Magnus Carlsen Ve Düşünmenin Farklı Türleri

Yaratıcı olma, alışılmışın dışında düşünme veya yeni fikirler bulma yeteneğimiz genellikle standart zeka testlerine yansımaz. Aslında, genel zeka ve yaratıcılığın bağlantılı olup olmadığı konusunda bir fikir birliği bile yoktur. Ancak bu konuda bir satranç ustasının düşünme biçimini inceleyerek bazı öngörüler elde edebiliriz. Yazımızın konusu Magnus Carlsen ve onun özelinde düşünmenin farklı türleri…

Magnus Carlsen 2004 yılında, 13,5 yaşındayken büyük usta unvanını kazandı. 19 yaşında, dünyanın en genç bir numaralı satranç oyuncusu oldu. 2004’te ünlü Tata Steel Satranç Turnuvasını kazanınca büyük usta Lubomir Kavalek onun için “Satrancın Mozartı” dedi. Sonrasında da bu isimle anılmaya devam etti.

Magnus Carlsen

Ocak 2013 FIDE derece listesine göre, Carlsen 2861 ELO’ya ulaştı. Bu skor, satranç oyuncularının karşılaştırmalı gücünü temsil ediyor. 2861 puanı ise şimdiye kadar ulaşılan en yüksek puan. En son 2021 yılında da Dünya Satranç Şampiyonluğu unvanını kazanmayı başaran bu büyük ustanın bugüne kadar elde ettiği başarıları buradan inceleyebilirsiniz.

Şimdi biz asıl konumuza dönelim. Carlsen’dan bahsetmemizin temel nedeni de aslında aşağıda görsel. Eğer matematik öğrenmenin önemli sırlarından bazılarını anlamak istiyorsanız, bu resme iyi bakın.

Sağdaki adam efsanevi satranç ustası Garry Kasparov. Soldaki çocuk on üç yaşındaki Magnus Carlsen. 2004’te yapılan bu karşılaşmada dönemin yükselen yıldızı Carlsen, dünyanın bir numaralı oyuncusu olan Garry Kasparov ile eşleşmişti. Çoğu satranç meraklısı Kasparov’dan ezici bir zafer bekliyordu. Ancak Kasparov’un güveni, kısa süre sonra yerini şüpheye bırakacaktı. Sonunda, Kasparov bir beraberlik ile oyunu kurtarmayı başardı. Sonunda, Kasparov berabere zorlayarak oyunu kurtarmayı başardı.

Bir karşılaşma esnasında iki rakibin ne kadar farklı davrandıklarını görselden anlayabilirsiniz. Kasparov, tüm maç boyunca satranç tahtasına pür dikkat bakıyordu. Öte yandan, rakibinin oynamasını beklerken, Carlsen etrafta dolaşıyor ve hatta devam eden diğer oyunları izliyordu. Doğuştan gelen yetenekler rol oynamış olsa da, Carlsen kendisinin bir dahi olmadığını bir çok defa tekrarladı. Bu durumda bazı şeyleri farklı yaptığı sonucuna varabiliriz.

Odaklanma ve Dağınık Düşünme (Focused vs Diffuse Thinking)

Yukarıdaki görsel size Carlsen’in sabır eksikliği nedeniyle odada dolaştığı izlenimini verebilir. Ancak bilim, bunun onun başarısının anahtarlarından biri olabileceğini öne sürüyor. Gerçekten de yirmi birinci yüzyılın başından beri, sinirbilimciler beynin aralarında geçiş yaptığı iki farklı düşünme süreci olduğunu belirtiyorlar. Bu ünlü görselde de bu iki modu bir arada görebiliyorsunuz.

Odaklanma modu, eldeki göreve dikkatle konsantre olmayı içerir. Bu mod, yeni bilgileri almak ve yığınlama sürecini başlatmak için idealdir. Bu, öğrencilerin yeni bir konu çalışırken meşgul oldukları veya en azından meşgul olmaları gereken moddur. Odaklanma durumu, alnınızın hemen arkasında bulunan beynin prefrontal korteksinin yoğunlaşma yetenekleriyle ilişkilidir. Öğrencilerin yeni bir konu üzerinde çalışırken meşgul oldukları veya en azından meşgul olmaları gereken durum budur.

Bunun dışında, herhangi bir odak noktasından zihinsel olarak uzaklaştığımızda başka bir moda geçeriz. Dağınık düşünme, beynin herhangi bir bölgesinde değil, her yerinde olur. Aslında, dağınık düşünmenin güzel olan tarafı da budur. Bu esnada beyin bağlantısız parçalar arasında köprüler kurar. Dolayısıyla, bu düşünme biçimi yaratıcılığı destekler ve yanal düşünme için bir katalizör görevi görür.

Dolayısıyla, Magnus Carlsen bir satranç oyununun ortasında bir gezintiye çıkmaya karar verdiğinde aslında rakibini yenmek için bilinçaltından etkin bir şekilde yardım alıyordu. Ve elbette bunu bilinçli olarak yapmaktaydı.

Peki sonuçta hangisi daha iyi?

Görünüşe göre, ikisi de değil. Bu iki mod birbirine zıt olarak çalışıyor gibi görünse de, bir konuda uzmanlaşmak veya zor bir projede ilerleme kaydetmek için her ikisi de gereklidir. Sonuçta, yeni bir şey öğrenirken, hem bilginin bağlamını (dağınık) hem de konunun özelliklerini (odaklanmış) anlamanız gerekir.

Magnus’un yaptığı gibi odaklanmış ve dağınık düşünme arasında geçiş yapmak, bir konuda uzmanlaşmanın veya zor bir sorunu çözmenin en iyi yoludur. İlk olarak, herhangi bir dikkat dağıtıcı olmadan bir konunun temellerini anlamak için odaklanma düşünme modunu kullanırız. Sonra öğrendiklerimizi pasif bir şekilde içselleştirmek ve zaten bildiğimiz diğer şeylerle bağlantı kurmak için dağınık moda geçeriz. En sonunda da ilk moda geri döner ve kurduğumuz bağlantıları en iyi biçimde kullanırız.

Matematik öğrenmek ve yaratıcı olmak için iki modu birlikte kullanmamız gerekir. Ne kadar odaklanmaya çalışırsak çalışalım, zihnimiz bir noktadan sonra dağınık moda geçme ihtiyacı duyacaktır. Aslında, problem çözme söz konusu olduğunda çok fazla odaklanma gerçekten kötü bir şey olabilir. Beynimizi odaklanmış modda ne kadar uzun süre tutarsak, standart dışında düşünmek imkansız hale gelir. Bu nedenle, bir konuya takılıp kaldığınızı veya hayal kırıklığına uğradığınızı hissettiğinizde, en iyisi geri çekilip beyninizin dağınık modda bir süre çalışmasına izin vermektir. Mola vermek size zaman kaybetmek gibi gelebilir, ancak değerli bir şey yaratmanın gerekli bir parçasıdır.


Kaynaklar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir Yorum

  1. Tüm içtenliğimle söylüyorum çok teşekkürler,
    çok ilginç ufuk açıcı kısa kısa yazılar okuyabiliyor olmaktan çok memnunum.

Başa dön tuşu