Yanıltıcı Gerçeklik – Bin Defa Söylenen Yalan Gerçeğe Dönüşebilir!

Yanlış Bilgilerin Tekrar Edilmesi Onu Doğru Yapmaz, Ancak Muhtemelen İnanma İhtimalinizi Arttırır

Gerçek ve yalan konusu ilk bakışta göründüğünden daha karmaşıktır. İnsanların gerçek olduğuna inandıkları şey birçok faktöre bağlıdır. Bilimsel doğrular olduğu gibi felsefi, dini, kişisel ve ideolojik doğrular da vardır. Tüm “gerçekler” aynı geçerlilik düzeyine sahip değildir. Örneğin bilimde, onu destekleyecek fiziksel veya teorik kanıtlar olmadıkça bir şeyin doğru olduğunu söyleyemezsiniz. Benzer bir ilke, felsefe için de geçerlidir. Ancak diğer branşlarda durum böyle değil. Örneğin, dini ve ideolojik bağlamlarda, bir otorite figürü söylüyorsa bir şey doğrudur. Kanıtlanmaması önemli değil.

Joseph Goebbels’e atfedilen “Bir kez söylenen yalan, yalan olarak kalır ancak bin kez söylenen yalan gerçek olur” biçiminde bir söz vardır. Bu cümlede aslında gerçeklik payı bulunur. Bir mesaja defalarca maruz kaldıkça bu mesaj bize tanıdık gelmeye başlar. Zihnimiz tanıdık şeyleri işlemek için daha az çaba harcayacağından bu fikri benimsemek bize daha kolay gelir. Bunu şöyle düşünelim. Yeni bir şehre gittiğimiz zaman ilk başta kaybolmuş gibi hissederiz. Ama yavaş yavaş aynı yerleri tekrar tekrar gördükten sonra şehre aşina olmaya başlarız. Sonunda, yeni çevremiz bizim bir parçamız olur. Aslında, öğrendiklerimizin bir tür kişisel haritasını yaparız. Aynı durum beynimizin çalışma biçimi için de geçerlidir.

Propaganda her zaman işe yarar. Bunu çok iyi bilen ve hitabette çok da başarılı olamayan Hitler, Almanya’da propaganda yapmak adına bir bakanlık kurmuştu. Bu bakanlığın başında da kendinden emin, sakin ve eğlenceli konuşmaları ile halka seslenme becerisinde ustalaşmış olan Dr. Paul Joseph Goebbels bulunuyordu.

İşte bu nedenle tekrarlama, reklam, politika ve medya olmak üzere biz farkında olmasak da hayatımızın her yerinde yer alır. Medyada aynı ürünler için defalarca birbirine benzer reklamlar görürüz. Politikacılar aynı mesajları sorulan sorular ile ilgisi olmasa bile aynı biçimde cevaplar. Gazeteciler köşe yazılarında aynı görüşleri tekrar eder durur. Doğru olup olmamasından bağımsız olarak bir şey tekrarlandıkça oluşan aşinalık oluşur. Bu aşinalıktan dolayı da bilgi yalan bile olsa, insana zamanla doğru gelmeye başlar.

Illusory Truth Effect – Yanıltıcı Gerçeklik Etkisi

Tekrar, bir kişiyi bir konu hakkında ikna etmenin en kolay ve en yaygın yöntemlerinden biridir. Psikologların yanıltıcı gerçeklik etkisi olarak adlandırdıkları şey budur. Bu fenomen ilk olarak 1977 yılında Villanova Üniversitesi ve Temple Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada tanımlanmıştır. Beynimizin, düşünmemiz gereken şeylere zaman ayırmaktansa kolay kabul edebileceğimiz şeylere inanma eğilimi göstermesi ürkütücü bir gerçekliktir. Yanıltıcı gerçeklik etkisi ile ilgili 2015 yılında yapılan bir araştırma ise bu fenomenin bazı ilginç özelliklerini ortaya koymaktadır.

  • Yeterince kez tekrarlanırsa, kaynaklar güvenilir olmasa bile bilgiler doğru olarak algılanabilir.
  • Yanıltıcı gerçeklik etkisi, insanların zaten bildiklerini düşündükleri bir konuda daha belirgindir.
  • Bu durum, kişinin bilginin yanlış olduğuna dair önceden bilgi sahibi olması durumunda bile ortaya çıkabilir.
Ne yazık ki, insanlar nadiren rasyonel varlıklardır. Her gün ortalama 35.000 karar veririz. Yapılacak tüm bu seçimler ve her saniye bize gelen devasa bilgi hacmiyle, her şeyi istediğimiz kadar derinlemesine işlemeyi umamayız. Bunun sonucunda da bir yalan ile gerçeği ayırt etmekte zorlanırız. Sınırlı zihinsel enerjimizi korumak ve dünyayı anlamlandırmak için sayısız kısayola güveniriz. Ancak bu da çoğu zaman muhakememizde hatalar yapmamıza neden olur.

Bir Yalanın Gerçek Olması İçin Mesaj Kaç Kez Tekrar Edilmelidir?

Yapılan çalışmalara göre bir düşünceye 3-5 kez maruz kaldıktan sonra duyduğumuz güven üst boyutlara çıkıyor. Ancak bu sayıdan daha fazlasına maruz kalmak ise bu etkiyi tersine de çevirebiliyor. İşte bu nedenle reklamcılar, kullandıkları sloganlarda dönem dönem değişiklikler yaparak bu sorunu ortadan kaldırıyorlar. Aşina olduğumuz şeye inanma eğilimi göstermemizin nedenlerinden birisi de bilişsel cimrilik. Üstelik bu durumun zeka ile hiçbir bağlantısı yok. Güney California Üniversitesi’nden Eryn Newman sezgisel tepkilerimizin beş temel soru etrafında döndüğünü söylüyor:

  • Bilgi güvenilir bir kaynaktan mı?
  • Başkaları inanıyor mu?
  • Destekleyecek çok sayıda kanıt var mı?
  • İnandığım şeyle uyumlu mu?
  • İyi bir hikaye içeriyor mu?

Ayrıca o konuda uzman olsun, olmasın tanıdığımız insanlara daha fazla güveniyoruz. Bir de düşünceyi ne kadar çok insan destekliyorsa, o fikrin doğruluğundan daha az kuşku duyuyoruz. Konu akıcı bir biçimde dile getirildiyse, inançlarımız ile uyumluysa daha da kolay kabul ediyoruz. Akademisyenlerin yazdıkları her şeyde referans kullanmalarının nedeni budur. Dile getirdikleri iddialara okurun hemen inanmasını beklemek yerine ona kaynağını araştırma olanağı verirler.

Her işi akademisyenlerden beklememek lazım. Biraz merakla bilginin gerçeklik payını bizler de artık kolayca internet aracılığı ile ulaşabilir durumu geldik, yeter ki kuşku duyalım. Gerçeklerin önem taşıdığı bir dünyada yaşıyoruz. Kaynağına inip doğruluğunu araştırmadan bir şeyi tekrarlıyorsak yalanlarla gerçeklerin birbirine karıştığı bir dünya yaratılmasına yardım etmiş oluruz. Yani tekrarlamadan önce düşünmekte fayda var.

Kaynaklar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu