Sinirbilim

Gıdıklanma Bilimi: Neden Kendi Kendinizi Gıdıklayamazsınız?

Çoğumuzun vücudunun bir yerinde gıdıklanan bir nokta vardır. Birisi bu noktayı keşfettiği zamanlarda da istemsizce gülmek kaçınılmazdır. Hatta bazı insanlar o kadar gıdıklanırlar ki daha dokunulmadan gülmeye başlarlar. Ancak ne kadar gıdıklanıyor olursanız olun, *psikolojik olarak sağlıklıysanız, kendi kendinizi gıdıklayamazsınız. Bize inanmıyorsanız siz de deneyin! Kendinizi nerenizden gıdıklamaya çalışırsanız çalışın, ayak tabanlarınızda veya kollarınızın altından, bunu yapamazsınız. Nedenini anlamak için beyninizin nasıl çalıştığı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanız gerekir.

Beynin ana görevlerinden biri, siz farkında olmasanız da, bir sonraki adımda ne olacağına dair iyi tahminler yapmaya çalışmaktır. Bir merdivenden inerken kendimizi dengede tutmak için yaptığımız hareketlerin farkında olmazsınız. Öncül deneyimlerden, beyniniz tam olarak ne yapacağını bilir. Örneğin bisiklete binmeyi öğrendiğiniz zamanı hatırlayın Muhtemel dengede durmak, gidonu doğru tutmak ilk başta çok da kolay gelmemişti. Ancak zamanla yaptığınız şey otomatikleşti. Düşünmeden yapmaya başladınız. Ancak, kuvvetli bir rüzgar varsa veya lastiğiniz patlarsa bisiklete binme eylemi esnasında işin içine bilinç karışır. Böyle beklenmedik bir şey olduğunda, beyniniz bundan sonra ne olacağına dair tahminlerini değiştirmek zorunda kalır. Örneğin, düşmemek için vücudunuzu eğerek kuvvetli rüzgara uyum sağlarsınız.

Beynimizin bu becerisi daha az hata yapmamıza yardımcı olur. İşte tam da bu beceri nedeniyle kendi kendinizi gıdıklayamazsınız. Çünkü beyniniz her zaman kendi eylemlerinizi ve bunun sonucunda vücudunuzun nasıl hissedeceğini tahmin edecektir. Bu nedenle oturduğumuz koltuğu ya da ayağımızdaki çorapları hissetmeyiz. Ama birisi omzumuza dokunacak olursa, bunu hemen hissederiz. Bunların nedeni de, beyninizin eylemlerin sonuçlarını tahmin ediyor ya da etmiyor olması ile ilgilidir. Aynı nedenle de başka insanlar sizi gıdıklayabilirler. Çünkü gıdıklama eylemlerinin ne olacağını tahmin edemezsiniz.

Beyniniz bu işin altından nasıl kalkıyor?

Bu durum, beyindeki bir bölgenin kendi dokunuşunuzu başka birinin dokunuşun­dan ayırmanızı mümkün kılan bir işaret üretebildiğini göstermektedir. Deneyler so­nucunda böyle bir bölgenin varlığı keşfedilmiştir: Beyincik (Latinceː cerebellum). Bu bölge, toplam beyin büyüklüğünüzün sekizde birini oluşturur ve yaklaşık olarak 110 gram ağırlı­ğındadır. Beyincik, beklenen algıları beklenmeyen algılardan ayırabilmek için mükemmel bir konumda bulunur. Aralarında dokunma, görme, işitme ve tat almanın da bulun­duğu neredeyse her tip duyuyla alakalı bilgi buraya ulaşır. Ayrıca, beynin motor mer­kezleri tarafından gönderilen bütün hareket komutlarının bir kopyası da beyinciğe iletilir.

Bu nedenle araştırmacılar beyinciğin, her bir hareketin beklenen sonuçlarını tahmin etmede hareket komutlarını kullandığını düşünmektedir. Bu tahminlerin du­yularımızdan gelen bilgilerle uyuştuğu durumlarda, beynimiz bu duyumu göz ardı etmenin güvenli olacağını bilir çünkü önemli değildir.

Aslında “Neden kendimizi gıdıklayamayız? sorusu beraberinde bir soruyu daha getiriyor. Bu soru da gıdıklandığımız zaman neden güleriz? sorusu oluyor elbette. Gülmenin kaçınılmaz olarak gıdıklanmaya eşlik etmesine rağmen, gıdıklanma sonucunda gülmenin bize durumun komik gelmesi sonucunda olmadığını biliyoruz. O zaman soralım!

Gıdıklandığımız zaman neden gülüyoruz?

Epidermis, deriyi oluşturan üç tabakadan en dıştakidir. (Daha içteki tabakalar dermis ve hipodermistir.) Buradaki sinir uçları uyarıldığında, beynin iki farklı bölümünü harekete geçer. Bu bölgelerden biri dokunmayı analiz eder, diğeri ise duygular ile ilgilenir. Vücudumuzun genellikle gıdıklanan bölgeleri saldırılara karşı en savunmasız ve en az korunan bölgelerdir. Gıdıklandığımızda attığımız kahkaha aslında vücudun bir tepkisidir. Genellikle bir gıdıklama saldırısına eşlik eden kıvranma, vücudun o kısmını sıkıştırmak ve saldırıya daha az açık hale getirmek için içgüdüsel bir savunma mekanizmasıdır.

Vücudun hassas bir bölgesini bilinçli olarak gıdıklamaya çalışıyorsanız, beyniniz ne kadar baskı uyguladığınızı, gıdıklamanın tam yerini, hızını ve süresini kontrol eder. Bu nedenle, çok az tehdit algılandığından kaçma veya savaşma tepkisi devreye girmez. Esasen, kendinizi şaşırtamazsınız. Bu nedenle kendinizi gıdıklamak neredeyse imkansız hale gelir.

Aslında iki farklı gıdıklanma refleksi vardır: gargalesis ve knismesis. İlki, kaburgalar, koltuk altları, ayak parmakları vb. bölgelerde yoğunlaşan diğer insanlar tarafından yapılan gıdıklamadır. Knismesis, gıdıklama yerine genellikle bir huylanma dediğimiz duyguya neden olan derinin hafif bir biçimde uyarılması durumudur. Kendi kendimize gülmeye neden olan gargalesis biçiminde bir refleks oluşturmak zordur. Ancak yapay olarak knismesis refleksi oluşturulabilir. Ancak bu duruma gülme eşlik etmeyecektir.

Knismesis sizi güldürmeyebilir ama kesinlikle huylandırır… (Fotoğraf: wickerwood / Fotolia)

Gıdıklamanın Sosyal Yönü

Yukarıda aktarmaya çalıştıklarımız gıdıklanma durumunda gösterdiğimiz fiziksel tepkiyi açıklayabilir. Ancak gıdıklanma ile bazı noktalar hale gizemli. Bilim insanları uzun yıllardır gıdıklamanın sosyal yönlerinden etkilenmişlerdir, çünkü öncelikle gıdıklama, annelerin çocuklarıyla sahip olduğu ilk fiziksel etkileşimlerden biridir. Bir bebeği gıdıklamak, insanlarda olduğu kadar diğer primatlarda ve memelilerde de ilkel bir etkileşimdir ve sosyal, bilişsel ve duygusal bağların geliştirilmesine yardımcı olur.

Bu erken iletişim yöntemi, çocukluktaki sosyal etkileşimlere de taşınır. Bu nedenle çocuklar arasında gıdıklama kavgaları yaygındır. Bu durum yine sosyal etkileşim ve ortaklık kurmaya yardımcı olur. Sonuçta bir dahaki sefere biri sizi gıdıklamak için kişisel alanınıza girdiğinde, belki de sadece sizinle sosyal olarak bağ kurmaya çalışıyordur. Bunu da aklınızda tutmanız iyi olabilir…

*Şizofreni benzeri psikolojik rahatsızlığı olan kişiler kendilerini gıdıklayabilir.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu