ZİHİN AÇAN YAZILAR

Günümüze Yön Veren 7 Bilimsel Hata

Bilimsel kitaplar bize bilimin hikayesini ve bilim insanlarının çalışmalarını aktarırken genelde yapılan hata ve yanlışlar pek konuşulmaz. Oysa ki bazı hatalar günümüzde bize komik gelse bile, süreç içinde oldukça önemlidir.

Hatalar insanlara özgüdür ve elbette bilim insanları da hata yaparlar diyelim. Bilimin şekillenmesinde etkili olan 7 bilimsel hatayı sizlerle paylaşalım…

1- Gizemli AteşFlojiston

Eski çağlarda insanlar için ateş kutsaldı. Zamanla ateşi kontrol etmeyi öğrendik ama ateşin gizemini bilimsel olarak çözme girişimleri ancak 1600’lü yılların sonlarında başladı. Alman bilimci G. E. Stahl ateşe “flojiston adını verdiği görünmeyen bir maddenin neden olduğunu ileri sürdü.

Flojiston kuramı başta kabul görse de zaman içinde bilim insanları yanma esnasında bir maddenin girme, çıkma eylemi olamayacağını anladılar. Çünkü yanan cisim ağırlaşıyordu. Ancak kuramını gözden çıkarmak yerine tuhaf bir sonuca vardılar: Flojistonun ağırlığı negatif, yani eksi idi!

1700’lü yıllarda havanın farklı gazların bir karışımı olduğunu keşfedildi. ttiler. Deamında Antoine Lavoisier‘in oksijen adını verdiği gazın keşfi flojistonun sonu oldu.

Hiçbir zaman var olmamasına karşın flojistonun yaşamımıza etkisi büyük olmuştur! Hayal ürünü olan yanlış bir düşünce, insanların içindeki keşfetme ateşini açığa çıkarmıştır.

2- Kule Atlayıcılarından Uçan İnsanlara

Günümüze Yön Veren 7 Bilimsel Hata
The Wright brothers in flight.

İnsan var olalı beri gözü hep yukarıda, ancak uçmayı hayal etmekle yetinmeyen insanlar da olmuştur.

Uçan-adam adaylarının öncüleri, çoğunlukla kule atlayıcılarıydı. Elbette bu insanların kanadımsı şeyleri vücutlarına bağlayarak atlama girişimleri hiçbir zaman başarılı bir sonuca ulaşmadı ancak düşmekten kurtulmak adına kuşların vücut yapılarının daha iyi incelenmesine yol açtı.

Sonunda anlaşıldı ki, uçmak isteyen insanlar kendilerini kaldırıp götürecek bir makine üretmek zorundaydılar. İlk uçan makineler tarlaların üstünden pervasızca süzülen ve rüzgarın en ufak bir değişimi ile yere düşen planörlerdi. 

Buharlı motorun icadı ile uçucular, makinelerini rüzgara karşı götürecek güç kaynağına kavuştular. Otomobil icat edildiğinde ise otomobillere güç sağlayan benzin-motorunu kullanarak gökyüzüne çıkıp dolaşmak için sabırsızlanıyorlardı.

Sonunda bilindiği gibi Orville ve Wilbur Wright kardeşler dört buçuk yıl boyunca yüzlerce deneme uçuşu yaparak planörlerini 40 metrelik kısa bir mesafe de olsa uçurmayı başardılar.

3- Akıllı Marslılar ve Mars’ta Su Kanalları

Dünya’nın komşusu olan Mars her daim merak konusudur. Ancak bu merak insanları olmadık sonuçlara da taşımıştır dönem dönem…

Bir zamanlar, Mars yüzeyinde gözlemlenen büyük koyu lekelerin su kütleleri olduğu düşünülmüştü. Su, yaşam demekti. Sırada haberleşmek vardı.

Kimisi üçgen biçiminde çok büyük bir tarla yapıp çevresine de çam ağaçları dikersek Marslıların geometri bildiğimizi görebileceklerini düşündü. Bir başkası Büyük Sahra’da devasa bir çukur açıp içini de gazyağıyla doldurup yakarsak Marslıların dikkatini çekebileceğimizi öne sürdü. Bir üçüncüsü Avrupa’nın ortasına kocaman bir ayna koyup yönünü dikkatle ayarlayarak ve güneş ışınlarını kullanarak Mars’a mesaj yollayacağımızı düşündü.

Onlar bu işlerle uğraşırken, 1894’te İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli bazı işaretler bulmak için gökyüzünü araştırıyordu. Bir gece, Mars’ın üstünde düzgün ve eşit aralıklı çizgiler gördü ve bunların su kanalları olduğunu düşündü. 

Bu fikre, Amerikalı astronom Percival Lowell‘de katıldı. Daha büyük teleskoplar kullandı ve sonunda kırk değil, yüzlerce kanal olduğu kabul edildi.

Akıllı Marslıların var olabileceği düşüncesi Dünyalılara çok ilginç geldi! Teleskop satışları hızla arttı ancak daha güçlü teleskoplar yapıldıkça kanalları görenlerin sayısı da giderek azaldı. 1970’lerde Mars’ın uzay araçlarınca çekilen yakın-çekim fotoğrafları kanallar konusundaki tartışmalara bir son verdi. Fotoğraflar lekelerin bir tür kayalık bölge olduğunu ortaya koydu.

Mars’ta kanallar gören bu bir çift bilimci, bilimsel hatalar yapmışlardı. Ancak Schiaparelli daha sonraları Venüs hakkında bazı şeyler keşfetti, Lowell’in gözlemleri de Plüton’un keşfine yol açtı.

4- Hayvansal Elektrikten İlk Pile

Hayvansal Elektrik Kavramı, bilimsel hatalar
This image was created during the Vail Access Project.

Elektrik ilk çağlardan itibaren bilinse de, elektriğin bir işe yarayacağı düşüncesi hatalı bir deney sayesinde insanın aklına gelmişti.

Bir gün, bir doktor olan Luigi Galvani laboratuvarında, bir kurbağanın sinirine metal bir ameliyat bıçağıyla dokununca bacak titredi. Galvani bıçağının kurbağanın içindeki bir elektrik kaynağını hareket getirmiş olabileceğini düşündü. Araştırmalarının devamında hayvansal elektrik konusundaki kuramını açıklayabilirdi: Elektrik, hayvanların kaslarından ve sinirlerinden geliyordu.

Galvani’nin kuramı birçok insana akla yakın geldi. Ancak Alessandro Volta, Galvani’nin deneyi farklı bir biçimde yapmaya karar verdi. Volta kurbağanın bir bacağına bir bakır, diğerine çinko parçası tutturdu; bacak hareketi tekrarladı. Ancak Volta kurbağanın bacağına bir telin iki ucunu bağlayınca bacak oynamadı.

Devamında Volta kurbağayı deneyden tümüyle çıkardı. Bakır ve çinkoyu tuzlu suya koydu ve onları bir telle birleştirdi. Aralarında güçlü bir elektrik akımı oluştu. Bu ilk pil idi.

5- İngiliz Piltdown Adamı 

1800’lerin sonunda, Darwin’in yeni evrim kuramı ortalığı kasıp kavururken, bilim insanları atalarımıza ait olabilecek kemikleri aramaya başlamışlardı. Önce tarih öncesi bir Almanın kemikleri bulundu; tepesi basık, büyük kemikli bir Neandertal insanı. Sonrsaında da tarih öncesi bir Fransızın kemikleri de bulundu; daha az hayvansı bir Kro-Magnon insanı. 

İngilizlerin de bir buluşa ihtiyaçları vardı. İngiliz Charles Dawson bir gün Piltdown’da bir çiftlikten geçerken pek rastlanmayan türden bir çakmaktaşı gördü, bölgedeki araştırmada bir kafatasına ulaştı. Sonunda ortaya İngilizlerin atası, Piltdown adamı çıktı.

Ancak, Piltdown adamı, emsallerinden farklıydı. Detaylı araştırmalar adamın dişlerindeki, törpülenerek yapılmış, çok ince çizikleri ortaya çıkardı. Sonunda bu kafatasının sadece bir kaç yüzyıllık olduğu anlaşıldı.

Bu hata, bilim insanlarına fosillerden modeller oluştururken çok dikkat etmek gerektiğini öğretti, bir fosilin yaşının daha iyi saptanmasını sağlayan yeni yöntemler geliştirmelerine önayak oldu.

6- Başımıza İş Açan Altın

altın

Altın tarih boyunca her zaman insanın ilgisini çekti ve insan altın bulmak uğruna denizleri aşıp savaşlara girdi. Ancak uygun bazı maddeleri birleştirerek altın elde edilebileceğine inananlar da vardı. Simyacı denilen bu kişiler yaşamlarını bu amaca adadılar. Bütün simyacılar içinde en adanmışı 2. yüzyılda İskenderiye’de yaşayan Maria adında bir kadındı.

Yaptığı denemeler sonucunda sıvı olarak arsenik sülfit, metal olarak da bakır ve kurşun karışımını kullandığında Maria uyumlu maddeleri bulmuştu. Elbette bu sadece metali altın rengine dönüştürüyordu…

Sonraki yüzyıllarda Maria’nın çalışmaları tüm dünyaya yayıldı ve nesnelerin neden ve nasıl birleştiğini açıklayan yeni bir alanın, çağdaş kimyanın doğmasına yol açtı.

7- Bir Anda Oluşan Hayvancıklar

Masanızın üzerinde bir parça şeker unuttuğunuzu düşünelim. Ortada hiç karınca görmüyorsunuz ama aradan zaman geçince bir bakıyorsunuz ki etrafı sevimli karıncalar basmış. Bu çok sık başa gelen bir surum ama pek çok kişinin bilmediği bu durumun bir zamanlar oldukça farklı yorumlandığıdır.

Bu sürüngen yaratıkların böyle toplanmalarına bir açıklama olarak bilim insanları “bir-anda oluşum” fikrini ortaya attılar. 1600’lü yıllarda, Van Helmont bunu sınamaya karar verdi. Kirli bir gömlek yığınının üstünü buğdayla kapladı ve hayvanların burada oluşup oluşmayacaklarını gözlemeye koyuldu. Sonuç: Gömlek fare doğurmuştu.

İtalyan bilimci Francesco Redi Van Helmont’un deneyini, kutuya kapatarak kontrollü yaptı ve elbette bu durumda ortalıkta fare falan yoktu. Fikir tam çürütülecekken, mikroskop bulundu ve bir anda oluşum fikri tekrardan hortladı.

Bir su damlasına baktıklarında, içinde kıpır kıpır canlılar görülebiliyordu. Bunlar ancak bir anda oluşumla ortaya çıkabilirlerdi. Bu garip hayvancıkların gizemini çözmek için bir çok deney yapıldı. Neyse ki sahneye Fransız bilimci Louis Pasteur girdi.

Yaptığı kontrollü deneyler sayesinde artık biliyoruz ki, bu ‘hayvancıklara’ artık bakteri diyoruz.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu