Psikoloji

Yanıltıcı Gerçeklik Etkisi: Aşinalık Bizi Zamanla Yanıltabilir mi?

Yanlış Bilgilerin Tekrar Edilmesi Onu Doğru Yapmaz, Ancak Muhtemelen İnanma İhtimalinizi Arttırır

Tekrarlama, reklam, politika ve medya olmak üzere biz farkında olmasak da hayatımızın her yerinde. Medyada aynı ürünler için defalarca benzer reklamlar görürüz. Politikacılar aynı mesajları sorulan sorular ile ilgisi olmasa bile aynı biçimde cevaplar. Gazeteciler köşe yazılarında aynı görüşleri tekrar eder durur. Doğru olup olmamasından bağımsız olarak bir şey tekrarlandıkça oluşan aşinalıktan dolayı, insana zamanla doğru gelmeye başlar. Tekrar, bir kişiyi bir konu hakkında ikna etmenin en kolay ve en yaygın yöntemlerinden biridir. Psikologların yanıltıcı gerçeklik etkisi (illusion of truth) olarak adlandırdıkları şey budur. Bu fenomen ilk olarak 1977 yılında Villanova Üniversitesi ve Temple Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada tanımlanmıştır.

Bir mesaja defalarca maruz kaldıkça bu mesaj bize tanıdık gelmeye başlar ve zihnimiz tanıdık şeyleri işlemek için daha az çaba harcayacağından bu fikri benimsemek bize daha kolay gelir. Beynimizin, düşünmemiz gereken şeylere zaman ayırmaktansa kolay kabul edebileceğimiz şeylere inanma eğilimi göstermesi ürkütücü bir gerçekliktir. Yanıltıcı gerçeklik etkisi ile ilgili 2015 yılında yapılan bir araştırma ise bu fenomenin bazı ilginç özelliklerini ortaya koymaktadır.

  • Yeterince kez tekrarlanırsa, kaynaklar güvenilir olmasa bile bilgiler doğru olarak algılanabilir.
  • Yanıltıcı gerçeklik etkisi, insanların zaten bildiklerini düşündükleri bir konuda daha belirgindir.
  • Bu durum, kişinin bilginin yanlış olduğuna dair önceden bilgi sahibi olması durumunda bile ortaya çıkabilir.

Maksimum Etki İçin Bir Mesaj Kaç Kez Tekrar Edilmelidir?

Yapılan çalışmalara göre bir düşünceye 3-5 kez maruz kaldıktan sonra duyduğumuz güven üst boyutlara çıkıyor. Ancak bu sayıdan daha fazlasına maruz kalmak ise bu etkiyi tersine de çevirebiliyor. İşte bu nedenle reklamcılar, kullandıkları sloganlarda dönem dönem değişiklikler yaparak bu sorunu ortadan kaldırıyorlar. Aşina olduğumuz şeye inanma eğilimi göstermemizin nedenlerinden birisi de bilişsel cimrilik. Üstelik bu durumun zeka ile hiçbir bağlantısı yok. Güney California Üniversitesi’nden Eryn Newman sezgisel tepkilerimizin beş temel soru etrafında döndüğünü söylüyor:

  • Bilgi güvenilir bir kaynaktan mı?
  • Başkaları inanıyor mu?
  • Destekleyecek çok sayıda kanıt var mı?
  • İnandığım şeyle uyumlu mu?
  • İyi bir hikaye içeriyor mu?

Öncelikle o konuda uzman olsun, olmasın tanıdığımız insanlara daha fazla güveniyoruz. Ayrıca bir düşünceyi ne kadar çok insan destekliyorsa, o fikrin doğruluğundan daha az kuşku duyuyoruz. Bir de iddia edilen konu akıcı bir biçimde dile getirildiyse, inançlarımız ile uyumluysa daha da kolay kabul ediyoruz. Akademisyenlerin yazdıkları her şeyde referans kullanmalarının nedeni budur. Dile getirdikleri iddialara okurun hemen inanmasını beklemek yerine ona kaynağını araştırma olanağı verirler.

Her işi akademisyenlerden beklememek lazım, biraz merakla bilginin gerçeklik payını bizler de artık kolayca internet aracılığı ile ulaşabilir durumu geldik, yeter ki kuşku duyalım. Gerçeklerin önem taşıdığı bir dünyada yaşıyoruz. Kaynağına inip doğruluğunu araştırmadan bir şeyi tekrarlıyorsak yalanlarla gerçeklerin birbirine karıştığı bir dünya yaratılmasına yardım etmiş oluruz. Yani tekrarlamadan önce düşünmekte fayda var.

Kaynaklar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu