“Ben Bu Anı Daha Önce Yaşamıştım” Hissi, Deja Vu Nedir?

Çoğumuz bazen gördüğümüz bir insanı daha önceden tanıdığımızı veya gittiğimiz bir yerde önceden bulunduğumuzu zannederiz. Genellikle de anlamlandıramadığımız bu durumu “bir yerden tanıyorum ama neyse” der geçeriz. Örneğin, İngiltere’ye ilk kez seyahat ettiğinizi varsayalım. Bir katedrali geziyorsunuz ve aniden sanki daha önce o noktada bulunduğunuzu hissediyorsunuz. Ya da belki bir grup arkadaşınızla akşam yemeği yiyorsunuz. Güncel bir siyasi konuyu tartışırken garip bir his geliyor. Aynı arkadaşlar, aynı akşam yemeği, aynı konu. İşte bu durum, sinir bilimcilerin yıllardır hakkında araştırmalar yaptığı “deja vu” kavramının ta kendisidir.

Déjà vu sözcüğü, Fransızca’dan gelir ve “önceden görme” demektir. Araştırmalar her üç kişiden birinin hayatı boyunca en az bir kez deja vu yaşadığını söyler. Aslında bir değil bir çok deja vu çeşidi vardır. Örneğin, deja entendu ilk kez duyulan bir şeyin tanıdık gelmesi anlamı taşır. Deja eprouve, aynı şeyin daha önce de yaşanmış gibi hissettirmesi için kullanılır. Deja fait, bir şeyi daha önce de o anda olduğu gibi yapmış olma hissi demek olur. Kısacası biz sadece deja vu desek de daha onlarca deja ile başlayan kelime bulunur. Fenomen oldukça karışık olduğu için bilim insanları bu tarz deneyimleri incelerken bu bölünmeler üzerinde hareket etmeyi daha kolay bulur.

Bu terimi ilk kullanan kişi, parapsikoloji ile ilgili çalışmaları ile ünlü Fransız araştırmacı Emile Boirac oldu. Ancak kendisi bu deneyimi reenkarnasyon ve duyular ötesi algılama gibi parapsikolojik fenomenlerle birleştirdiği için konu bir süre bilim camiasının dikkatini çekmedi. Sonrasında modern psikolojinin gelişmesiyle “Deja vu tam olarak nedir?” sorusu yeniden sorgulanmaya başladı. Tam olarak ne olduğunu hala bilmiyoruz. Günümüzde bu deneyimi açıklamak için ortaya atılan teorilerin sayısı 40’ın üzerinde. Ancak bunlardan bazıları daha kabul edilebilir gibi gözüküyor.

Deja vu Neden Gerçekleşir?

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud da dejâ vu deneyimleriyle ilgilenmiş ve gerçekten yaşanmış olanlar ve yanılgılar olarak iki gruba ayırmıştı. Yanılgıları, tam olarak aynı olmasa da öncekine benzer deneyimler olarak özetledi. Ona göre bunlar bilinçaltında gerçekleşen süreçler nedeniyle ortaya çıkardı. Gerçekten yaşananlar ise açıklanması zor kısmı oluşturuyordu. Belki de evren kendini bir biçimde tekrar ediyordu. Freud’un izinden devam eden bilim insanları bu durumun bilinç altı kaynaklı olduğunu varsaydılar.

Sigmund Freud, egomuzun deja vu aracılığı ile ilkel benliğin dürtülerini dengelediğini düşünüyordu. “Bunu daha önce de yaşamıştım” diye düşünmek psikolojik baskı yaratan durumlarla daha rahat baş etmemize yardımcı oluyordu. Fakat 50’li yıllardan sonra yapılan araştırmalarda, altta yatan psikolojik etmenlerin kişiden kişiye değişebileceği fark edildi. Bu nedenle konu ile ilgili araştırmalar psikolojiden sinirbilime kaydı.

Bu durumun beyindeki süreçlerle ilgili olduğunu gösteren ilk çalışma İngiliz doktor Sör Arthur Wigan’a ait. Wigan kendi yaşadığı deneyimden yola çıkarak, bunun uykusuzluk ya da zihin yorgunluğu sonucunda yaşanıyor olabileceğini fark etti. O sırada beynin sağ ve sol yarıküreleri arasında bir hız farkı oluşuyordu. Bu nedenden dolayı bilgi aktarımı sırasında oluşan gecikme, aynı şeyin iki kez algılamasına yol açabiliyordu. 1963 yılında, nörofizyoloji ve biyofizik alanlarında araştırma yapan Robert Efron’ın yaptığı incelemeler Wigan’ın teorisini doğruladı. Daha da açıklayıcı kanıtlar ortaya sundu.

Bir şeyi gördüğümüz anda sağ ya da sol gözden gelen uyarıda, saniyenin binde biri kadar da olsa bir gecikme meydana gelebilir. Bu durumda beyne iki farklı sinyal gider. Bu da aynı şeyi iki kez görmüş hissi yaratır. Bu fikirler beraberinde yeni fikirleri doğurdu. Kimi bilim insanları durumun epilepsi ile ilişkili olduğunu düşündü. Neyse ki günümüzde modern görüntüleme teknolojisi sayesinde konu hakkında daha detaylı bilgiye sahip olabiliyoruz. En çok kabul gören bu fikre göre deja vu mekanizması ile beyindeki tanıma mekanizması birbiriyle yakından ilişkili.

Hatırlama Ve Aşina Olma

Tanıma mekanizması içinde iki farklı işleyiş şekli var: Hatırlama ve aşina olma. Hatırlama olduğunda, geçmişle o anın bağlantısını hemen kurabiliyoruz. Örneğin markette bize tanıdık gelen adamı daha önce otobüste gördüğümüzü hemen çıkarıveriyoruz. Ama aşina olduğumuz kişiyi nereden tanıdığımızı bir türlü bulamıyoruz. Beyinde hipokampus isimli hafıza merkezinde, özellikle anlık hafızadan sorumlu bölge olan dentat girus, gördüğümüz ya da yaşadığımız bir şeyi bilgisayar gibi kaydediyor. Bunu yaparken de onu görsel, işitsel, zamansal ve daha birçok modele ayırıyor. Gelen yeni veriler de bu mental haritada yerlerine yerleşiyor.

“Pattern separation” denen ve belli bir gen sayesinde çalışan bu sistemin içinde bazen çok benzeyen fakat aynı olmayan parçalar üst üste gelebiliyor. Bu çakışma bir tür bulanıklığa sebep oluyor. İşte bu bulanıklık da deja vuya yol açıyor. Dolayısıyla hipokampusumuz “sen bunu daha önce gördün” derken neokorteksimiz “hayır, görmedin” diyor. Ve bu çatışma de javunun birçok kişi tarafından garip ve rahatsız edici bir his olarak algılanmasına sebep oluyor.

Dejavunun ayrıca yaşlanma ve birtakım hastalıklarla da ilişkisi var. Örneğin Alzheimer hastalığında dentat girus hücrelerinde hasar ve azalma meydana geldiğinden, haritalama işleminde sorun oluyor. Bunun sonucunda algılarda daha çok parça çakışarak, daha sık yaşanmışlık duygusu meydana getiriyor.

Sonuç Olarak

Sadece bir kısmını aktardığımız üzere konu hakkında bir çok teori ortaya atıldı. Başlarda gizemler barındırsa da günümüzde bu garip durumu daha iyi anlamaya başladık. Beynin hangi birimlerinde oluştuğunu biliyor, araştırdıkça hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Hafızayla ilişkisi de belli bir düzeyde aydınlandığı için aradığımız cevapların bir kısmına ulaştık. Bu yolda aydınlanan her mekanizma aynı zamanda hafıza ve tanıma ile ilgili hastalıkların tedavisi için de yeni fikirler doğmasını sağlayacaktır.

Buğu Usanma Koban

Kaynaklar ve ileri Okumalar

Matematiksel

Başa dön tuşu