Felsefe

Efesli Herakleitos ve Evrensel Bir İlke Olarak Değişim

Fizik ve felsefe Antik Dünya’nın İyonya’sında, yani Batı Anadolu’da doğdu. İyon Kentleri Miletos ve Ephesus o dönemlerde dünyanın en önemli bilim, kültür ve ticaret merkezleriydi. “Fizyologlar” diye bilinen bu yarı filozof, yarı bilim insanı İyonyalılar doğayı anlamaya yönelik sorularıyla daha çok ilk fizikçiler sayılabilirler. Efesli Herakleitos değişim düşüncesini ilk keşfeden filozoftu. Herakleitos’a göre evren başı sonu olmayan bir süreç boyunca sürekli değişirdi. Hayatın bir akış olduğunu iddia etti. Bu gözlemin herkes tarafından yapılabileceğini düşünmesine rağmen, insanlar onun zamanından günümüze değişime direnmeye devam ettiler.

Herakleitos (İÖ yak. 535-475) Yunan felsefesinin anlaşılması güç, gizemli, bu yüzden de en karanlık filozoflarından biri olarak ünlenmiştir. Kendisi, Batı Felsefesinin Babası olarak kabul edilen Sokrates’ten önce geldikleri için bu adla anılan ilk Sokrat öncesi filozoflardan biriydi. Hakkındaki gizeminin asıl nedeni günü­müze fragmanlar halinde ulaşabilmiş Peri physeos (Doğa Üzerine) adlı eserindeki gizemli, karanlık, anlaşılması güç üslup ve bilmece gibi ifadelerdir. Bu ifadeleri anlayıp, Herakleitos’un felsefesini tam manasıyla kav­ramak zorlu bir süreçtir.

Herakleitos (Ağlayarı Filozof)
Johannes Moreelse, Heraclite, Centraal Museum, Utrecht, ı630. Kaynak: https://commons.wikimedia.org/

Ayrıca yaşamı hakkında kesin bilgi edinebileceğimiz kaynakların da çok tartışmalı olması bu düşünü­rün gizemine gizem katmaktadır. Çünkü Efesli olması, babasının adının Bloson olması ve felsefi anlamda Ksenofanes ile Pisagor’dan daha geç, Parmenides’den daha erken bir dönemde etkin olduğunun bilinmesi dışında Herakleitos ile ilgili bilgilerin tümü kesinlikten yoksundur.

Herakleitos’un Felsefesi Nedir?

Sokrat öncesi filozoflar yaratılışı harekete geçiren element veya enerjiyi tanımlamaya odaklandıkları için “doğa filozofları”olarak bilinir. Bu konuya ilgi Miletoslu Thales (MÖ 585) ile başlar. Öğrencisi Anaksimandros (MÖ 610-546) ve ardından Anaximenes (MÖ 546) ile devam eder. Bunların tümü de Herakleitos gibi daha sonraki filozoflara ilham verir. Thales, her şeyin su olduğunu iddia etmişti. Su çeşitli haller alabilirdi. Su, kendisi değişmeyen fakat diğer bütün var olanların kendisinden doğup yine kendisine döndüğü ana madde idi. Anaximander ise bunu reddetti. Thales’in ‘su’ ana maddesinin yerini, Anaksimenes’te ‘hava’ aldı.

Anaksimenes’in, Thales’teki su yerine neden havayı koyduğunu anlamak güç değildir. Thales’in ana madde olarak ‘su’ yu seçmesi, suyun yaşam açısından taşıdığı önemden kaynaklanır. Aynı şey ‘hava’ için de geçerlidir.  Birçok kişi tarafından astronominin kurucusu sayılan Anaksimandros için ise yaşamın özü, dünyanın herhangi bir öğesinin çok ötesinde kozmik bir güç olmak zorundaydı. (Buna apeiron adını verdi).

Bu iddiaların üçü de değişimi ele alsa da Herakleitos üçünü de yetersiz bularak reddetti. Bunun yerine yaşamın özünün ateş olduğunu iddia etti. Ateş, her şeyin kendisinden çıktığı ve yine kendisine geri döneceği ana maddedir. Maddede görülen değişik biçimler ateşin bu yaratıcı etkisinden kaynaklanır. Çünkü ateş, doğası gereği herhangi bir şeye rahatça dönüşebilir. Ayrıca her şeyi de rahatça kendisine dö­nüştürebilecek yapıdadır. Herakleitos öncesi doğa düşünürlerinin ileri sür­dükleri ana madde, ateşe oranla daha çok varlık özelliği gösterir. Ama Herakleitos’un ana maddesi varlıktan öte bir “hareket,” bir “süreç”tir. Çünkü ateş sürekli hareket eden bir şeydir ve aynı za­manda bu hareketin kendisidir. ( Yorumcuları ateşi enerjiyle bir tutmuşlardır.)

Herakleitos “Her Şey Akar” Derken Neyi Anlatmak İstemişti?

Herakleitos “Aynı nehre girenlerin üstünden her an yeni sular akar” ya da “Aynı nehre adım atarız ve giremeyiz; biziz, biz değiliz,”derken ve felsefede klasik bir deyiş haline gelerek panta rhei (her şey akar) diye özetlenen görüşünü sunar. Burada her şeyin her an değiştiğini vurgular. Herakleitos insanları, değişimi yaşamın temel özü olarak benimsemeye ve onun içinde yaşamaya, teşvik eder.

Doğulu çağdaşı Siddhartha Gautama da (Buda, M.Ö 563 – 483), hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ve gözlemlenebilir dünyanın sürekli bir değişim halinde olduğunu dile getirir. Buda’da, insanları yaşamın temel doğasını kabul etmeye ve kendilerini tutundukları her şeyin kalıcı olabileceğine dair yanlış düşünceden ayırmaya teşvik eder. İki filozof arasındaki fark ise Herakleitos’un aktif katılımı öne sürmesidir. Ana odakları farklı olsa da amaçları aynıdır. Korku ve cehalet yoluyla bildiklerine tutunanları uyandırmak ve daha yüksek, daha canlı bir yaşam anlayışına doğru hareket etmelerine izin vermek. Aynı odak, MS 20. yüzyılda, kendini gerçekleştirme sürecinin önemini vurgulayan İsviçreli psikiyatrist Carl Jung (MS 1875-1961) tarafından da ele alınır.

Elbette Buda ve Herakleitos, hayatın geçici ve değişken olduğunu kabul eden tek antik filozoflar değildir. Aslında hayatın kısalığı, dünyadaki her kültürde felsefe kavramının merkezinde yer alır. Bununla birlikte, antik Doğu ve Batı’nın en büyük düşünürlerinden ikisinin modern zaman psikiyatristi ile birlikte görüşlerini dikkate almak ve insan deneyiminin sürekliliğine inanamak önemlidir. Buda ve Herakleitos’un 2000 yılı aşkın bir süre önce tanıdığı şeyi, modern çağ için basitçe ifade eder. Hayat aslında bir akıştır…

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

  • Heraclitus: Life Is Flux; https://www.worldhistory.org/
  • Çiğdem Dürüşken; Antikçağ Felsefe – Homeros’tan Augustinus’a Bir Düşünce Serüveni; Alfa Yayınları

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.