Felsefe

Epiktetos Ve Kontrolü Elden Bırakmama Sanatı

“Bazı şeyleri kontrol edebilirsin, bazı şeyleri kontrol edemezsin. Kontrol edemeyeceğin şeyleri kontrol etmeye çalışarak sadece sıkıntı üretirsin. İnsan sıkıntısının çoğu bundan oluşur.”. İkinci yüzyılda yaşamış Epiktetos adlı Romalı bir Stoacı filozoftan öğrenmemiz gereken bazı dersler var.

Epiktetos dizginlerin elinde olmayacağı bir hayata gözlerini açtı. Türkiye’ de, Hieropolis’te bir köle olarak doğdu. Bazı kaynaklara göre ilk sahibi tarafından dövülüp işkence edildi. Bu esnada kırılan bacağı nedeniyle de ömür boyu topal kaldı. Epafroditos adlı ikinci sahibiyle birlikte talih yüzüne güldü. Bu bilge adam, Epiktetos’un zamanının en büyük Stoacı filozofu Gaius Musonius Rufus’tan ders almasını sağladı. Epafroditos sonunda Ekiptetos’a özgürlüğünü verdi. Bunun devamında Epiktetos ‘da Stoacı bir filozof oldu.

Stoacılık, Sokrates’in ölümünden bir asır sonra, MÖ üçüncü yüzyılda doğdu. Bu dönem­de Yunan kent devletleri yağmacı güçler tarafından ele geçiril­mişti. Dolayısıyla felsefesi bu kaos ile baş etme aracı oldu Kendisinin on sekizinci yüzyılda yapılmış bir gravürü

İmparator Domitian’ın 94 yılında İtalya’da bütün filozof­lara getirdiği yasakla Epiktetos da ülkesinden sürüldü. Batı Yunanistan’da hareketli bir şehir olan Nicopolis’e geldi, öğretme­ye burada devam etti. İmparator Hadrian ‘ın yaşlı adamla konuşmak için kalkıp Nicopolis ‘e gittiği anlatılır. Hadrian’ın ardılı, kendisi de büyük bir filozof olan Mar­cus Aurelius da, Epiktetos ‘tan en çok etkilenenlerden birisiydi. Kendisi bir eser yazmadı ancak öğrencisi Arrian onun düşüncelerini kaleme aldı. Diatribai (Konuşmalar) adıyla sekiz ciltte kaydetti ve kitabın dört cildi günümüze ulaştı. Eserlerini yazmayan, bir okulun kurucusu olmayan ve bir yenilik iddiasında da bulunmayan Epiktetos’un felsefe tarihine etkisi büyük oldu. Bir çok düşünür onun felsefesinden etkilendi.

Epiktetos’un Esneklik Felsefesi

Epiktetos felsefesinde kendi travmatik hayatını temel aldı. Köle olarak her an dövülebilir ya da öldürülebilirsiniz. Stoacı bir filozof olarak da tutsaklık ve ölüm cezası olasılığı peşinizi hiç bırakmayacaktır. Stoa­cılar, aklınızı dış koşullara bağlılıklar ya da bunlardan kaçışı aş­mada kullanırsanız her şartta dinginliğinizi koruyabileceğinizi ileri sürer. Ancak böylesine bir belir­sizlik ve baskı altında, kaderinin dizginleri elinde olmadığında bir Stoacı nasıl olur da dinginliğini ve zihinsel gücünü korumalıdır?

Epiktetos’un buna cevabı, kendisine sürekli olarak neyin elinde olup, neyin olmadığını sormak idi. Örneğin bedenimiz bir yere kadar bizim kontrolümüzdedir. Sağlıklı besle­nir, egzersiz yapar ve kendimize iyi bakabiliriz. Ama yine de sonuçta bedenimiz eninde sonunda ölüp gidecektir. Pekala, kontrolümüzde olan ne­dir? Epiktetos bunun için kısa bir liste yapmıştı. Bunlar inançlarımız ve düşüncelerimizdi.

Antik Yunan ve Roma’da kişisel özgürlük üzerindeki başlıca kısıtlama, Epictetus’un ilk elden bildiği şeydi. Ama herkes gibi kölelerin de zihinleri vardı. Onun için sorun zihinlerin köle olmasıydı. Onun düşüncesine göre Kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.

Ne düşünüp, neye inanacağımızın seçimi daima bizimdir. Nasıl direneceğimizi bilirsek kimse beynimizi yıka­yamaz. Ancak, dünyada olup bitenler üze­rindeki kontrolümüz sınırlıdır. Bunu kabullenmemiz gerekir. Aksi takdirde hayatımızın büyük bölümünü öfkeli, korku dolu ya da mutsuz yaşarız. Epiktetos’a göre çoğu ıstırabın kaynağı, düştüğümüz iki hatadır. Birincisi, elimizde olmayanlardan oluşan alanda mutlak egemenlik kurmaya çalışırız. Başaramayınca çaresizliğe, öfkeye, suçluluk duygusuna, kaygıya, depresyona kapılırız.

Sahip olmadığı şeylere üzülmeyen ve sahip olduklarına sevinen, akıllı bir insandır.

Epiktetos

İkincisi, bizim kontrolümüzde olan düşünce ve inançlarımızın sorumluluğunu üstlenmeyiz. Bunun yerine düşüncelerimi­zin suçunu dış dünyaya, ana babamıza, arkadaşlarımız ya da sev­gililerimize, patronumuza, ekonomiye, çevreye, sınıfsal sisteme atar, kendimizi bir kez daha küskünlük, çaresizlik, kurban edil­mişlik duygusuyla başbaşa buluruz. Çoğu zihinsel hastalık ve duygusal bozukluk da bu iki belirleyici hatadan kaynaklanır. Acı ve hüzün kontrol edilemeyeni kontrol etmeye çalışmaktan doğar.

Elimizde olmayandan ötürü kendimizi suçlamamak

Epiktetos Stoacıydı, Stoacılar da bakışlarını içe çevirmiş, apolitik keşişlerdi. Kişinin başkaları için elinden geleni yapması gereğine yürekten inanmışlardı. Ama bu, dünyayı kendi başınıza kurtaramadığınız için çaresizliğe, umutsuzluğa ya da insanı gü­cünden eden bir öfkeye kapılmanız anlamına gelmemeli. Dünya­nın halini iyileştirmek için elinizde geleni yapmalısınız. Ancak elinizde olanın sınırlarını da göz ardı etmemelisiniz. Onun da dediği gibi, “Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmek o kadar gurur vericidir.”

Epiktetos’un elimizde olanların sınırlarını belirleme teknikleri özellikle çocuk ve ergenlerde çok işe yarar. Yaşamın bu dönem­leri çokça koşullar ve başta ebeveynlerimiz tarafından yönetilir.. Ancak bunlar bizim kontrol edemeyeceğimiz şeylerdir. Bu durumda yapılacak en akılcı şey Epiktetos’un öğrettiği gibi akılcı baş etme becerilerini geliştirmeyi öğrenmek olacaktır. Başımıza ge­lenler bizim hatamız olmayabilir ama bunları nasıl düşüneceği­miz bizim sorumluluğumuzdur. Düşünceleri­miz üzerinde her zaman, diğer şeyler üzerindeyse ancak sınırlı bir kontrolümüz olduğu üzerinde ısrarla duran Epiktetos, bize en zorlu koşullarda bile kontrol alanımızı belirleyen güçlü bir yön­tem sunar.

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu