Ahtapotlar Uzaylı Değil Ama İlginç Özellikleri Olduğu Kesin!

Doğa belgesellerini seviyorsanız, muhtemelen yıllar içinde birbirinden ilginç hayvanlar ve bitkiler hakkında bilgi edinmişsinizdir. Bu tür özel programları izlediğinizde, görmezden gelinemeyecek konulardan biri doğal seçilimin Dünya gezegenindeki yaşam çeşitliliği üzerindeki etkisidir.

Bir çok hayvanının sandığımızdan zeki olduğunu biliyoruz ancak genellikle gözden kaçan hayvanlardan biri ahtapotlar. Zekanın yanı sıra birbirinden garip özellikleri nedeniyle, bir çok kişi “Ahtapotlar uzaylı mı?” sorusunun cevabını merak eder. Aslında çok da haksız sayılmazlar. Bir ahtapot özellikleri nedeniyle bu soruyu gerçekten düşündürür.

Ahtapotlar labirentlerden çıkar, alet kullanır, renk değiştirir, diğer hayvanları taklit eder, mürekkep püskürtür, hatta kendi kollarını fırlatır. Üstelik bunlar sadece yapabileceklerinin bir kaçı. Bu nedenle insanların onların uzaylı olduğunu düşünmesi ve bilim camiasında da şaka ile karışık onlara bu biçimde hitap edilmesi pek de hatalı bir düşünce biçimi değildir. ( İngilizce de uzaylı: alien aynı zaman da farklı olanlar için de kullanılmaktadır.)

Ahtapotların İlginç Özellikleri Nelerdir?

Ahtapotun, her biri avına veya kayalara yapışabilen yüzlerce emiciye sahip 8 kolu vardır.  Kollar doğrudan ahtapotun kafasına bağlıdır. Kafa aynı zamanda solungaçlar, sindirim sistemi ve üreme sistemi gibi tüm iç organları içeren vücuda da bağlıdır. Ahtapotlarda son derece iyi gelişmiş bir bedensel sinir sisteminin bulunur. Bu sayede ahtapotun kolları beyne bağımlı olmadan bağımsız olarak çeşitli eylemler gerçekleştirebilir. 

Ahtapot, mürekkepbalığı, kalamar, salyangoz ve istiridyelerin tümü yumuşakça adı verilen hayvan sınıfına aittir. Ahtapot, mürekkepbalığı ve kalamar yumuşakçalar içinde kafadanbacaklılar adı verilen bir gruptadır. Kafadanbacaklılar, salyangoz ve istiridyelerin aksine, karmaşık davranışlar sergilemesine izin veren olağanüstü gelişmiş bir merkezi beyne sahiptir. Salyangoz gibi basit yumuşakçalar sadece çok basit davranışlar sergilerler. Örneğin, aç bir deniz salyangozu en sevdiği alglerin kokusuna doğru hareket edecektir. 

Salyangozun aksine ahtapot çok daha karmaşık davranışlar sergiler. Ahtapot istiridye, yengeç ve balık yer. Bu av türlerinin her biri farklı bir avlanma davranışı gerektirir: örneğin, midyeler kabuklarından çıkarılmalıdır ve bu kolay bir iş değildir! Ahtapot, kabukta bir delik açar ve istiridye kaslarını felç etmek ve gevşetmek için zehir enjekte eder, böylece dışarı çeker.

Ahtapot sadece farklı türdeki avları nasıl avlayacağını öğrenmek ve hatırlamakla kalmaz. Aynı zamanda muhtemelen her bir av türünü ne zaman ve nerede avlamanın en iyi olduğunun ayrıntılarını da hatırlar. Karmaşık davranışın bir başka örneği, ahtapotların diğer ahtapotları gözlemleyerek öğrenebilmesidir. Örneğin, başka bir ahtapotun kapağı çevirerek bir kavanoz yiyecek açmasını izlemekten, gözlemci ahtapot da bunu yapmayı öğrenir. 

Ahtapot Beyni Neden Özeldir?

Ahtapotlar ve memeliler, yarım milyar yıldan daha uzun bir süre önce yaşamış basit bir sinir sistemine sahip bir solucandan evrimleşmişlerdir.  Ahtapotun bedensel sinir sistemi ( sarı) oldukça gelişmiştir. Karşılaştırma için solda bir fare beyni gösterilmektedir. Ahtapot beyni, omurgalı beyinlerinin ana anatomik özelliklerinden yoksundur ve hayvanların nöronlarının çoğu, başlarından ziyade kollarına dağılmıştır. İnsan beyninde 100 milyar nöron olduğu bilinir. Ahtapotlarda ise bu sayı 500 milyon civarındadır.

Merkezi beyni olmayan salyangoz gibi basit yumuşakçalarda, vücudun her tarafına yayılmış sinir merkezlerinde öğrenme ve hafıza gerçekleşir. Buna karşılık, insanlar gibi memelilerde, öğrenme ve hafıza vücut organlarının sinir sisteminde değil beyinde gerçekleşir. Memeli beyinlerinde ayrıca hipokampus adı verilen bir alan vardır. Hipokampusun navigasyon ve hafızada rolü vardır. Ahtapotun beyninin içinde dikey lob adı verilen hipokampusa benzer bir alan bulunur. Hem memelilerin hem de ahtapotların hipokampüsündeki sinir hücrelerinin düzeni, çapraz bir ağ modelinde gelişmiştir; bu, bir anı oluşturmak için gereken birçok bağlantıyı kurmak için çok önemlidir.

Ahtapotlar DNA’larını da Değiştir

Ahtapotlar uzaylı mı? esprisinin dillerde dolaştığından bahsettik. Bu elbette bir şaka. Ahtapot, kalamar ya da mürekkep balığında hepimizde bulunan DNA’ların aynısı bulunuyor. Ancak belirgin farklılıklar da taşıyorlar. Diğer hayvanlara kıyasla kafadanbacaklılar ailesi, DNA’larındaki yönergelere harfi harfine uymak zorunda değiller. Hatta bunları değiştirebiliyorlar! Gerekli durumlarda genetik kodlarına müdahale ederek türlü türlü proteinlerin ortaya çıkmasını sağlıyorlar. Bu da hücrelerindeki protein üretiminin çeşitlenmesi ve benzersizliği anlamına geliyor.

Bir ahtapot genomunda 2.7 milyar baz çiftiyle 33.000 adet protein kodlayan gen bulunuyor. Protein kodlayan gen sayısı bakımından insan genomundan neredeyse 2 kat üstün olan ahtapotlarda genom dizilemesi 2015 yılında tamamlandı. Çalışmalar sürüyor.

Bilim insanlarına göre bu sistem, yüksek zekâ ile karmaşık davranış biçimlerini açıklayan ve DNA mutasyonu yerine RNA düzenlemesi üzerinden işleyen özel bir mekanizmaya işaret ediyor. RNA molekülü, DNA’nın kuzenidir. Hücre içinde genlerden protein yapım merkezlerine giden yolda genetik kodları taşıyan molekül olarak kullanılır. Bilim insanları kafadanbacaklıların beyinlerindeki RNA moleküllerinin %60’ındaki genetik kodlarda yeniden düzenlemeler yaptıklarını tespit etmişler. İnsanlardan meyve sineklerine kadar diğer bütün hayvanlarda bu oran %1 civarında görülmekte.

kalamar
Kafadan bacaklılar sadece ışık gören sığ sularda ve 200-300 metreye kadar inen kıta sahanlıklarında değil, okyanuslarda hemen her derinlikte yaşıyorlar. Kimyasal sensörlere sahip vantuzlar gibi kendilerine has organları var. Karmaşık bir yapıya sahip kolları koparsa yenileyebiliyorlar.

Ahtapotların Kanları Neden Mavidir?

Ahtapotlar uzaylı mı esprisine neden olan farklı özellikleri sıralamaya kalsak sayfalar yetmez. Bunlardan bir tanesi de kanları ile ilgili. Onların en iyi bilinen yetenekleri bulundukları çevreye çabucak uyum sağlayıp, renk ve şekil değiştirmeleri. Bu becerinin sırrı da kanlarında saklı. Ahtapotun kanına mavi rengi veren hemosiyanin adlı pigment, zorlu koşullarda hayatta kalmasını da sağlıyor.

Ahtapotların üç kalbi olduğu için normalden daha fazla oksijene ihtiyaç duyuyorlar. Hemosiyanin içindeki bakır atomları da fazla sayıda oksijen atomuyla bağlanabilme özelliğine sahip. Dolayısıyla kanlarına rengini veren bu madde, vücutlarının oksijen ihtiyacını da karşılamaya yarıyor. Bu proteinin bir diğer faydası, birçok canlı için ölümcül etkiler doğurabilecek kadar düşük sıcaklıklarda bile hayatta kalmalarını sağlamak oluyor. Böylece zorlu koşullara bile kolayca uyum sağlıyor ve bulunduğu yeri değiştirmesi gerekmiyor.

Bir ahtapotun 9 beyni, 3 kalbi ve mavi kanı vardır. Ancak gariplikleri bu kadarla da bitmez.

Aslına bakarsak, her birimiz “uzaylı”yız. Biyolojik olarak çok derin farklılıklarımız yok ve hepimiz içinde bulunduğumuz ortamlara uyumlanmaya çalışan organizmalarız. Sadece kullandığımız yöntemler ve kullanım oranlarımız farklı. Ahtapotlar gibi beyin hücrelerimizi yüksek oranda düzenleyebilmemizi sağlayacak genetik teknolojisinin geliştirildiği günler yaklaşıyor ve belki de böylece birçok şeyin üstesinden gelebileceğiz. Bunu da bir kenara not edelim. Dolayısıyla kafadanbacaklı dostlarımıza saygılar. Doğadan öğreneceğimiz çok şey var.



Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

a. caner sönmez

yaşamı anlamlandırma yürüyüşünde, "hiç" olmaya giden yoldayım. bir gün tüm beyinlerin birbirine bağlanması, dolayısıyla birbirimizi doğru anlama kapasitelerimizin sonsuzluğa kavuşması hayalim. ve çocukların hepsinin birlikte gülmesi, doyması, doğru yaşaması.. “Bilimsel bilgiyi küçük bir grubun tekeline bırakmak bir toplumun düşün gücünü zayıflatır, onu tinsel yoksulluğa sürükler.” Albert Einstein “Gelmiş geçmiş tüm dikkat gerektiren uğraşlar içerisinde, sevmek uğraşı üzerinde gösterilen dikkat, en yaşamsal önemde olanıdır.” Bertrand Russell "Meselemi hiç'e bıraktım." Max Stirner

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz