
Bazen bir şeyi fark etmeye başladıktan sonra sanki o şey bir anda her yerde karşımıza çıkıyormuş gibi gelir. Uzun zamandır adını bile duymadığınız eski bir filmden arkadaşlarınızla konuşursunuz. Birkaç gün sonra filmi televizyonda görür, ardından oyuncularından biriyle ilgili bir habere rastlarsınız. Sonra aynı film başka bir yerde yeniden karşınıza çıkar.
Benzer bir durum belirli bir otomobili satın almayı düşündüğünüzde de yaşanır. O modeli birdenbire trafikte daha sık görmeye başlarsınız. Bir ilişkiniz yeni bittiyse dinlediğiniz şarkıların çoğu aşk ve ayrılık üzerineymiş gibi gelir. Bebek bekliyorsanız çevrenizde eskisinden çok daha fazla bebek olduğunu düşünürsünüz.
Oysa çoğu zaman çevrenizde değişen pek bir şey yoktur. Değişen, dikkatinizin yöneldiği noktadır. Zihniniz kısa süre önce önem kazanan bir konuyla ilgili bilgileri daha kolay seçmeye başlar.
Psikolojide bu durum seçici dikkat ve frekans yanılsaması gibi kavramlarla açıklanır. Ancak benzer bir mekanizma düşüncelerimiz ve inançlarımız söz konusu olduğunda daha güçlü bir hâl alır. Bu kez yalnızca belirli şeyleri daha sık fark etmeyiz. İnandığımız görüşleri destekleyen bilgileri arar, onları daha ikna edici bulur ve karşıt kanıtları daha kolay gözden kaçırırız. İşte buna doğrulama yanlılığı denir.
Doğrulama Yanlılığı Nedir?
Doğrulama yanlılığı, dünyaya tamamen tarafsız bir gözle bakmadığımızı gösteren en yaygın bilişsel eğilimlerden biridir. Bir konuda fikir oluşturduktan sonra zihnimiz çoğu zaman bu fikri sınamak yerine destekleyen kanıtları toplamaya yönelir. Böylece zaten inandığımız şeyleri doğrulayan örnekler daha görünür hâle gelirken, onlarla çelişen bilgiler arka planda kalır.
Sorun da tam burada başlar. Çünkü bu eğilim yalnızca günlük ayrıntıları nasıl fark ettiğimizi değil, hangi haberleri okuduğumuzu, hangi kaynaklara güvendiğimizi, hangi görüşleri makul bulduğumuzu ve geçmişte yaşananları nasıl hatırladığımızı da etkiler.
Doğrulama yanlılığının en belirgin etkilerinden biri, hangi bilgiyi seçtiğimizde ortaya çıkar. Bir konuda güçlü bir görüşümüz varsa, çoğu zaman o görüşü gerçekten sınayacak bilgilerden çok, onu destekleyen bilgilere yöneliriz. Böylece düşüncemiz bize giderek daha sağlam görünür.
2008 ABD başkanlık seçimleri sırasında Valdis Krebs’in Amazon’daki siyasi kitap satın alma örüntülerini incelemesi bunun ilginç bir örneğini sundu. Obama’yı olumlu anlatan kitapları satın alan kişiler, çoğunlukla yine onu olumlu anlatan başka kitaplara yöneliyordu. Obama’ya eleştirel yaklaşan kitapları alanlar ise benzer çizgideki eserleri tercih ediyordu.
Psikologlar bu eğilimi laboratuvar ortamında da gözlemledi. 2009 yılında Ohio State Üniversitesinde yapılan bir çalışmada araştırmacılar insanlara farklı görüşleri savunan yazılar arasından seçim yapma fırsatı verdi. Katılımcılar kendi düşünceleriyle uyuşan yazıları okumaya, karşıt görüşteki yazılardan yüzde 36 daha fazla zaman ayırdı.
Eğer sürekli kendi görüşümüze yakın kaynakları seçersek, zaman içinde dünyanın gerçekten de düşündüğümüz gibi olduğuna dair daha fazla “kanıt” biriktirmemiz kaçınılmaz hâle gelir. Üstelik bu eğilim yalnızca ne okuduğumuzu değil, neyi hatırladığımızı da etkiler.
Doğrulama Yanlılığı Neden Önemli Bir Sorundur?
1979’da Mark Snyder ve Nancy Cantor bunu sınamak için katılımcılara Jane adlı hayalî bir kadının hayatından bir haftayı anlatan bir metin verdi. Metin özellikle dengeli hazırlanmıştı. Jane bazı durumlarda içe dönük, bazı durumlarda ise dışa dönük davranıyordu. Yani katılımcılar isterlerse onu her iki yönde de değerlendirebilecek kadar bilgiye sahipti.
Birkaç gün sonra katılımcılar iki gruba ayrıldı. Bir gruba Jane’in iyi bir kütüphaneci olup olmayacağı, diğer gruba ise iyi bir emlak danışmanı olup olmayacağı soruldu. İşte deneyin asıl ilginç kısmı burada başladı.
Jane’i kütüphanecilik açısından değerlendirenler onun içe dönük davranışlarını daha kolay hatırladı. Emlak danışmanlığı açısından değerlendirenler ise dışa dönük davranışlarını öne çıkardı. Oysa iki grup da başlangıçta aynı metni okumuştu.
Başka bir deyişle, insanlar geçmişteki bilgileri olduğu gibi geri çağırmıyordu. O anda sınadıkları düşünceye uygun ayrıntılar bellekte daha görünür hâle geliyordu.
Benzer bir durum bilgiyi nasıl yorumladığımızda da görülür. 2009’da yapılan başka bir çalışmada katılımcılara hiciv programı The Colbert Report’tan bölümler izletildi. Programın mizahı, siyasi görüşlerin abartılı biçimde taklit edilmesine dayanıyordu. Ancak izleyiciler aynı bölümü aynı şekilde yorumlamadı.
Kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan katılımcılar, Stephen Colbert’in yalnızca şaka yapıyormuş gibi göründüğünü ve aslında söylediklerine gerçekten inandığını düşünmeye daha yatkındı. Diğer katılımcılar ise aynı ifadeleri daha açık biçimde hiciv olarak değerlendirdi. Burada herkes aynı görüntüyü izlemişti. Değişen şey içerik değil, izleyicinin ona getirdiği ön kabullerdi.
Bu üç örnek birlikte düşünüldüğünde doğrulama yanlılığının nasıl çalıştığı daha açık hâle gelir. Önce bize yakın bilgileri seçeriz. Sonra geçmişten görüşümüzü destekleyen ayrıntıları daha kolay hatırlarız. Son olarak belirsiz bilgileri de mevcut düşüncelerimize uygun biçimde yorumlarız.
Böylece görüşlerimiz zaman içinde giderek daha doğru görünmeye başlar. Ancak bunun nedeni her zaman kanıtların gerçekten güçlenmesi değildir. Bazen yalnızca aynı yöndeki kanıtları seçmiş, hatırlamış ve yorumlamışızdır.
Sonuç Olarak
Bu mekanizma komplo teorilerinin neden dirençli olduğunu da açıklar. Örneğin Ay’a inişin gerçekleşmediğine baştan inanarak araştırmaya başlayan biri, bu düşünceyi desteklediğini iddia eden çok sayıda video, görsel ve açıklama bulacaktır. Buna karşılık kendi görüşüyle çelişen kanıtları daha kolay gözden kaçırabilir ya da değersiz görebilir.
Bilimsel yöntemin önemli özelliklerinden biri tam da bu soruna karşı geliştirilmiştir. Bir hipotezi yalnızca destekleyen örnekleri toplamak yetmez. Onu yanlışlayabilecek kanıtları da aramak gerekir. Çünkü bir düşüncenin gerçekten ne kadar sağlam olduğunu anlamanın yolu, yalnızca onu doğrulayan şeylere değil, ona karşı çıkan kanıtlara da bakmaktır.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Ling, R. (2020). Confirmation bias in the era of mobile news consumption: The social and psychological dimensions. Digital Journalism, 8(5), 596–604. https://doi.org/10.1080/21670811.2020.1766987
- Lord, C. G., Ross, L., & Lepper, M. R. (1979). Biased assimilation and attitude polarization: The effects of prior theories on subsequently considered evidence. Journal of Personality and Social Psychology, 37(11), 2098–2109. https://doi.org/10.1037/0022-3514.37.11.2098
- How Confirmation Bias Works; yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2021; Bağlantı: https://www.verywellmind.com
- Lord, C. G., Ross, L., & Lepper, M. R. (1979). Biased assimilation and attitude polarization: The effects of prior theories on subsequently considered evidence. Journal of Personality and Social Psychology, 37 (11), 2098–2109.
Matematiksel




İlginç bir yazi