Parkinson Yasası: İşleri Neden Bir Türlü Bitiremediğimizin Cevabı

Elinizde tamamlanması yaklaşık 40 saatlik bir çalışma gerektirecek ve iki hafta içinde teslim etmeniz gereken bir rapor olsun. Çoğumuz bu durumda performansı optimize etmek ve yarı zamanda hazır hale getirmek yerine bu iki haftayı (yaklaşık 80 saat) doldurmak için çalışma süremizi uzatırız. Bu sorun Parkinson Yasası olarak bilinmektedir.

Parkinson yasasına göre, gerçekte tamamlanması bir günde mümkün olan bir iş için bir kişiye bir hafta verilirse, o görev için harcanan zaman gereksiz yere uzayacaktır. Sonuçta gerçekten de işin tamamlanması bir haftayı alacaktır. Örneğin, öğrencilerin bir ödevi bitirmeleri genellikle kendilerine verilen süre kadar sürer. Bu nedenle bir ödevi tamamlamaları için bir hafta, bir ay ya da bütün bir dönem verseniz de durum çok büyük oranda değişmez. Öğrenciler her durumda o ödevi teslim tarihinden hemen önce yapacaklardır.

Parkinson Yasası Adını Nereden Alıyor?

Bir iş, daima, bitirilmesi için kendisine ayrılan sürenin hepsini kapsayacak şekilde uzar.” Bu ilginç açıklama, ünlü İngiliz tarihçi ve yazar Cyril Northcote Parkinson tarafından 1955’te yapıldı. İlk olarak The Economist için yazılan bir makalenin açılış satırında yer aldı. Daha sonra da kendisinin kaleme aldığı Parkinson’s Law: The Pursuit of Progress adlı kitapta bu yasayı açıkladı. Devamında da genişleterek Parkinson Önemsizlik Yasasını ortaya attı. Bu yasa da, bir organizasyonda bir konuyu tartışmak için harcanan zaman miktarının o konunun gerçek önemi ile ters orantılı olduğunu iddia eder.

Parkinson’a göre büyük, karmaşık konular en kısa tartışma zamanı ile çözülürken, en fazla tartışma zamanını basit, küçük meseleler tüketirler. Parkinson örnek olarak bir atom reaktörü ve bir bisiklet kulübesinin yapım sürecini tartışan bir bütçe komitesi örneğini sunar. İngiliz Sivil Hizmetinde çalışmış ve bürokrasinin nasıl işlediğini ilk elden gören Parkinson böyle bir açıklama yapacak nitelikteydi.

Parkinson yasası, “yapılan iş, işin bitirilmesi için ayrılmış süreyi dolduracak şekilde genişler” olarak tarif edilmektedir. Bu yasaya göre, yapılacak iş için ayrılan süre ne kadar uzunsa, işi tamamlamak için geçecek olan süre de o denli uzayacaktır. Örneğin Parkinson yasasına göre eğer bir işin tamamlanması için 1 hafta zaman verilmişse ama işin bitirilmesi gerçekte yalnızca 1 gün alacaksa, çoğunlukla iş yine de uzatılır. Sonuç olarak tamamlanması bütün bir haftayı bulur.

Örnekte Komite üyeleri, zorlu bir konu olduğu için atomik reaktör kararının tüm karmaşık yönlerini derinlemesine tartışmak konusunda isteksizdir. Buna karşılık, herkes bisiklet park yeri kararıyla ilgili fikri tartışmak için istekli görünmektedir. Sonuç olarak bu konu bir reaktöre göre daha tanıdık, aynı zamanda nispeten daha önemsizdir. Sonuç olarak bisiklet tartışması tüm toplantı zamanını kaplar ve reaktör tartışması da başka zamana ertelenir. Oysaki gündem, her bir maddenin göreli önemiyle orantılı olarak önceden sıralansaydı, reaktöre daha fazla zaman ayrılabilirdi. Yasa, Parkinson’un onu açıklamak için kullandığı bu hikayeden dolayı “Bisiklet Kulübesi” yasası olarak da bilinmektedir.

Günlük Hayatımızda Parkinson Yasası

Parkinson Yasası birçoğumuzun farkında olmadan gerçekleştirdiği bir alışkanlığı formüle eder. Bir işi bitirmenin ne kadar süreceği büyük ölçüde son teslim tarihinin ne zaman olduğuna ve o zamana kadar ne kadar zamanınız olduğuna bağlıdır. Zaman uzarsa, verimli çalışmak yerine, süreci uzatırız. Bu, bizim işi erteleme olasılığımızı artırır ve üretkenliğimiz düşürür.

Ayrıca iki saatlik bir görevi tamamlamak için kendinize bir hafta zaman verirseniz, görevin beyninizde karmaşıklığı artar. Yapılan araştırmalar gerçekten de bir görevi tamamlamak için fazladan zaman verildiğinde, görevin tamamlanmasının daha uzun sürdüğünü göstermektedir. Bir göreve doğru miktarda zaman atayarak daha fazla zaman kazanırız. Bunun sonucunda da görevin karmaşıklığı doğal durumuna düşer.

Parkinson Yasası Nasıl Kullanılır?

Parkinson Yasası elbette bir gözlemdir. Ancak bu gözlemden zaman sınırlaması açısından bazı çıkarımlar yapabiliriz. Hedef daha çok değil, daha akıllıca çalışmak olmadır. Bunun için etkin zaman planlaması yaparak işe başlayabilirsiniz. İlk olarak ister evde, ister işte bir gün içinde yapacağınız işleri bir kağıda yazın. Ardından her biri için harcamanız gereken zamanı da karşısına yazın. Ardından, her görevi tamamlamak için kendinize bu sürenin yarısını verin.

Aynı son teslim tarihinde olduğu gibi zaman sınırlaması yapmak işinizin tüm gününüzü ele geçirmesini engelleyecektir. Kısacası zamanı bir rakip gibi görün. Kısa yollar kullanmadan ve işinizi düşük kalitede yapmadan onu yenmeye çalışın.

Bu özellikle bir şeylerin teslim tarihlerini ciddiye almakta sorun yaşıyorsanız yararlı olacaktır. Ayrıca bazı görevleri gereğinden fazla uzattığınızı da görmenizi sağlayabilir. Yapılacak işlerin hepsini yarı zamanda tamamlamaya çalıştığınız zaman elbette yetiştiremediğiniz şeyler olacaktır. O zaman hemen eski süresine geri getirmeyin. Sadece verdiğiniz zamanı biraz daha uzatın.

Yapılacak işler listesine önemsiz gördüğünüz ayrıntıları da eklemeyi unutmayın. Bu her gün kontrol etmek zorunda olduğunuz e-postalar olabilir. Normalde bu tip işler aslında tam bir zaman sömürücüdür. Bu nedenle en acımasız kısıtlamayı burada yapabilirsiniz. Normalde 30 dakikanızı aldığını düşünüyorsanız, kendinize meydan okuyun ve bu işi 5 dakika ile sınırlayın. O gün yapılacaklar listenizdeki her şeyi tamamlayana kadar da bir daha geri dönüp bakmayın.

Görevlerinizi Bir Öncelik Sırasına Göre Yapın

Parkinson’un verdiği örneği anımsayın. Yapmanız gereken işleri belli bir önem sırasına göre kategorize edebilmeniz önemlidir. Az önceki 5 dakika da e- posta kontrol etme örneği elbette herkes için geçerli değildir. Kimi kişiler için bu iş tanımının kendisidir. Ancak genelinde aklınızda tutmanız gereken şey genellikle 80/20 kuralı olarak anılan bir ilkedir.

Bu sonuçların %80’inin bir işe harcanan çabanın %20’sinden geldiğini belirtir. Bu, çalışmamızın büyük kısmının nihai sonuç üzerinde fazla etkisi olmadığı ve nihai sonucun daha kısa bir zaman diliminde üretildiği anlamına gelir. Bunu akılda tutarak, hangi aktivitenin en önemli olduğunu belirleyin. Ve sonra bu %20’yi ona ayırın. Böylece zamanınızı optimize ederek daha fazla boş zamanın tadını çıkarabilirsiniz.



Kaynaklar ve ileri okumalar için:


Dip Not:

Matematiksel, 2015 yılından beri yayında olan ve Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz