KİMYA

Simya Günümüz Kimyasına Nasıl Dönüştü?

Simya, günümüzde batıl inançlara dayanan arkaik bir bilim olarak görülür. Gerçekte kimya, Ortadoğu, Çin, Hindistan ve Avrupa’da birkaç bin yıla yayılan felsefi gelenekleri ve kimya tarihini kapsayan simyaya çok şey borçludur. Simya, modern kimya, tıp ve psikolojinin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.

Simya, özünde, meraklı zihinlerin dünyanın işleyişini keşfetme, doğanın işlevlerini deşifre etme ve bunları çeşitli amaçlar için kullanmalarına yönelik bir yoldu. Dünyanın yapıtaşının ne olduğuna dair sırları çözüp onu değiştirmek için sistematik olarak çalışan ilk insanlar simyacılardı.

Simyanın temeli büyük ölçüde Antik Yunan’dan gelen bilgilerin anlatılarına dayanırdu. Simyacılara göre dünyadaki her şey 4 ideal maddenin kombinasyonundan oluşuyordu: Toprak. Su. Hava. Ateş.

simya_sembol
Simya Sembolleri

Simya inancının temelinde metallerde dahil, dünyadaki her şeyin bir şekilde canlı olduğu yatıyordu simyacıların. Sonuçta metaller de toprakta tohumlar gibi yetişir, insan vücudu gibi çürürdü ama metaller aynı zamanda geliştirilip, saflaştırılabilirlerdi. Bu başarıldığında en saf metale yani altına dönüşürlerdi. İşte simyacıları efsanevi felsefe taşını aramaya iten bu inançtı.

Simyacılara göre ölümsüzlüğün sırrını bulmanın temeli felsefe taşına dayanmaktaydı. Bu felsefe taşı ruhani dünyanın da kilit anahtarı niteliğindeydi.

Simyacılar, doğanın her zaman kendini mükemmelleştirmek için çabaladığını düşünüyorlardı. Ve altın paslanmadığı, kararmadığı için “mükemmel metal” olarak kabul ediliyordu. Tüm metaller eninde sonunda doğal süreçler ile altına dönüşeceklerdi. Simyacı ise bu doğal süreci laboratuvarda hızlandırmaya çalışıyordu.

Antik Mısır’dan Rönesans Avrupa’sına Batı Simyası

Antik Mısırlılar, M.Ö. 2000 civarında simyanın ilk uygulayıcılarındandı. Mısır’daki ilk kimya bilgisinin çoğu, dini ritüellerden biri olan ölüleri mumyalamakla bağlantılıydı. Eski Yunan kralı Büyük İskender, Mısır’ı fethederek M.Ö. 331’de eski dünyanın entelektüel ve kültürel merkezi haline gelen İskenderiye’yi kurdu. İskenderiye, Mısır, Yunan ve Yahudi bilgi ve kültürünü bir araya getirerek simya için önemli bir merkez haline geldi.

MS 400-600 yılları arasında yaşanan çalkantılı süreçler esnasında çoğu simya metni kayboldu ve geri kalanı İslam dünyasına kaydı. MS 1096’da başlayan haçlı seferleri, Batı’yı bu bilgiyle temasa geçirdi ve bu da ortaçağ Avrupa’sında simyanın yeniden ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Simya, Rönesans Avrupa’sında yeniden popülerlik kazandı ve 17. yüzyılın sonlarına kadar Isaac Newton ve Robert Boyle de dahil olmak üzere, birçok önemli modern bilim insanı, aslında simyacıydı.

Simyanın Modern Bilim Üzerindeki Etkisi

Simya, barutun bulunması, madenlerin rafine edilmesi, kozmetiğin gelişimi, seramik, cam ve boyanın üretimini sağlaması, likör ve esans üretimini başlatması gibi bir çok kimyasal gelişime katkıda bulundu.

Hennig Brand

Bazı örnekler:

  • Sülfürik asit ilk olarak (yaklaşık MS 1300) simyacı Pseudo-Geber tarafından tanımlanmıştır. Sülfürik asit, günümüzde kimya endüstrilerinde su, hava, kömür ve petrolden sonra en çok kullanılan maddedir.
  • Simyacı Andreas Libavius ​​(MS 1555 – 1616), serbest hidroklorik asit, kalay tetraklorür ve amonyum sülfatın hazırlanışını ilk tanımlayan kişiydi.
  • Simyacı Albertus Magnus (MS 1193-1280), arseniği keşfettiği için bilinir.
  • Çinli simyacılar 9. yüzyılda barutu icat ettiler.
  • Hint simyası metalurjiye önemli katkılarda bulundu. Yüksek kaliteli, yüksek karbonlu çelik, MÖ 300-200 yılları arasında Hindistan’da zaten üretiliyordu. Bu devamında Asya ve Avrupa’ya ihraç edildi.
  • 1669’da Hennig Brand’da felsefe taşını insan idrarında ararken farkına varmadan, fosforu buldu.

Yerçekimi ve optik yasalarına şekil veren dahi Isaac Newton’da aslında bir simyacıydı. On yıllar boyunca, belki de yerçekiminden daha temel olduğunu hissettiği simya sırlarının peşine düştü.

Simyanın düşüşü

18. yüzyılda Batı simyası, kendisini din ve maneviyattan koparan ve bilimsel yönteme dayalı daha kesin ve ampirik bir çerçeveyi kucaklayan modern kimyanın doğuşu nedeniyle düşüşe geçti. Simyanın daha sonra genel olarak “altın yapımı” anlamına geldiği anlaşıldı, bu da simyanın şarlatanlık ve batıl inanç olduğuna dair popüler inancı doğurdu. Simya sembollerinin karmaşıklığı, yazılı metinlerin çoğunun kayıp olması ve mevcut olanların spiritüel yorumlar içeren kötü tercümeleri de simyanın düşüşüne katkıda bulundu.

Böylelikle simya ardından şarlatanlıkla renklendirilmiş bir ün bırakarak belirsizliğe dönüştü. 

Kaynaklar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu