İlk Alfabeyi Kim Buldu? Harflerin Sırası Neye Göre Belirlendi?

Mısır’ın altıncı hükümdarı olan MÖ 1860 – MÖ 1814 tarihleri arasında hüküm sürmüş olan III. Amenemhat bir çok kişinin adını fazla duymadığı firavunlardan birisidir. Dahshur ve Hawara piramitleri onun adına yapılmış olsa da bunlar Giza piramitleri kadar bilinmemektedir. Bir çok başarılı askeri seferler düzenlemesi ve imparatorluğunun sınırlarını genişletmesi de en önemli başarılarından sayılmaz. Onun yönetimi altında ortaya çıkan ve yaygınlaşan bir teknoloji, diğer her şeyin ötesine geçer. Bu ilk alfabedir. Alfabe, bilgi kaydetmenin devrim niteliğinde bir yoludur. Günümüzde Rusça’dan Arapça’ya kadar birçok dilde yazı yazmak için farklı alfabeler kullansak da hepsi tek bir ortak ataya sahiptir.

İnsanlar yaklaşık 50.000 yıl önce konuşarak iletişim kurmaya başladılar. Ancak yazı son 5.000 yılda hikayemize dahil oldu. Binlerce yıl önce insanlar Mezopotamya’da, Mısır’da, Çin’de ve Mezoamerika’da (şimdi Orta Amerika dediğimiz yerin yakınında) yaşıyordu. Bu farklı grupların hepsi bağımsız olarak kendi yazı türlerini icat etti. Ancak alfabe icat edilmeden önce, erken yazı sistemleri, hiyeroglif olarak bilinen piktografik sembollere veya bir kalemin yumuşak kile bastırılmasıyla elde edilen çivi yazısına dayanıyordu. Bu yöntemler, her bir kelimeyi tanımlamak için çok sayıda sembol gerektirdiğinden, yazı oldukça karmaşıktı. Bu nedenle yazılması ve anlaşılması sadece eğitimli küçük bir yazar grubuyla sınırlıydı.

Türkiye’de bulunan bir çivi yazısı örneği. Çivi yazısı adı verilen bu yazı türünde her 
bir kelime veya ses için bir işaret kullanılırdı. Bu nedenle oldukça çok sembol içermekteydi.

Medeniyetler ve iletişim ilerledikçe, insanlar konuşulan bir dildeki tüm kelimeleri temsil etmek için çok daha küçük sembollerin kombinasyonlarını kullanmanın mümkün olduğunu keşfetmeye başladılar. Buna bir çözüm olarak bir grup Sami dili konuşan insan, dillerinin seslerini temsil etmek için Mısır hiyerogliflerinin bir alt kümesini oluşturdu. Bu sembollerin ünsüz harfleri temsil etmek için kullanıldığı ilk alfabe olarak kabul edilmektedir. Bu alfabede bazı harfler hiyerogliflerden alındı. Süreç, konuştukları dildeki her ses yazılı şekilde temsil edilebilene kadar devam etti.

Genel Olarak Kabul Gören İlk Alfabenin Ortaya Çıkışı

İlk tam fonemik yazı, daha sonra Fenike alfabesi olarak bilinen Proto-Kenan alfabesi ilk alfabe olarak kabul edilir. Arapça, Kiril alfabesi, Yunanca, İbranice, Latince ve muhtemelen Brahmik dahil olmak üzere en modern alfabelerin atasıdır. Hem Kuzey Sami hem de Fenike alfabesi – bugünkü İbranice ve Arapça gibi – sağdan sola yazılmıştır.

Yaygın olarak kullanılan ilk alfabe, yaklaşık yedi yüz yıl sonra Fenikeliler tarafından geliştirildi. Tamamı ünsüz 22 harften oluşan bu alfabe, Levant, İber yarımadası, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa dahil olmak üzere tüm Akdeniz’de kullanılmaya başlandı. Fenike alfabesinden oldukça etkilenen Yunanlılar, MÖ 800 civarında yirmi dört harfli bir sistem oluşturdular. İhtiyaç duymadıkları bazı ünsüzleri alıp sesli harflere dönüştürdüler. Ayrıca konuşmalarının gerektirdiği ekstra sesler için alfabeye birkaç yeni sembol eklediler.

Alfabenin Modern Formunu Alması

Gezer takvimi, 1908’de İrlandalı arkeolog R.A. Stewart Macalister tarafından Kudüs’ün 20 mil batısındaki Gezer antik kentinde keşfedilen erken bir Kenan yazıtına sahip küçük bir kireçtaşı tablettir. Günümüzde İstanbul arkeoloji müzesinde bulunmaktadır.

Yunanlıların ünlü sesleri eklemenin yanı sıra yaptığı bir diğer önemli değişiklik de yazının yönünü değiştirmek oldu. Bu alfabe daha sonra Latinler (Romalılar) tarafından kullanıldı. Bu esnada alfabeye S ve F gibi bazı Etrüsk karakterleri, daha sonraları da Y ve Z harfleri dahil oldu. Latince ve diğer yazı biçimleri Avrupa’ya yayıldıkça, farklı bölgelerin dil farklılıklarını ve gereksinimlerini hesaba katmak için çeşitli bölgesel yazılar ve harf biçimleri ortaya çıktı. Bunlardan bazıları, yazma sürecini basitleştirme veya hızlandırma arzusundan kaynaklanan tesadüfi değişimlerdi. Alfabeye en son eklenen harfle U ve V oldu. Bunun nedeni bu iki harfin tek bir harf olarak kabul edilmesi idi.

Orhun, Göktürk ya da Köktürk alfabesi, Göktürkler ve diğer erken dönem Türk kağanlıkları tarafından kullanılmış, Türk dillerinin yazılması için kullanılmış ilk yazı sistemlerinden biridir. Türk dilleri tarih boyunca Uygur, Kiril, Arap, Yunan, Latin ve diğer bazı Asya yazı sistemleri de dahil olmak üzere pek çok alfabe kullanmışlardır.

Alfabe Sırası Nasıl Belirlendi?

Tüm uyarlamalar ve değişimlere rağmen alfabenin harf sırası nispeten sabit olmuştur. İlk insanların neden harfleri A, B, C biçiminde bir sıraya koyduklarını kesin olarak bilmiyoruz. Harfleri belirli bir sıra ile kullanmak ezberlenmesi açısından elbette mantıklı. Ancak harf dizilişi hakkında ki bilgilerimiz sadece tahminler olarak kalıyor. Bu konu hakkında ortaya atılan görüşlerden birine göre, alfabe sıralaması belli bir sayısal düzene göre yapılmıştır. Bu fikri savunanlar örnek olarak ebced hesabı olarak bildiğimiz ve kökeni Gematria adı verilen İbranice bir sistemi öne sürer. Kelime veya cümlelerin sayısal değerini hesaplama mantığına göre bu düzenin ortaya çıkmış olabileceğini söylüyor.

Sıralamanın nedenini bilmesek de, bazı özel harflerin yerlerini nasıl bulduğu anlaşılıyor. Alfabeye yeni dahil olan harfler her zaman sona yazılmıştı. Bu da x, y ve z harflerinin neden daha arkalarda olduğunu açıklıyor. Sistemdeki bazı harfler, kulağa benzer geldikleri için bir araya geldi. Bu nedenle W harfi V harfinin yanında yer alıyor. U harfi çok daha sonra, insanlar onu sesli harf anlamında kullanmaya karar verdiğinde resme girdi. Bu nedenle U, V ve W harfleri yan yana bulunuyor. Kısacası alfabe yüzyıllar boyunca sürekli değişti ve gelişti. Ancak alfabenin temel düzeni Fenikelilerin ve hatta onlardan önceki Kuzey Samilerin zamanından bu yana nispeten aynı kaldı!


Bu yazılarımızı da okumak isteyebilirsiniz


Kaynaklar ve ileri okumalar için:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu