Otoritenin Gücü ve Milgram Deneyi

İtaat, bir otorite figürü tarafından verilen emirleri veya talimatları yerine getirmek anlamına gelen bir insan davranışıdır. Bu otorite figürü, sizden üstte ve sorumlu olduğunuz herhangi biridir. Bu tür dinamikler genellikle ebeveyn-çocuk, öğretmen-öğrenci, patron-çalışan arasında ortaya çıkar. Milgram deneyleri; itaat etmenin ne kadar güçlü bir dürtü olduğunu, otorite sahibi kişilerin ne kadar büyük bir gücü elinde tuttuklarını gözler önüne seren deneylerdir.

İkinci Dünya Savaşı bitiminde ahlak, itaatin gücü ve otorite figürleri hakkında birçok soru gündeme gelmişti. Bu dönemde Yale Üniversitesi’nden sosyal psikolog Stanley Milgram, bir deney yaptı (1963). Deneyin çıkış noktası Yahudi soykırımında yer alan yardakçıların suçu üstlenmeyip, sadece kendilerine denileni yaptıklarını söylemeleri olmuştu. Yani “Ben emir kuluyum” tarzı bir savunmaya geçmişler ve suçlu olmadıklarını öne sürmüşlerdi. Stanley Milgram, birisine zarar vermeyi içeriyor olsa bile, katılımcıların emirlere ne ölçüde itaat edeceklerini bilmek istiyordu.

Milgram Deneyi Nasıl Gerçekleşti?

Stanley Milgram, Yahudi Soykırımı üzerine cevap aradığı itaat meselesi üzerine yapacağı deney için gazetelere ilan verdi. 40 kadar erkek katılımcıya, katılımları karşılığında, kişi başı 4,50 dolar ödedi. Katılımcıların yaşları yaklaşık 20 ile 50 arasında değişirken, eğitim düzeylerinden cinsiyetlerine, sosyal statülerine kadar çeşitlilik söz konusuydu.

Deney gözlemcisi; bir grup insanın, başka bir grup insana sorular sormasını ve yanlış cevap verirlerse elektrik şoku uygulamasını sağlamakla görevliydi. Elektrik şoku uygulanacak olan kişiler öğrenci, uygulayacak olanlar ise öğretmen rolünde olacaklardı. Öğretmen ile öğrenciler birbirlerini görmeyecekler, farklı odalarda olup sadece kablo bağlantıları olacaktı. Fakat katılımcıların bilmediği bir şey vardı. Öğrenciler işbirlikçiydi. Katılımcılar ise her daim öğretmen olacak şekilde bir kura çekildi. Böylece öğrenciler aslında kendilerine şok verilmeden veriliyormuş gibi rol yapacaklar ve katılımcıların tepkileri ölçülecekti.

Öğretmen rolündeki kişilerin, öğrencilerin verdiği her yanlış cevapta elektrik şokunu 15 volt 450 volta kadar artırmaları gerekiyordu. En başta öğretmenlerin de 45 voltu deneyimlemeleri sağlanıyordu ki verecekleri acıyı baştan hissetsinler. Böylece belki empati yaparak deneyi yarıda bırakmaları olasılığı vardı. Fakat öyle olmadı…

İşbirlikçiler kendilerine söylenen şekilde bir süre sonra sorulara bilerek yanlış cevap vermeye başladılar. Gerçek denekler ise onlara söylendiği gibi voltajı arttırmaya başladılar. Bir süre sonra işbirlikçiler bağırmaya ve ağlamaya başladılar. Hatta bazıları kalp problemi olduğunu ve artık elektrik vermemelerini söyleyerek deneklerin tepkilerinin ölçülmesini sağladılar. Deneklerin tepkisi ise şaşırtıcıydı.

Milgram’ın Ontario Bilim Merkezi’nde sergilenen orijinal deney düzeneği

Çoğu denek, çığlıklar arttığında deneyi durdurup öğrencinin durumunu görmek istedi. Bir kısmı ise belli bir voltajdan sonra deneyin amacını sorgulamaya başladılar. Fakat kendilerine, deneyden ve sonuçlarından sorumlu tutulmayacakları garanti edilince öğrencinin gördüğü zarara verdikleri önem azaldı. Sonucunda denileni yapmaya devam ettiler. Denekler deneyi bırakmasın diye gözlemci onlara şu tarz cümleler kuruyordu: “Lütfen devam edin”, “Deney için devam etmeniz gerekiyor” , “Devam etmeniz kesinlikle çok önemli” , “Başka seçeneğiniz yok, devam etmek ‘zorundasınız’”….

Milgram Deneyinin Sonucu

Bu baskı altında kendi etik değerlerini bir kenara bırakan ve sadece itaat duygusu ile denileni yapan deneklerin çoğu huzursuz bir biçimde de olsa deneyin sonuna kadar gelebildi. Tüm katılımcılar 300 volta kadar devam etti. Katılımcıların %65’i (üçte ikisi) 450 voltluk en yüksek seviyeye kadar devam etti. Daha düşük voltajlarda tereddütsüz şekilde deneyi bırakan olmadı. Dudağını ısıran, sinirden kahkahalar atan, terleyen ve benzeri tepkiler nedeniyle zorlandığı belli olan denekler bir şekilde otoritenin buyruklarına uymuş ve işkence etmeyi göze almıştı.

Deneyden çıkan sonuca göre Milgram şöyle der: “En masum kişiler bile kendi ahlaki değerleri kapsamında yapmaları imkansız gözüken bir şeyi, otorite baskısı altındayken tereddütsüzce yaparlar”. Milgram bu­nun, II. Dünya Savaşı’nda Nazi kampla­rında görev yapan gardiyanların, baş­kalarına zarar verecek emirleri uygula­maya karşı çıkamamalarına benzediği­ni söyleyecekti devamında. Milgram ve daha önceki bilim insanları muhakeme bece­risinin, kalabalığın etkisiyle ya da otori­tenin baskısıyla bozulabileceğini gös­termeye çalışmışlardı. Ancak devamında yapılan araştırmalar, insanların yal­nızken de şaşırtıcı hatalar yapmaya eği­limli olabileceklerini gösterdi bizlere.

İnsanlar Neden İtaat Eder?

Milgram deneyi ahlaki açıdan tartışmalı olsa da, sosyal psikoloji alanında çığır açan bir araştırmaydı. Bu deney, insanları en korkunç suçları bile işlemeye iten çeşitli faktörleri anlamamızı sağladı. Otoriteye itaat insan doğasının bir parçasıdır. Doğumdan itibaren önce anne babamıza, sonra öğretmenlerimize, sonra da işverenlerimize itaat etmeye şartlanmışızdır. İtaat ihtimali, bir otorite figüründen (laboratuvar önlüklü araştırmacılar) veya kuruluştan (Yale Üniversitesi) geldiğinde artar. İnsanlar otorite konumundaki kişilerin en bilgili kişiler olduğuna inanırlar.

Öyle ki, söz konusu otorite politikacılar olduğunda, seçtikleri kişinin gerçekten o göreve layık olduğuna kendilerini ikna etmek için o kişinin en bilgili kişi olduğu yanılsamasına kapılırlar. Bu nedenle otoriteye bireysel olarak karşı gelmek çok zordur. Tarih boyunca otorite karşıtı eylemler ancak çoğunluk kitlelerce yapıldığında başarılı olabilmiştir. Milgram’ın çalışması, insanları neyin itaat ettirdiğinin ve hatta gerçekten ne derece itaat ettiklerinin cevaplarını içermez. Bununla birlikte, diğer araştırmacılara, insanları neyin emirlere uymasını sağladığını ve belki de daha da önemlisi, onları otoriteyi sorgulamaya neyin yönlendirdiğini keşfetmeleri için ilham verdi.



Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Maide İdil İspir

Ben İdil, Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenciyim. Bence insan olmaktaki en büyük şansımız düşünebilmek, konuşabilmek, okuyabilmek ve yazabilmek. Öyleyse bol şans! Ve keyifli okumalar…

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz