Kişisel Gelişim

Bir Dehadan Öğrenmek: Magnus Carlsen’in Düşünce Biçiminin Ardındaki Bilim

Magnus Carlsen, genç bir satranç dehası. Kendisi 5 yaşında satrancı öğrendi. 2004 yılında, 13,5 yaşındayken büyük usta unvanını kazandı. 19 yaşında, dünyanın en genç bir numaralı satranç oyuncusu oldu. 2004’te ünlü Tata Steel Satranç Turnuvasını kazanınca büyük usta Lubomir Kavalek onun için “Satrancın Mozartı” dedi ve devamında böyle anılmaya başladı. 

Magnus Carlsen

Ocak 2013 FIDE derece listesine göre, Carlsen 2861 ELO’ya ulaştı. Bu skor, satranç oyuncularının karşılaştırmalı gücünü temsil ediyor ve 2861 puanı şimdiye kadar ulaşılan en yüksek puan. Kendisi aynı zamanda 2013, 2014, 2016 ve 2018 yıllarında Dünya Satranç Şampiyonluğu unvanını kazandı. Eğer matematik öğrenmenin önemli sırlarından bazılarını anlamak istiyorsanız, aşağıdaki resme bakın.

Sağdaki adam efsanevi satranç ustası Garry Kasparov. Soldaki çocuk on üç yaşındaki Magnus Carlsen. 2004’te yapılan bu karşılaşmada dönemin yükselen yıldızı Carlsen, on yıldan fazla süre satranca hakim olan, o zamanlar dünyanın bir numaralı oyuncusu olan Garry Kasparov ile eşleşmişti. Çoğu satranç meraklısı Kasparov’dan ezici bir zafer bekliyordu.

Ancak Kasparov’un güveni, kısa süre sonra yerini şüpheye bırakacaktı. Sonunda, Kasparov bir beraberlik ile oyunu kurtarmayı başardı. Bu beklenmedik sonucunun yanı sıra, bu karşılaşmanın en unutulmaz yönlerinden biri, iki rakibin oyun sırasında ne kadar farklı davrandıkları idi. Kasparov, başından sonuna kadar satranç tahtasına dikkatle odaklandı. Öte yandan, rakibinin oynamasını beklerken, Carlsen gözlerini odada dolaştırdı, yarışma alanında dolaştı ve hatta devam eden diğer oyunları izledi.

Odaklanmış ve Dağınık Düşünme (Focused versus Diffuse Thinking)

Yirmi birinci yüzyılın başından beri, sinirbilimciler beynin aralarında geçiş yaptığı iki farklı düşünme süreci olduğunu belirtiyorlar. Beynimiz bilinçli ya da bilinçsiz olarak günlük aktivitelerinizde bu iki durum arasında sık sık geçiş yapıyor gibi görünüyor. Bunlar odaklanmış ya da dağınık düşünme süreçleri olarak tanımlanıyor.

Odaklanmış düşünme

Akılcı, sıralı, analitik yaklaşımlar kullanarak problemleri çözmek için doğrudan bir yaklaşım içerir. Odaklanma durumu, alnınızın hemen arkasında bulunan beynin prefrontal korteksinin yoğunlaşma yetenekleriyle ilişkilidir. Öğrencilerin yeni bir konu üzerinde çalışırken meşgul oldukları veya en azından meşgul olmaları gereken durum budur.

Dağınık düşünme

Zihni gevşettiğimiz süreçtir. Herhangi bir odak noktasından zihinsel olarak uzaklaştığımızda ve bunun yerine düşüncelerimizin dolaşmasına izin verdiğimizde bu duruma geçeriz. Dağınık düşünme, beynin herhangi bir bölgesinde değil, her yerinde olur. Aslında, dağınık düşünmenin güzel olan tarafı da budur: bu esnada beyin bağlantısız parçalar arasında köprüler kurar. Dolayısıyla, bu düşünme biçimi yaratıcılığı destekler ve yanal düşünme için bir katalizör görevi görür.

Uyumak veya gezintiye çıkmak, dağınık düşünme etkinliklerinin başlıca örnekleridir. Bu tür bir zihinsel durumun öğrenme sürecine katkıda bulunabileceğini hayal etmek mantığa aykırı görünebilir, ancak aslında zihnimizi gevşetmek, bilinçaltımızın ortaya çıkmasına ve düşünce sürecimizin kontrolü ele geçirmesine izin verir. Dolayısıyla, Magnus Carlsen bir satranç oyununun ortasında bir gezintiye çıkmaya karar verdiğinde aslında dikkatini oyundan başka yöne çevirip düşünme biçimini değiştirerek, rakibini yenmek için bilinçaltının yardımına başvurmaktaydı. Ve elbette bunu bilinçli olarak yapmaktaydı.

Peki sonuçta hangisi daha iyi?

Görünüşe göre, ikisi de değil. Bu iki mod birbirine zıt olarak çalışıyor gibi görünse de, bir konuda uzmanlaşmak veya zor bir projede ilerleme kaydetmek için her ikisi de gereklidir. Sonuçta, yeni bir şey öğrenirken, hem bilginin bağlamını (dağınık) hem de konunun özelliklerini (odaklanmış) anlamanız gerekir.

Magnus’un yaptığı gibi odaklanmış ve dağınık düşünme arasında geçiş yapmak, bir konuda uzmanlaşmanın veya zor bir sorunu çözmenin en iyi yoludur. İlk olarak, herhangi bir dikkat dağıtıcı olmadan bir konunun temellerini anlamak için odaklanmış düşünme modunu kullanırız. Sonra öğrendiklerimizi pasif bir şekilde içselleştirmek ve zaten bildiğimiz diğer şeylerle bağlantı kurmak için dağınık moda geçeriz. En sonunda da odaklanmış moda geri döner ve kurduğumuz bağlantıları en iyi biçimde kullanırız. Matematik öğrenmek ve yaratıcı olmak için hem odaklanmış hem de dağınık düşünce biçimlerimizi birlikte kullanmamız gerekir.

Kaynaklar:

Matematiksel

Bir Yorum

  1. Tüm içtenliğimle söylüyorum çok teşekkürler,
    çok ilginç ufuk açıcı kısa kısa yazılar okuyabiliyor olmaktan çok memnunum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.