Stigler Yasası: Neden Bir Çok Keşif Gerçek Kaşifinin Adını Taşımaz?

Hayatınızı bilimin herhangi bir alanında ustalaşmaya, evrenin gizemlerini incelemeye ve belki de büyük bir keşif yapmaya adayabilirsiniz. Bu çabanın sonucunda da ister istemez adınızın ölümsüzleşmesini, sizden sonra gelenler tarafından da bilinmesini isterseniz. Ancak Stigler yasası bu durumun her zaman mümkün olmadığını bize hatırlatır.

Bir kaç basit soru soralım sizlere. Örneğin, Bayes teoremini kim keşfetti? Pisagor teoremini kim keşfetti? Amerika’yı kim keşfetti? Cevaplarınız muhtemel sırasıyla Bayes, Pisagor ve Amerigo Vespucci olacaktır. Nesneleri, onlarla ilişkili (gerçek veya efsanevi) kişilerin adıyla ilişkilendirerek tanımlamaya eponim denir. Bu durum bilim ve teknoloji de karşımıza daha sık çıkar. Bilimlerde bu tür ifadeler ortaya çıktığında, birçok kişinin varsaydığı şey, belirtilen şeyin, adı iliştirilen bilim insanı tarafından keşfedildiği şeklindedir. Ancak bu varsayım neredeyse her zaman yanlıştır.

Stigler Yasası Nedir?

Stigler Yasası: Neden Bir Çok Keşif Gerçek Kaşifinin Adını Taşımaz?
Stigler Yasası

Tarihçi / istatistikçi Stephen Stigler tarafından ortaya atılan Stigler yasası, en basit haliyle hiçbir bilimsel keşfin, onu keşfeden ilk kişinin adını almadığını belirtir. Her ne kadar Stigler bu yasanın ilk olarak Robert K. Merton tarafından ortaya atıldığını açıklasa da günümüzde hala onun adıyla anılmak da ve yasanın kendini doğruladığını göstermektedir.

Bazen keşiflere gerçekten de keşiflerinin adı verilir. Ancak durumun böyle olmadığı zamanlar gerçekten daha fazladır. Pisagor teoremini ele alalım. Pisagor, onu keşfeden kişi değildi. Teorem ondan önce biliniyordu ve ispatı da ondan sonra yapıldı; dahası muhtemel Pisagor teoremin geometrik anlamının farkında bile değildi. Ancak bunların hiçbiri adının bu teorem ile özdeşleşmesini engelleyemedi.

Kimyada tanıdığımız Avogadro sayısı da Stigler yasası ile ilgili bir başka örnek olabilir. İtalyan Romano Amadeo Carlo Avogadro [1811’de] tüm gazların belirli bir hacimde aynı sayıda moleküle sahip olduğunu öne sürdü. Josef Loschmidt ise bunun kaç molekül olacağını [1865’te] buldu. Bu durumda bu sayıyı ilk bulan kişi Loschmidt olduğuna göre aslında onun adıyla anılması gerekiyordu ama hepinizin bildiği gibi öyle olmadı. Loschmidt, bilime birçok önemli katkı yapmıştır ancak bunlar şu anda başkalarının isimleriyle bilinmektedir.

Bakmak istediğiniz hemen hemen her bilim alanında Stigler Yasasının örneklerini bulabilirsiniz. Matematik dünyasından bazı örnekler verelim.  18. ve 19. yüzyılların tartışmasız en önemli matematikçilerinden ikisi olan Leonhard Euler ve Carl Friedrich Gauss’a bir göz atalım. Euler’in sayısı olarak bilinen e sabiti aslında kökenini Jacob Bernouli tarafından keşfedilen başka bir sabitten alır. Yine Euler formülü ondan otuz yıl önce Roger Cotes tarafından ortaya atılmıştır. Gauss Teoremi Joseph Louis Lagrange tarafından keşfedilmiş ve ilk olarak Mikhail Vasilievich Ostrogradsky tarafından kanıtlanmıştır. Gauss dağılımı, Abraham de Moivre tarafından Gauss tarafından popüler hale getirilmeden 61 yıl önce tanıtılmıştır. Örnekler çoğaltılabilir…

Bu Durum Bilim İçin Ne Anlama Geliyor?

Bunların hiçbiri, haklı olarak kendi alanlarının devleri olarak tanınan kişileri karalamak anlamına gelmez. Ancak örnekler, bilimsel keşiflerin nasıl işlediğine dair bazı temel ilkelere işaret etmektedir. Büyük yeni teoriler, yalnızca daha büyük bilim topluluğu kendileri için hazır olduğunda veya halihazırda yerleşik bir bilim insanı çalışmalarında bunu kullanabildiğinde anlaşılma eğilimindedir. Bazı bilimsel keşifler bulundukları zamanlarda anlaşılmaz ve pratik olarak kullanılması için aradan zaman geçmesi gerekir. İlerleyen süreçte bazen aynı konu bir başka kişi tarafından tekrar ele alınır ve geliştirilir.

Yani temelde hiçbir bilimsel keşif tek bir kişinin başarısı olarak kabul edilemez. Stigler Yasası, bilimsel keşif süreçlerinin gerçekte ne kadar işbirlikçi ve karmaşık olduğunun iyi bir hatırlatıcısıdır. Buradaki mesele, yanlış kişinin itibar kazanması değildir sorun tüm başarının bir kişiye ait olduğunun düşünülmesi fikridir.  “Devlerin omuzlarında” yükseldiğini dile getiren Newton aslında tam da bu gerçeğe dikkat çekmeye çalışmaktadır. Bilim tarihçileri bilimsel keşifleri isimlendirmekle sorumlu olsaydı, bu tür hatalar azalabilirdi ama değillerdir. Kararları veren bilim insanlarının çoğunun da tarihsel bir uzmanlığı yoktur.

Göz Atmak İsterseniz

Kaynaklar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

7 yıl Kadıköy Anadolu Lisesinin devamında lisans eğitimimi Marmara Üniversitesi İng. Matematik öğretmenliği üzerine tamamladım. Devamında 20 yıl çeşitli özel eğitim kurumlarında matematik öğretmenliği ve eğitim koordinatörlüğü yaptım. 2015 yılında matematiksel.org web sitesini kurdum. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu