Felsefe

Pyrrhon Neden Şüpheciliğin Babası Olarak Tanınır?

Kuşkuculukseptisizmskeptisizm veya şüphecilik, her tür bilgiyi kuşkuyla karşılayan, bunların temellerini ve kesinliklerini irdeleyen, ayrıca aklın kesin bir bilgi elde edemeyeceğini, hakikate erişilse dahi sürekli ve tam bir şüphe içinde kalınacağını savunan felsefi bir görüştür. Antik çağ Yunan bilgiciliğinin kurucusu Protagoras tarihte ilk şüpheci (septik) düşünürdür. Pyrrhon (M.Ö. 365-270) ise tüm zamanların en ünlü ve belki de en uç şüphecilerinden birisidir.

Hiç kimse bir şey bilemez, hatta bu bile kesin değildir. Doğru olduğuna inandığınız şeylere güvenemezsiniz çünkü yanılıyor olabilirsiniz. Her şey sorgulanabilir, her şeyden şüphe edilebilir. Bu nedenle yapabileceğiniz en iyi şey, açık fikirli olmayı sürdürmektir. Kendinizi bir düşünceye adarsanız, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu cümleler şüpheciliğin ana öğretisidir. Sokrates’in, tek bildiğinin, hiçbir şey bilmediği olduğunda ısrar etmesi de şüpheci bir bakış açısıdır. Pyrrhon ise konuyu bir adım öteye taşımış ve bu nedenle kendisi şüpheciliğin babası olarak anılmaya başlanmıştır.

Pyrrhon Kimdir?

Pyrrhon’un hayatıyla ilgili günümüze fazla bilgi erişmedi. Sokrates gibi o da hiçbir şey yazmadı. Abderalı Anaksarkhos’un öğrencisi olan Pyrrhon Elis’de öğretmenlik yaptı. Yaşamındaki en önemli olay, hocası Anaksarkhos ile İskender’in yanında Orta Asya’ya, Hindistan’a dek gitmiş ve buradan Doğu kültürü, Hint bilgeliğini öğrenmiş olmasıdır. Pyrrho’nun düşüncesinin temelinde doğu dinlerine ilk elden tanıklık etmesi muhtemel önemli bir etken olmuştu.

Onunla ilgili bildiğimiz her şeyi ölümünden birkaç yüzyıl sonra başkalarının yazdıklarından öğreniriz. Onlardan biri de Diogenes Laertios’tur. Bize Pyrrhon’un meşhur olduğunu, yaşadığı yer olan Elis’te önemli bir konumda bulunduğunu söyler.

Pyrrho, sorgulamakta hızlı ve inanmakta yavaş olunması gerektiğini düşünüyordu. Aklımızı karıştıran ve ruhumuzu rahatsız eden şeylere kolay ikna olacağımızı anlamıştı. Bu yüzden, mümkün olduğu kadar yargılamadan kaçınarak pratik yaptı. Ona göre duyularımız bizi aldatabilirdi. Örneğin karanlıkta gördüğünüz bir şey hakkında kolayca yanılabilirsiniz. Tilki gibi görünen şey sadece bir kedi olabilir. Birinin size seslendiğini düşündüğünüz zaman yalnızca ağaçlar arasında esen rüzgârı işitmiş olabilirsiniz.

Bunun bir kalem olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak bundan gerçekten emin olabilir misiniz?

Pyrrhon Şüpheciliği Uç Noktalara Taşıdı

Pyrrhon, duyuların aldatıcı olduğuna inandığı için sarp bir uçurumun kıyısındayken yürümekte tehlike görmezdi. Düşse bile kayaların zarar vereceğinden emin değildi. Köpeklerin havlayıp diş göstermesi kaçmayı gerektirmezdi. Size doğru koşsalar bile ısıracakları kesin değildi. Caddede karşıdan karşıya geçerken hızla akan trafik kimin umurunda? Arabaların çarpacağını nasıl bilebiliriz? Pyrrhon, bu kayıtsızlık felsefesini sonuna kadar yaşamayı başardı. Hepsinin şüpheci olmadığını tahmin ettiğimiz öğrencileri başına bir kaza gelmemesi için onu kollamasa büyük ihtimalle başı beladan kurtulmazdı.

Onunla ilgili anlatılan hikâyelerin bazıları, felsefesiyle dalga geçmek isteyenlerin uydurduğu masallar olabilir. Fakat hepsinin uydurma olduğu da söylenemez. Mesela gemiyle yolculuk yaptığı sırada, gelmiş geçmiş en korkunç fırtınalardan birinin ortasında kaldığında serinkanlılığı hiç bozmamasıyla ünlüdür. Etrafındaki herkes korkuya kapılır ama Pyrrhon etkilenmez. Bunun nedeni, fırtınadan gelebilecek herhangi bir zarardan da emin olmamasıdır.

Pyrrhon Felsefesi

Pyrrhon felsefesini, mutlu olmak isteyen herkesin sorması gereken üç soru biçiminde özetlemişti. Nesnelerin gerçek yapısı nedir? Nesneler karşısında duruşumuz ne olmalıdır? Nesneler karşısında doğru bir duruştan ne kazanırız?

İlk cevap aslında yoktu. Hiç kimse gerçekliğin nihai doğasını bilemez. Bu bilgiyi elde etmek insanlar için mümkün değildir. İkincisi ilk cevabın sonucu olarak, kendimizi hiçbir görüşe teslim etmemeliyiz. Hiçbir şeyi kesin olarak bilemeyeceğimizden, tüm yargılarımızı askıya almalı ve hayatlarımızı yargıdan kaçınarak yaşamalıyız. Sahip olduğunuz her arzu, bir şeyin diğerinden daha iyi olduğuna inandığınızı gösterir. İstediğinizi elde edemediğinizde mutsuz olursunuz. Ne var ki, bir şeyin diğerinden daha iyi olduğunu bilemezsiniz. Üçüncü sorunun cevabı da aslında bir sonuçtu. Bu tür bir düşünce biçimi bütün endişelerinizden arınmanızı sağlar. Bu da bir insanın hayattan bekleyebileceği en iyi şeydir.

Pyrrhon Felsefesi İle İlgili Sorunlar da Vardır!

Pyrrhon’un yaklaşımının temel zayıflığı, “hiçbir şeyi bilemeyiz ” ile başlayıp “tehlikeli bir şey karşısındaki içgüdülerinizi ve hislerinizi yok saymalısınız” sonucuna ulaşmasıdır. Ne var ki birçok olası tehlikeden içgüdülerimiz sayesinde kurtuluruz. Bütünüyle güvenilir olmayabilirler, ama sırf bu nedenle içgüdülerimizi öylece yok sayamayız.

Pyrrho yaşamını uç noktalarda sürdürdü. Şüphecilik bayrağını da onun bıraktığı yerden Romalı Sextus Empiricus devraldı. Pyrrho ve Sextus gibi şüpheciler, günlük hayatımızı görünüşlere göre yaşamamız ancak bu görünüşlerden herhangi bir sonuç çıkarmaktan kaçınmamız gerektiğini düşündüler. Nihayetinde bir tür barışçıl, mutlu yaşam hedefi vardı. Ancak günümüzde şüpheci sorgulamayı kullanma şeklimiz biraz farklı. Manevi dinginliğe ulaşmayı değil, entelektüel aydınlanmayı hedefliyoruz.

Ilımlı Şüphecilik

sokratesin savunması
Sokrates’in, tek bildiğinin, hiçbir şey bilmediği olduğunda ısrar etmesi de şüpheci bir bakış açısıydı.

Neyse ki felsefe tarihindeki tüm şüpheciler Pyrrhon kadar uç noktada değildi. Her zaman kuşku altındaymış gibi yaşamak yerine, varsayımları sorgulayan ve inandığımız şeylere dair kanıtlara yakından bakan ılımlı şüphecilik geleneği de vardır. Bu çeşit bir şüpheci sorgulama, felsefenin özünde yatar. Aslında bu anlamda tüm büyük filozoflar şüphecidir.

Dogmatik olan biri gerçeği bildiğinden çok emindir. Filozoflar dogmaya meydan okurlar. İnsanların yaptıkları şeye neden inandıklarını, sonuçlarını desteklemek için ellerinde ne gibi kanıtlar olduğunu sorarlar. Sokrates ve Aristoteles’in yaptıkları buydu, günümüz filozofları da aynı şeyi yapar. Ama bunu sadece huzursuz etmek adına yapmazlar.

Ilımlı felsefi şüpheciliğin amacı gerçeğe yaklaşmak, en azından ne kadar az bildiğimizi ya da bilebildiğimizi göstermektir. Bu tür bir şüpheci olduğunuz için uçurumun kenarından düşme tehlikesine girmeniz gerekmez. Ancak farklı sorular sormaya hazırlıklı olmanız ve insanların vereceği cevaplar hakkında eleştirel düşünmeniz gerekir.

Pek çok bilim insanı kendilerini felsefi anlamda “şüpheci” olarak görmese de, modern bilimsel yöntemin işleyiş şekli de aşağı yukarı aynıdır. İlginç bir şekilde, fizikçi Robert Boyle’in (1627-1691) kaleme aldığı bilimsel yöntemle ilgili ilk modern kitaplardan birinin başlığı da “Skeptical Chemist” yani Şüpheci Kimyager idi.

Kaynaklar ve ileri Okumalar:

  • Pyrrho and the Skeptical way of life: ignorance is bliss; https://bigthink.com
  • Examining the Roots of Skepticism: Pyrrho and Sextus; https://www.dummies.com/
  • Çiğdem Dürüşken; Antikçağ Felsefe – Homeros’tan Augustinus’a Bir Düşünce Serüveni; Alfa Yayınları

Matematiksel


Sibel Çağlar

Yola Kadıköy Anadolu Lisesi ile başladım. Ardından gelen tesadüfler, zamanında pek de sevmediğim, matematik ile yolumu kesiştirdi. Sonucunda Marmara Üniversitesinde İng. Matematik öğretmenliğinden mezun oldum. Zaman akıp gitti; bu süreçte ben de çeşitli özel eğitim kurumlarında matematik öğretmenliği ve eğitim koordinatörlüğü yaptım. Bu esnada da bol bol matematik ile ilgili serzenişlere şahit oldum. Ne yapmalı diye düşünürken, aklıma bu site fikri geldi. 2015 yılında matematiksel.org web sitesini kurdum. Amacım bilime ve özelinde matematiğe ilgiliyi arttırmaktı. Matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarının da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Yolumuz uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu