Öğrenme Stilleri Eğitimin En Önemli Miti Olarak Kabul Edilmelidir

Size kendiniz hakkında bir soru sorarak başlayalım. Öğrenme stiliniz nedir? İşitsel mi yoksa görsel mi? Soruya vereceğiniz cevabı düşünmeye başlamış olabilirsiniz. Sonuçta hepimiz aynı sınıftaki öğrencilerin farklı yollarla öğrendiklerini zaman zaman gözlemledik. Bu nedenle günümüzde pek çok kişi her insanın bir öğrenme stili olduğunu kabul eder. Örneğin, bazı insanlar görerek öğrenmeyi tercih eder veya kimileri en iyi dinleyerek öğrenir. Bazılarının en iyi öğrenme biçimi de yaparaktır. Yani bu kişiler de kinestetik öğrenenlerdir.

“Öğrenme stilleri” kelimelerini bir İnternet arama motoruna yazarsanız, bunu dakikalar içinde teşhis ettiğini iddia eden çok sayıda web sitesine, konu ile ilgili yazılmış yüzlerce makale ve kitaba erişebilirsiniz. Ancak hatırlatalım. Bu aslında yıllardır süregelen bir mittir. Bilgileri birkaç farklı şekilde sunmak, önemli bir stratejidir. Ancak bu, öğretimi öğrencinin tercih ettiği öğrenme yöntemiyle eşleştirmenin onu geliştirdiği anlamına gelmez, çünkü beyin bu şekilde çalışmaz.

Öğrenme stilleri fikri, onu destekleyecek bilimsel kanıtlardan yoksundur. Bununla birlikte, birçok öğretmen ve genel nüfusun çoğu, öğrenme stillerinin var olduğuna inanmaktadır. Öğrenme stilleri belki de en yaygın olarak inanılan nöromitlerden biridir. Bir araştırma grubu, öğretmenlerin %90’ından fazlasının öğrenme stillerine inandığını ve bir diğeri de öğretmenlerin %60’tan fazlasının öğrencilerin öğrenme stillerini öğretmenin öğrencilerin öğrenmesine yardımcı olduğunu düşündüğünü buldu.

Öğrenme Stilleri Fikri Neden Bu Kadar Yaygın?

Bu fikrin yaygın olmasının ve benimsenmesinin arka planındaki fikir aslında oldukça basit. Hepimiz kendimizi biricik kabul ederiz, bu nedenle farklılıklarımızın öne çıkmasını severiz. Sözel yönelimli öğrenciler en iyi sözcükleri vurgulayan öğretmenlerden öğrenecektir. Görsel yönelimli öğrenciler en iyi imgeleri vurgulayan öğretmenlerden öğrenecektir. İşin püf noktası da doğru öğretmen ile öğrenciyi birbiri ile eşleştirmektedir.

Bu inancın yaygınlığı, konu ile ilgili eğitim literatüründe yayınlanan çok sayıda makale, önerilen çok sayıda model ve ölçümün ticari başarısı ile de alakalıdır. Ağustos 2008’de yapılan bir araştırma, öğrenme stilleri ile ilgili 1.984 dergi makalesi, 919 konferans sunumu ve 701 kitap veya kitap bölümü ortaya çıkardı. Bunların detaylı incelemesinde 71 tane model ortaya konulduğu görüldü.

En çok bilinen öğrenme stilleri görsel, işitsel ve kinestetik biçimindedir. Diğerleri bunların kesişimlerinden oluşur.

Örneğin, bir model görsel, işitsel ve kinestetik öğrenicileri hedefliyordu. Bir başka model ise, öğrencileri dört kategoriye ayırıyordu. Kendilerini yeni deneyimlere kaptıran “aktivistler”, arkasına yaslanıp gözlemleyen “yansıtıcılar”, sorunları mantıklı düşünen “teorisyenler” ve fikirlerini uygulayan “pragmatistler”. Yapılan inceleme sonucunda ilgili akademik yazıların sadece dörtte birinin hakemli dergilerde yayınlandığını görmek de düşündürücüydü.

Bu Fikir Eğitim Sistemine Nasıl Dahil Oldu?

Birçok insan, iddialar sinirbilim ile ilgili ayrıntıları içeriyor gibi görünüyorsa, konu kanıtlanmamış olsa bile, inanmaya kolayca ikna olur. Öğrenme stiller buna iyi bir örnektir. Çünkü iddianın doğru olan kısımları vardır. Genel zeka fikrine karşı Çoklu zeka kuramı Howard Gardner (1983) tarafından tanıtıldığı zaman, eğitimde devrimci bir fikir olarak hayatımıza girmişti. Tek, yekpare bir zeka fikri, gözlemlediği dünyayla hiç uyuşmadığı için Gardner bilindiği üzere 8 farklı zeka önermişti.

Oldukça popüler hala gelen bu kavram zaman içinde amacının dışında kullanılmaya başlandı ve öğrenme stili sınıflandırılması olarak kabul gördü. Oysa ki Gardner, “çoklu zekânın kendi içinde, kendi başına bir eğitim hedefi olmaması gerektiğini” dile getirmişti. Ayrıca uygulamanın ve sonunda alınacak olan verimin sınıf iklimine ve öğretmenin tecrübesine kaldığını ekliyordu.

Öğrenme Stilleri Bir Nöromittir

Bu kanıtın olmamasının ilk nedeni net bir tanımın olmamasıdır. En popüler olanlar arasında muhtemel sizin de adını duyduğunuz görsel, işitsel ve kinestetik öğrenme gelir. Ancak daha onlarca model vardır. Ve bu konuda net bir anlaşmaya varılamamıştır. İkincisi, öğrencileri bu şekilde sınıflandırma ile bellek performansı arasında hiçbir ilişki bugüne kadar bulunamamıştır. Yani görsel öğrenenler, görevin görsel versiyonunda işitsel veya kinestetik öğrenenlerden daha başarılı değildir. Aynı şey tercih edilen her duyusal modalite için de geçerli.

Bu tip söylemler bilim tarafından desteklenmemektedir. Öğrenme stilleri nöromiti, öğrenme ve öğretme sürecini, öğrencilerin daha verimli bir şekilde öğrenmesine yardımcı olmayan aşırı basit süreçlere indirgediği için sorunlu olabilir. Hatırlanması gereken önemli olan şey, öğrenmenin aslında altta yatan düşünme süreçlerini içerdiği ve deneyimlerimize dayandığıdır.

1970’lerden bu yana, öğrenme stillerinin geçerliliğini ve bunların eğitime uygulanmasını inceleyen sistematik araştırma incelemeleri ve meta-analizler aynı sonuca varmıştır. Çekiciliğe rağmen, gerçek olduğuna dair çok az ampirik kanıt vardır veya hiç yoktur. Bilişsel psikoloji ve sinirbilim alanları bunu bir “nöromit” olarak kabul eder ve bu nedenle ret eder.

Öğretmenlerin zamanının ve çabasının yanlış yöne harcanmasına ek olarak öğrenme stillerine dayalı öğretimin potansiyel olarak zararlı başka etkileri de vardır. Öğrenciler kendi etiketlerine göre hareket edebilir. Bir öğrenci belirli bir baskın öğrenme stiline sahip olduğuna inanıyorsa, diğer tüm konulardan uzaklaşma eğilimi gösterebilir.

Öğrenme Stilleri Öğrenmeye Zarar Veren bir İnançtır

Bu biçimde eğitilen öğrenciler, yöntem göreve uymadığında bile bilgileri baskın olduklarını düşündükleri tarzda işlemeye çalışabilirler. Belirli bir materyali sunmak için en etkili yöntemlere odaklanmak yerine, bir derste birden çok öğrenme stilini barındırmaya çalışan öğretmenler, bilişsel aşırı yüklenmeye neden olarak öğrencinin öğrenmesini olumsuz etkileyebilir.

Öğrenme birbirine bağlı bir şekilde gerçekleşir. Herhangi bir bilgiyi hatırladığınızda, duyduğunuz, söylediğiniz, hatırladığınız, gördüğünüz, hissettiğiniz, kokladığınız vb. şeyleri birleştirerek bu bilgiyi birden fazla duyu kullanarak işlersiniz. Bu nedenle, eğer öğretmenler öğrenme stilleri iddiasına inanırlarsa ve öğrencileri belirli bir öğrenme stiliyle sınırlamaya çalışırlarsa, bu, öğrenme için hangi duyuların ve süreçlerin kullanıldığını önemli ölçüde azaltabilir ve bu da bazı öğrencilerin yeni bilgileri öğrenme yeteneklerini bozabilir.

Gerçekten de hepimiz birbirimizden farklı öğreniriz. Ancak bu bilginin sunuluş biçiminde ziyade beynimizin içinde olan biten şeylerle ilgilidir. İnsanlar aktif biçimde düşündüklerinde, problem çözdüklerinde ve yazılı materyallerin görseller ile desteklenmesi sayesinde daha kolay öğrenirler. Ancak bu herkes için geçerlidir. Yani öğrenme stilleri ile herhangi bir ilgisi yoktur.

Nörobilim, öğrenme gerçekleştiğinde beynin nasıl büyüdüğü ve değiştiği konusundaki karmaşıklığı anlamamıza yardımcı olur. Öğretmenler, sinirbilim araştırmalarının öğrenmenin öğrenme stillerine değil, deneyime dayalı olduğunu gösterdiğini bilmelidir. Ayrıca unutmayalım, okul dışındaki yaşam her zaman tercih ettiğimiz öğrenme stilimize uymaz. Oysa ki ideal öğretim bizi gerçek dünyadaki zorluklarla yüzleşmeye hazırlamalıdır.


Göz Atmak İsterseniz


Kaynaklar ve İleri Okumalar için : 

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.
Başa dön tuşu