Sanatçının Bakış Açısı ve Metni Kurgulaması Bağlamında Matematik ve Edebiyat İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

İnsanda hayranlık, coşkunluk, duygudaşlık, haz gibi hisleri açığa çıkaran güzel sanatlar, birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak etkileşim hâlindedir. Bir mimari eserden, bir besteden ya da bir resimden ilham alan şair, duygularını dizelere yansıtabilir. Bir roman kahramanı, bir heykeltıraş için ilham kaynağı olabilir. Bu şekildeki dolaylı etkileşimlerin yanında edebiyatın tiyatroya ve müziğe etkisinde olduğu gibi doğrudan bir etkileşim de söz konusudur.

Güzel sanatlar sadece kendi içinde değil aynı zamanda diğer disiplinlerle de etkileşim hâlindedir. Sosyal bilimlerin birçok alanı, güzel sanatlara kaynaklık edebilir. Fen bilimleri ise daha sınırlı bir etkiye sahiptir. Bununla beraber matematiği ayrı bir yere koymak gerekir. Çünkü matematik, mimarinin temel dayanaklarındandır. Aynı şekilde resim ve heykel sahalarında da önemli bir etkiye sahiptir. Matematiğin edebiyata etkisi ise daha çok sanatçının bakış açısıyla, mantık yürütmesiyle, doğru düşünmesiyle ve empati kurmasıyla alakalıdır.

Sosyal bilimlerle aşikâr bir etkileşim içerisinde olan edebiyatın matematik ile ilişkisi somut bir göstergeden ziyade soyut ve daha derin bir özellik taşır. Klasik edebiyatın birçok şairi, medrese eğitiminden geçtikten sonra ya da kendi çabalarıyla belli başlı ilim sahalarında bilgi sahibi olduktan sonra şiirlerini kaleme almaya başlar. Onlar için edebiyat, tek başına yeterince bir anlam ifade etmez. Nitekim Fuzulî’nin şiir anlayışına ve diğer bilimlerdeki tahsiline dair şu tespitler yapılır:

“Fuzulî, özellikle gençlik aşklarını anlatma hevesiyle başladığı şiirini, zamanla sığ ve yüzeysel görerek, şiirin çok derin bilgi ile mükemmele ulaşacağını söylemiştir. Ona göre ilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir ve temelsiz duvar da itibarsız olup, hemen yıkılır. Bu gerçeği ilk gençlik yıllarında gören ve kavrayan Fuzulî, kendi imkân ve çabaları ile astrolojiden kimyaya, fizikten fıkha, matematikten felsefeye, tıptan şiire pek çok değişik bilim alanlarında kendisini yetiştirmiştir. Onun bütün şiirlerinde bu derin bilginin izlerini gözlemlemek mümkündür” (Yıldırım 2004:141).

Rubaileri ile dünyaya nam salmış Ömer Hayyam, matematik ve geometri alanında da dönemin önde gelen âlimleri arasındadır. Onun buluşları sadece Doğu dünyasında değil Batı dünyasında da önemli bir yere sahiptir.

“Hayyam’ın genelde matematiğin ve özelde analitik geometrinin gelişimi üzerindeki etkisi çok büyüktür; çalışmaları Şerefeddin et-Tûsî’ye kadar İslam matematiğinde, üçüncü dereceden denklemlerin çözümünde geometrik yaklaşımı benimseyen Descartes’a kadar Batı matematiğinde aşılamamıştır” (Unat 2007: 66).

Hem Rus edebiyatı hem de dünya edebiyatı için büyük bir değer olan Fyodor Dostoyevski bir mühendis olmasına rağmen edebiyat alanında çok kıymetli eserler verir. Onun eserlerindeki kurgu ve gerçeklik için Zweig şu yorumlarda bulunur:

“Her hareket plastik gibi şekillenir, her düşünce kristal gibi berraklaşır ve kovalanan ruhlar dramatik olana ne kadar çok dolanırsa içlerindeki ateş o derece artar, varlıkları o derece saydamlaşır. Özellikle anlaşılmaz, öte tarafa ait, marazi, ipnotize, esrik, saralı haller Dostoyevski’de klinik bir teşhisin kusursuzluğuna, geometrik bir şeklin konturlarına ulaşır. Artık en ince ayrıntı bile belirsizleşmez, keskin duyularından en ufak bir kıpırtı bile kaçmaz: Tam da orada, diğer sanatçıların başarısız oldukları ve adeta doğaüstü bir ışık tarafından gözlerinin kamaştığı, bakışlarını çevirdikleri yerde Dostoyevski’nin gerçekçiliği en somut haline ulaşır, insanın imkânlarının en son sınırına ulaştığı, bilimin neredeyse aklını kaybettiği ve tutkunun suça dönüştüğü bu anlar aynı zamanda onun eserindeki en unutulmaz vizyonlardır” (Zweig 2007: 153).

Yukarıdaki tespitlerde romancının eserini kurgulamasında öne çıkan anlatım gücüne ve ayrıntılara verdiği öneme vurgu yapılır.

“Her roman, eylem ögesi ile tasvir, anlatıcı yorumu, diyalog, psikolojik çözümleme gibi tanıtıcı, açıklayıcı pasajların çok karmaşık bir iç içeliğiyle oluşur” (Sazyek 2015: 211).

Romancının bu hususlardaki kabiliyeti, eserin başarısını doğrudan etkiler. Dostoyevski’nin sözü edilen becerisi, onun zihinsel yetkinliğinin bir izdüşümüdür. Burada onun sadece sözel zekâsının değil aynı zamanda matematiksel zekâsının da etkili olduğu söylenebilir. Çünkü Gardner’a göre dili kullanma becerisi sözel zekâyla, eseri kurgulama becerisi ise daha çok mantıksal/matematiksel zekâyla ilişkilidir. Matematiksel zekâ; akıl yürütme, problem çözme, sayılarla işlem yapma, neden-sonuç bağını kurma, kritik düşünme gibi birçok alanda kendini gösterir. Bu temel kabiliyetlerin yanında mantıksal/matematiksel zekânın diğer özellikleri şöyle belirtilir.

“Mantık/matematiksel zekâ, bilimsel hipotezi sınıflandırma, öngörü, öncelik verme, neden-sonuç ilişkisini anlama becerilerini içermektedir. Bu zekâ türü güçlü olan insanların, akıl yürütme becerilerini, çok geniş alanlara uygulanabildikleri görülmüştür. Fen bilimlerinde, sosyal alanlarda, edebiyatta ve daha birçok alanda sözcükleri kullanabilme, okuma, yaratma, yabancı dil öğrenme, model inşa etme, interneti kullanma ve müzik notalarını öğrenme biçiminde uygulamaya yansıdığı ileri sürülmektedir” (Başaran 2004: 9-10).

Doğru düşünmek, akıl yürütmek, neden-sonuç ilişkisini tespit etmek sadece matematik veya geometri ile ilgili değildir. Bu hususlar, başta felsefe olmak üzere birçok bilim sahasının önemli düsturlarındandır. Nitekim Platon, akademisinin girişine “Geometri bilmeyen giremez.” yazar. Aynı doğrultuda matematiğin felsefedeki önemine dair şu tespitler yapılır:

“Matematik Platon’dan Spinoza’ya, Spinoza’dan Frege ile Russell’a değin felsefe tarihinin hemen her döneminde filozofların yakın ilgisini çekmiştir… Buna ek olarak, matematik felsefenin başlangıcında ortaya atılan pek çok sorunun dile getirilişi bağlamında bulunduğu önemli katkılarla felsefenin gözünde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir” (Güçlü vd. 2003: 946).

Tarihin bilinen ilk filozofu olan Thales, güneş tutulma tarihini önceden hesaplayabilecek kadar astronom, geometrinin en temel teoremlerinden biri olan Thales teoremini ortaya koyacak kadar matematikçidir. Benzer şekilde, bilinen en eski filozoflardan biri olan Pisagor, evrensel uyumu sayılara dayandırma çabası ile matematiğin dehaları arasındaki yerini almıştır. Aristotales matematik biliminin temeli sayılan mantık konusunun mimarı olmuştur (Ünal 2016: 60-61).

Felsefe gibi düşünmeye, mantığa ve yoruma dayanan bir disiplinde, matematiğin önemi ve katkısı açıktır. Edebiyatta da düşüncenin söze belli bir kompozisyonla aktarımı söz konusu olduğundan mantık ve akıl yürütme önem teşkil eder. Bu bağlamda düşünüldüğünde matematik veya geometri bilmek, yazara ve esere mutlaka katkı sağlayacaktır.

Tevfik Fikret aynı zamanda bir ressam ve mimardır, Orhan Pamuk üç yıl mimarlık eğitimi görür, Oğuz Atay bir mühendistir. Matematikle ve geometriyle alakalı olan bu mesleklerin, yazarların edebî yönüne katkılarının olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki matematik bilen bir kişiyle matematik bilmeyen bir kişinin algısına dair şu kısa test yapılabilir.

AB doğru parçasına 1 birim uzaklıktaki noktalar ifadesinin muhtemel algıları şu şekildedir:Sığ bir düşünce yapısına sahip olan bir kişi için söz konusu doğru parçasına 1 birim uzaklıkta iki nokta vardır. Biri doğru parçasının üstünde diğeri altındadır. Fakat daha ayrıntılı düşünen kişi için noktalar daha fazladır ve bu kişinin zihninde şöyle bir şekil oluşur:
Yukarıdaki şekil kesin cevap gibi görünebilir. Fakat daha da ayrıntıya inildiğinde 1 birim uzaklıktaki noktaların daha fazla olduğu tespit edilebilir. Matematiksel zekâya sahip ya da matematiğe ilgi duyan birinin zihninde aşağıdaki şekil de oluşabilir.Düzlemsel alanda yukarıdaki şekil doğru kabul edilir. Fakat bir de uzayda yani üç boyutlu alanda 1 birim uzaklıktaki noktalar vardır. Bunun tespitini matematiksel zekâya sahip kişiler çok rahatlıkla yapabilir. AB doğru parçasına 1 birim uzaklıktaki noktalar esasında bir silindir ve iki yarımküre oluşturur. Aşağıdaki silindirin alt ve üst kapaklarında 1 birim yarıçaplı iki yarım küre de vardır.

Bu örnek, matematiksel zekâya ve bilgiye paralel olarak algıların nasıl değiştiğini açıkça gösterir. Aynı ifade, kişisel özelliklere göre farklı algılar, anlamlar ve yorumlar meydana getirir. Romancı ve şairlerin düşünce dünyasına bu açıdan bakıldığında onların zihinsel kabiliyetleri daha iyi anlaşılır. Ayrıntılı ve etraflıca düşünmek, yazarların olaylara hâkimiyetini arttırır ve bu da eserin başarısına katkıda bulunur.

Edebiyatın insanlara kazandırdığı özelliklerinden biri de empati yeteneğinin geliştirilmesidir. Öyle ki edebiyat için empati sanatı ifadesi de kullanılır. Empati, başkalarının düşünce ve duygularının ve bunların muhtemel anlamlarının objektif bir şekilde farkında olma; karşısındakinin duygu ve düşüncelerini temsili olarak yaşama şeklinde tanımlanır (Budak 2009: 248). Nurullah Ataç‟a göre edebiyat, insanı bencillikten kurtarıp diğer insanları anlamasını sağlar. Ataç, tespitlerine şöyle devam eder: “Edebiyattan geçmemiş insanın hayali işlemez ki kendisinden başkalarının acılarına, dertlerine ortak olabilsin, onlarla hemhâl olabilsin” (Karaalioğlu 1964: 14-15). Yine Orhan Pamuk, “Romanlar birbiriyle çelişen düşüncelere huzursuzluk duymadan aynı anda inanmamızı, herkesi aynı anda anlamamızı sağlayan özel yapılardır.” ifadesini kullanır (Pamuk 2011: 29). Edebî eserle hemhâl olan okuyucu muhtevaya hâkim olur ve kendisinde farkındalık oluşur. Bir roman kahramanının endişesini, üzüntüsünü, çaresizliğini, sevincini, heyecanını kurmaca dünyada gören okuyucu, gerçek dünyada bu duyguları daha iyi anlar. Bu bağlamda edebiyatın olumlu etkileri ortaya çıkar. Nitekim Aristoteles’in katharsis kavramı bununla ilgilidir. “… Aristoteles edebiyatın hem bilgi kazandırdığını söylemek, hem de yararlı psikolojik etkisine işaret etmekle Platon‟dan ayrılmakta ve sanatı savunmaktadır” (Moran 2008: 31). Okuyucuda birçok duyguyu uyandıran sanatçının bu duyguları kendisinin de hissettiğini söylemek mümkündür. Romancıların hassas ruh yapısına dair Balzac’ın aşağıdaki anekdotu iyi bir örnektir:

“…bir keresinde odasına giren yardımcısı onun ağladığını görmüştü, anlatılanlara göre.
— Neden ağlıyorsunuz Mösyö Balzac, diye sormuştu. Balzac, “O öldü‟ diye hıçkırmıştı. Yardımcısı bir ölüme üzülerek, kimin öldüğünü sormuştu bu kez. Ölenin Balzac’ın yazdığı son kahramanlardan biri olduğu anlaşılmıştı.
—Ama onu siz yazdınız Mösyö Balzac.
—Ne fark eder, o öldü” (Altan 2010: 108-109).

Romancının bu nahif ruhu doğal olarak eserin başarısına da yansır. Balzac, söz konusu kahramanla kendini özdeşleştirmiş, onun yaşadığına inanmış ve öldüğünde ağlamıştır. Ahmet Altan bir röportajında bu hususu şöyle ifade eder: “Romancıların, kahramanlarının yaşadığına inandıklarını unutmayın. Kendileri o kahramanları yaratır ama bir zaman sonra onların sahiciliğine kendileri de inanır. Onların ne yapacağına romancı karar veremez pek, onların ne yaptığını, ne hissettiğini anlatır sadece” (Yiğitoğlu 2015: 1192).

Tanımından da anlaşılacağı üzere empati kurmada, kişinin başkalarının duygu ve düşüncelerini anlaması temel prensiptir. Başkalarını daha iyi anlamak için olay ve durumlara onun gözünden bakmak gerekir. Romancılar, metinlerini kurgularken onlarca kahramanı olay örgüsüne dâhil ederler. Eserin başarısı için her kahramanın tutarlı ve sağlam bir algısının olması gerekir. Yani okuyucu, romanı okurken kahramanların duygu dünyasına girebilmeli ve onları anlayabilmelidir. Bu husus, sanatçının yarattığı kahramanlarla empati kurması ve onları en iyi şekilde anlatabilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Onlarca kahramanı anlatan sanatçı, onların bakış açısıyla da hadiseleri yorumlamak zorundadır.

S. K. Heninger, duyguların ve düşüncelerin ilkeler çerçevesinde değişik biçimlerde insanlara aktarıldığı tüm sanat alanlarının matematikle ilişkili olduğunu ve bunun en çok edebiyat alanında kendini gösterdiğini belirtir. S. Bochner, başta şiir olmak üzere pek çok sanatın matematik formlardan oluştuğunu ve matematiğin ilkeleriyle çalışıldığını söyler (akt. Cereci 2012: 90).

Bu kesin ifadeler üzerine biraz daha düşünüldüğünde matematiğin kişinin bakış açısına olumlu katkıları olduğu söylenebilir. Bunu somutlaştırmak için aşağıdaki piramidin farklı noktalarından nasıl göründüğüne bakmak faydalı olacaktır.

Tabanı bir beşgen olan yukarıdaki piramidi matematiksel zekâya sahip olan biri, çok rahat bir şekilde üç boyutlu olarak düşünebilir. Her kenardan hatta her noktadan piramidin nasıl göründüğünü hayal edebilir. Örneğin B noktasında duran bir kişinin bakış açısıyla bakarak piramidin şeklini hayal edebilir. Ya da tepeden ve tabandan bakıldığında oluşan aşağıdaki şekilleri çok rahatlıkla tespit edebilir. Bütün bunlar bakış açısının kazanımlarıdır.

Matematik ve edebiyatın kesiştiği diğer bir nokta da hayal gücüdür. Her iki disiplinde de engin bir hayal gücüne sahip olmak önemli bir vasıftır. Hem sanatçı hem de bilim insanı, eserlerini vücuda getirmeden önce hayal ederler.

Şerif Aktaş’a göre sanat etkinliğinde, insana özgü yetenekler ile doğada bulunanlar sanatçının hayal dünyasında, belki de kişiliğinde yeni ve farklı bir oluşumda birleşirler. (Aktaş 2009: 192). Leonardo Da Vinci hem bir sanatçı hem de bir bilim insanıdır. Onun nezdinde hayal gücünün sanat ve bilim için önemine dair şu tespitler yapılır:

“Buluşları ile bir mühendis, araştırmaları ile bir anatomist, hala üzerinde tartışmaların devam ettiği eserleri ile sıra dışı bir sanatçıdır. Bu sıra dışılık onun içinde yaşadığı gerçekliği kendi zihin süzgecinden geçirişinin farklılığından ileri gelmektedir. Onun tüm üretimlerinde sözünü ettiğimiz yaratıcı süreç en zengin biçimiyle işlemektedir. Onun hayal gücünün sınırları bazen bir makinenin keşfine, bazen gülüşünün sırrı çözülememiş bir kadın portresine, bazen de o dönemde hayal edilmesi güç bir gerçekliğin -bir bebeğin anne karnındaki duruşunun- ifadesine kadar uzanır” (Sümengen Berker 2015: 19).

Edebiyatta hayal gücünün sınırsızlığına dair en iyi örneklerden biri Jules Verne’dir. Dünyanın Merkezine Yolculuk, Aya Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah gibi eserleriyle yazar, hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu göstermiş ve kendi çağını aşmıştır. Matematik ve geometri de hayal gücüne dayalı disiplinlerdir. Özellikle geometri, üç boyutlu düşünebilme kabiliyetiyle yakından ilgilidir. Hem matematik hem de edebiyat alanında yaratıcılığın ve hayal gücünün iyi bir örneği olarak Lewis Carroll gösterilebilir. “Alis Harikalar Ülkesinde ve Tılsımlı Ayna adlı kitapları Lewis Carroll takma adıyla yazan İngiliz Charles Lutwidge Dodgson (1832-1898) matematikçi ve mantıkçıydı” (Pappas 1993: 39). Yine meşhur bir matematikçi olan Carl Friedrich Gauss‟un eşine yazdığı mektuptan alınan şu sözler bir edebiyatçının kaleminden çıkmış gibidir:

“Sizin o kendini herkese belli etmeyen meleksi erdemleriniz ve bu erdemlerin ger- çek bir aynası olan soylu yüzünüz için bir kalbim olduğunu söylememe izin verin. Siz, ey sevgili alçakgönüllü ruh, kibirden o denli uzaksınız ki değerinizin ayrımın- da bile değilsiniz, ilahların sizi nasıl cömertçe ve titizlikle donattığını bilmiyorsunuz. Ama kalbim sizin değerinizi biliyor ve buna zor dayanıyor. O, çok uzun zamandır size ait” (Nesin ve Törün 2013: 169).

Mektubun tamamı dikkate alındığında Gauss‟ın hassas ruh yapısını, imajlardaki hayal gücünü ve ayrıntılara verdiği önemi görmek mümkündür. O, bir şair nahifliğiyle duygularını müstakbel eşine anlatır ve ona evlenme teklif eder.

Arş. Gör. Dr. Mustafa YİĞİTOĞLU
Dicle Üniversitesi Z.G. Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Bölümü,
myigitoglu@dicle.edu.tr

Araştırmanın ilk yayınlandığı yer ve tam metin: Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science, Yıl: 5, Sayı: 22, Nisan 2018, s. 454-464

KAYNAKLAR

Akdoğan, Bayram (2001), “Sanat, Sanatçı, Sanat Eseri ve Ahlak”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Dergisi, C: 42, S: 1, s.: 213-245.

Aktaş, Şerif (2009), “Edebî Metin ve Özellikleri”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S: 39, s.: 187-200.

Altan, Ahmet (2010), Kristal Denizaltı, Alkım Yayınevi, İstanbul.

Başaran, B. Ilgın (2004), “Etkili Öğrenme ve Çoklu Zekâ Kuramı: Bir İnceleme”, Ege Eğitim Dergisi, S:5, s.: 7-15.

Budak, Selçuk (2009), Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

Cereci, Sedat (2012), “Güzel Sanatlar Dalı Olarak Matematik”, Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, C: 2, S: 1, s.:88-100.

Güçlü, Abdülbâki vd. (2003), Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

Karaalioğlu, Seyit Kemal (1964), Edebiyat Sanatı, İnkılap ve Aka Kitabevi, İstanbul.

Koç, Turan (2009), “Sanat”, İslâm Ansiklopedisi, C: 36, s.: 90-93, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul.

Moran, Berna (2008), Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul.

Nesin Ali ve Törün Ali (2013), Matematikçi Portreleri, Nesin Yayıncılık, İstanbul. Okay, Orhan (1998), Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergâh Yayınları, İstanbul.

Ozankaya, Özer (1980), Toplumbilim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Pamuk, Orhan (2011), Saf ve Düşünceli Romancı, İletişim Yayınları, İstanbul.
Pappas, Theoni (1993), Yaşayan Matematik (Çev. Yıldız Silier), Sarmal Yayınevi, İstanbul. Rosenthal M. ve Yudin P. (1972), Materyalist Felsefe Sözlüğü (Çev. Enver Aytekin ve Aziz Çalışlar), Sosyal Yayınlar, İstanbul.

Sazyek, Hakan (2015), Roman Terimleri Sözlüğü, Hece Yayınları, Ankara.

Sözen, Metin ve Tanyeli, Uğur (1999), Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Sümengen Berker, Olgu (2015), “Hayal Gücü ve Sanat”, Çankaya Üniversitesi Gündem, S: 55, s.:18-19.

Unat Yavuz (2007), “Ömer Hayyâm”, İslâm Ansiklopedisi, C: 34, s.: 66-68, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul.

Ünal, Deniz (2016), “Matematiğin Büyülü Denizine Keyifle Dalabilmek Felsefe Solungaçları ile Mümkün müdür?” Düşünbil Felsefe Dergisi, S: 56, s.: 60-62.

Wellek, René ve Warren, Austin (2016), Edebiyat Teorisi (Çev. Ö. Faruk Huyugüzel), Dergâh Yayınları, İstanbul.

Yıldırım, Ali (2004), “Fuzuli‟nin Beng ü Bade Mesnevisi ve Bade Sembolü”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C: 14, S:2, s.: 139-146.

Yiğitoğlu, Mustafa (2015), Ahmet Altan‟ın Eserlerinde Muhteva, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Dicle Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Diyarbakır.

Zweig, Stefan (2007), Üç Büyük Usta (Çev. Nafer Ermiş), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul.

Matematiksel

Paylaşmak İsterseniz

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Matematik Henüz Sormadığımız Sorulara Nasıl Cevap Verebilir?

Matematik, evrene ilişkin sorularımıza doğru cevaplar sağlayan bir enstrüman olarak görülebilir. Örneğin, 2 elmamız olduğunu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');