
Platon, Devlet adlı eserinde, Filozof Krallar tarafından yönetilen bir şehir devleti fikrini ortaya koyar ve şöyle der: “Filozoflar kral olmadıkça… şehirler kötülüklerinden kurtulamayacaktır.”
Neyse ki tarihte bu fikrin bir örneği vardır. Gerçekten de Roma İmparatorluğu’nun bir Filozof Kral tarafından yönetilmiştir. Bu kişi Marcus Aurelius Antoninus’tur.
Marcus Aurelius Kimdir?
Marcus Aurelius (MS 121–180), Stoacı bir filozof ve Roma İmparatorluğu’nun “Beş İyi İmparator” olarak anılan hükümdarlarının sonuncusuydu. Praetor olarak görev yapan bir babanın ve büyük bir servetin mirasçısı olan bir annenin oğluydu.

Babasının ölümünden sonra Marcus Aurelius’u, baba tarafından dedesi yetiştirdi. Roma Senatosu’nda konsül olarak görev yapan dedesi, torununun kendi izinden gitmesini istedi ve bu nedenle ona mümkün olan en iyi eğitimi aldırdı. Böylece Marcus Aurelius, tahta çıkmadan önce hukuk, felsefe ve dil alanlarında güçlü bir birikim kazandı.
Marcus Aurelius, 161 yılında imparator olmadan önce birkaç kez konsül olarak görev yaptı. 138 yılında İmparator Hadrianus, halefi olarak Antoninus’u seçti. Ancak bunun bir şartı vardı: Antoninus, Marcus Aurelius’u ve Lucius Verus’u evlat edinecekti.
Hadrianus’un 138 yılındaki ölümünün ardından Antoninus imparator oldu. Antoninus 161 yılında öldüğünde ise Marcus Aurelius ve Lucius Verus birlikte imparator oldular. Lucius Verus’un 169 yılında ölmesiyle Marcus Aurelius tek imparator olarak kaldı.
Marcus Aurelius, özellikle adil ve ölçülü bir hükümdar olarak ün kazandı. Hukuk alanındaki yetkinliğiyle tanınırdı. Yoksul ve yetim çocukların korunmasına, ayrıca azat edilmiş kölelerin yasal haklarının güvence altına alınmasına önem verirdi.
İtalya’yı vuran kıtlık dönemlerinde yardım çalışmalarını bizzat yönetti. Roma bir salgınla karşı karşıya kaldığında, hastalığın yayılmasını önlemek için yasalar çıkardı; bu yasaların etkisi yüzyıllar boyunca sürdü. İmparatorluk hazinesi zayıfladığında ise yeni vergi gelirleri talep etmeden önce kendi özel eşyalarını ve saraya ait değerli parçaları açık artırmayla sattı.
Roma uzun yıllar sonra ilk kez hem içeride hem dışarıda düşmanlarla savaşmak zorunda kaldığında, Almanya’dan Mezopotamya’ya kadar uzanan cephelerde zaferler kazandı. Bu zorlu dönemde Aurelius, içsel dengesini koruyabilmek için bugün Kendime Düşünceler adıyla bildiğimiz kişisel notlarını kaleme aldı.
Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceleri nedir?
Kendime Düşünceler, Marcus Aurelius’un başkaları için değil, doğrudan kendisi için yazdığı kişisel notlardan oluşur. Marcus bu notlarda kendi düşüncelerini, duygularını, öfkesini, korkularını ve hayat karşısındaki tavrını sorgular.
Kendime Düşüncelerin merkezinde şu fikir vardır: İnsan, dış dünyayı bütünüyle yönetemez. Ama kendi yargılarını, tepkilerini ve iç dünyasını yönetmeyi öğrenebilir. Kendime Düşünceler, 12 kitaba ayrılmış 400’den fazla kısa parçadan oluşur. İlk bakışta bu parçalar dağınık görünür. Fakat hepsinin arkasında birkaç temel Stoacı ilke vardır.

Antik dünyada felsefe yalnızca okunup tartışılan bir alan değildi. Bir yaşam biçimiydi. İnsan felsefeyi sadece bilmekle yetinmez, onu günlük hayatına da uygulamak zorundaydı. Stoacılar için düşünceleri tekrar etmek, yazmak ve zihinde canlı tutmak bu uygulamanın bir parçasıydı.
Marcus Aurelius’un yaptığı da buydu. Savaşların, devlet işlerinin ve kişisel yüklerinin ortasında, Stoacı ilkeleri kendine hatırlatmak için yazdı. Bu yüzden Kendime Düşünceler, yalnızca Stoacılığı anlatan bir metin değil, bir imparatorun kendi iç dünyasına açılan çok kişisel bir kapıdır.
Marcus Aurelius, Meditasyonlar adlı eserinde öfke konusuna sık sık değinir. Aurelius, öfkenin doğasını hem felsefi hem de kişisel düzeyde sorgular. Onun açısından önemli olan yalnızca öfkeye kapılmamak değil, aynı zamanda insan onuruna ve doğasına daha uygun bir tutum geliştirmektir:
“Ne zaman öfkelenecek olsan, şu düşünceyi hemen hatırla: Öfke erdemli bir nitelik değildir. Asıl erdemli olan, çünkü insana daha uygun olan, yumuşaklık ve sükûnettir.”
(Kitap 11, Bölüm 18)
Kitabı boyunca, Marcus’un stresli durumlarda kendini sakinleştirmeye çalışmak için kendi kendine Stoacı doktrinleri tekrarladığını görebiliriz.
Marcus Aurelius’un Öfkeyle İlgili Bir Sorunu Vardı
Stoacılara göre hayattaki tek gerçek iyi şey erdemdir. Erdem de başımıza gelen her şeyi kontrol etmek değil, onlara nasıl karşılık vereceğimizi bilmektir. İnsan çoğu zaman hastalığı, kaybı, haksızlığı, başkalarının davranışlarını ya da talihin ne getireceğini seçemez. Ama bütün bunlar karşısında nasıl düşüneceğini ve nasıl davranacağını seçebilir.
Marcus Aurelius’un Kendime Düşüncelerinde tekrar tekrar döndüğü temel fikir budur. Zenginlik, ün, makam, başarı ya da insanların hakkımızda ne düşündüğü kendi başına iyi ya da kötü değildir. Asıl önemli olan, insanın bunlarla nasıl ilişki kurduğudur.
Bu yüzden Stoacılık, insana dış dünyayı yönetmeyi değil, önce kendi iç dünyasını yönetmeyi öğretir. Bir şey istediğimiz gibi gitmediğinde öfkeye, korkuya ya da umutsuzluğa kapılabiliriz. Ama aynı olayı daha sakin, daha açık ve daha ölçülü biçimde karşılamamız da mümkündür. Marcus’a göre insanın özgürlüğü tam burada başlar.
Salgın, savaş, kayıp ya da büyük bir hayal kırıklığı karşısında da bu ilke değişmez. Bunların hiçbiri kolay değildir. Ama insan kendine şu soruyu sorabilir: Şu anda benim elimde olan ne? Geçmiş artık değiştirilemez. Gelecek ise henüz gelmemiştir. Bizi asıl yoran çoğu zaman olayların kendisinden çok, onlar hakkında zihnimizde kurduğumuz düşüncelerdir.

Marcus Aurelius bu yüzden kendisine bütün hayatını bir anda düşünerek bunalmamayı hatırlatır. Gelecekte yaşanabilecek bütün acıları şimdiden zihninde toplamak yerine, yalnızca içinde bulunduğu ana bakmaya çalışır. Ona göre insanın asıl görevi, o anda adil, ölçülü ve akla uygun davranabilmektir.
Birinin bize kötülük yaptığını düşünelim. Marcus burada da aceleyle öfkeye kapılmamayı öğütler. Eğer söylenen şey doğruysa, insan kendini düzeltmelidir, yanlışsa, üzülmeye değmez. Biri bize ihanet ettiyse, bunun utancı bize değil, ona aittir. Bu yüzden onun en bilinen öğütlerinden biri şudur: “En iyi intikam, kötülük yapan kişiye benzememektir.”
Sonuç Olarak
Günün erken başladığı bir dünyada Marcus Aurelius da sabahları yataktan kalkmakta zorlanıyordu. Üstelik bir imparator olarak, isterse hiçbir şey yapmadan yatakta kalma lüksüne de sahipti. Ama ne kadar yorgun olursa olsun, güne başlamayı bir görev olarak görüyordu.
“Kalkmam gerekiyor. İnsan olarak doğmuşken, kendime uygun işi yapmayacak mıyım? Oysa bitkiler, kuşlar, karıncalar, örümcekler, arılar hepsi kendi işini yapıyor. Sen de insan olarak ne için yaratıldıysan, o işi yerine getirmeyecek misin? Yatakta tembellik etmek için mi doğdun?”
(Kitap 5, Bölüm 1)
Kendime Düşünceler bugün hâlâ bize bu yüzden yakın gelir. Marcus Aurelius’u yalnızca güçlü bir imparator olarak değil, kendini geliştirmeye çalışan, şüpheleriyle uğraşan ve zaman zaman kendi zayıflıklarıyla mücadele eden bir insan olarak görürüz.
Okuma Önerisi: Bir Sabah Rutininiz Var mı? Tarihe Geçmiş Kişilerin Güne Nasıl Başladıklarına Göz Atalım
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Clarke, Lee. “Marcus Aurelius’ Meditations: Inside the Mind of the Philosopher Emperor” TheCollector.com, October 3, 2022, https://www.thecollector.com/marcus-aurelius-meditations/
- Rufus, M/Lutz, Cora E. (trans) (2020) That One Should Disdain Hardships: The Teachings of a Roman Stoic.
Matematiksel



