koyarak, ırkların çok kökenliliği (poligenesis)kuramını bilimsel (!) temellere dayandırmaya çalıştı.Onun sınıflandırmasında zenciler, küçük beyinleriyle, insanla maymun arasında bir “ara tür”oluşturuyorlardı.

Aristoteles insanların fizik görünüşleri ve karakterleri arasında bağ olduğunu daha önceden düşünmüştü aslında ve fizyonominin kurucusu olmuştu. Fizyonomi ile kraniyolojinin devamında frenoloji doğmuştur diyebiliriz.

Amerika’ya da yayılan frenoloji, burada birçok ünlü düşünürün ve akademisyenin ilgi odağında oldu. Ancak yine ırkçılığa atıf yapılıyordu. Amerikalı bazı frenologlara göre, en aşağı(!) ırk, zenciler değil, beyinlerinin örgütlenişi uygarlaşmaları yolunda hiçbir umut vermeyen Kızılderililer idi.

Bazı ırkçılık yanlısı kişilerce bilimden saptırılıp onların hedeflerine göre revize edilen bu alanlar (kraniyoloji, fizyonomi, frenoloji) amaçlarına bayağı bir hizmet etmiş gibi görünüyor. Gerçekten bilim ışığında uğraşanlar da olmuştur muhakkak bu alanlarda (ya da hala uğraşanlar). Ancak  bir yerlerde birilerinin hep canı yandı ve yanmaya devam ediyor.

İşler ne ara bu kadar karıştı, karmaşıklaştı ve çirkinleşti dersiniz? İnsanlar olarak son derece yorucuyuz bana kalırsa..

(yazımıza bu alanı ırkçılığa eviren araştırmacıların kullandığı ifadeleri özür ve üzüntü ile eklediğimi bildirmek isterim).

Zincirsiz filminde de ele alınmış olan bu konu ile ilgili o sahne ile bitirelim (altyazı seçeneği mevcut):

Kaynaklar:

https://www.theguardian.com/science/blog/2013/feb/05/django-unchained-racist-science-phrenology

http://asdfghjklavye.com/frenoloji-nedir-tarihte-ve-bilimdeki-onemiyeri-nedir/

https://www.academia.edu/11205855/Alaeddin_%C5%9Eenel_-_Irk_ve_Irk%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi

http://www.historyofphrenology.org.uk/overview.htm

https://pages.vassar.edu/realarchaeology/2017/03/05/phrenology-and-scientific-racism-in-the-19th-century/

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Hayali Bir Bilimsel Makale, Bilime Katkı Yapabilir mi?

Akademik bir kaynak ararken ve ona erişememeniz oldukça sinir bozucu olabilir, ancak aradığınız makalenin aslında …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');