
Daha iyi bir yaşam sürmek söz konusu olduğunda, muhtemelen aklınıza ilk gelen isim Albert Einstein değildir. Oysa kendi döneminin, hatta belki de tüm zamanların en büyük fizikçisi ve dehası olarak kabul edilen Einstein’ın yaşam hakkında da söyleyecekleri vardı.
Einstein’ı büyük olasılıkla, evrene bakışımızı kökten değiştiren bir bilim insanı olarak tanıyorsunuz. Ancak Einstein yalnızca ünlü bir fizikçi değildi. Aynı zamanda savaş karşıtı görüşleriyle tanınan, toplumsal ve siyasi meselelerle yakından ilgilenen bir aydındı.
Ayrıca toplumsal kuralları pek umursamayan sıra dışı davranışlarıyla da tanınıyordu. Einstein’ın daha az bilinen bir yönü, arkadaşlarına, tanıdıklarına ve çağdaşlarına sık sık yaşamla ilgili tavsiyeler vermesiydi. Üstelik bilgelik ve anlayış içeren bu sözlerin birçoğu, söylendikleri dönemden çok bugün, 21. yüzyılda daha da anlamlı görünüyor.
1. Enerjinizi gerçekten önemli olan şeylere harcayın
Einstein’ın dış görünüşünü düşündüğümüzde akla ilk gelen sözcüklerden biri muhtemelen “dağınık” olur. Uzamış saçları, eski kıyafetleri ve çoğu zaman çorapsız giydiği ayakkabıları onun neredeyse simgesi hâline gelmişti. Yaşamının ilerleyen yıllarında ise neredeyse kendine özgü bir üniforma geliştirmişti: gri bir takım elbise, klasik ceketin yerine deri bir ceket ve yine çorapsız ayakkabılar.
Bugün benzer bir yaklaşımı bazı teknoloji yöneticilerinde de görüyoruz. Sürekli benzer kıyafetler giymelerinin arkasında yalnızca kişisel tarz değil, günlük seçimleri azaltma isteği de var.

Gün içinde çok sayıda karar almanız gerekiyorsa ya da zihinsel çaba gerektiren yoğun bir iş temponuz varsa, genel zihinsel yükünüzü azaltmak son derece önemlidir. Aksi takdirde, “karar yorgunluğu” olarak bilinen durumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Yani, sürekli karar vermek zorunda kalmaktan dolayı yoruldukça sağlıklı kararlar alma yetimiz giderek zayıflar.
Bu yüzden bazı insanlar günün küçük kararlarını en baştan ortadan kaldırmayı tercih ediyor. Her sabah ne giyeceğini uzun uzun düşünmemek, belli bir çalışma düzenine bağlı kalmak ya da bazı işleri alışkanlığa dönüştürmek aslında zihni biraz rahatlatıyor. Böylece dikkat, gerçekten üzerinde düşünmeye değer meselelere kalıyor.
Peki Einstein’ın bu alışkanlığından kendimize nasıl bir pay çıkarabiliriz? Belki her sabah gardırobun karşısında uzun uzun düşünmek yerine seçenekleri biraz azaltabiliriz. Kazandığımız birkaç dakika çok büyük görünmeyebilir. Ama gün içinde buna benzer küçük kararlar çoğaldığında, zihnimizde gerçekten önem verdiğimiz şeylere ayıracak daha fazla yer kalır.
2. Kötü olsanız bile sevdiğiniz şeyleri yapın
Einstein’ın ilgileri fizik ile sınırlı değildi. Hamur işlerini seviyor, keman çalıyor, ama en çok yelken yapmaktan hoşlanıyordu. Ona göre denize açılmak, gündelik hayatın gürültüsünden uzaklaşıp düşünmek için eşsiz bir fırsattı. Belki de işin ilginç yanı şuydu: Einstein yelkencilikte hiç de iyi değildi.

Sık sık yönünü kaybediyor, teknesini karaya oturtuyor, bazen direğini bile devirmeyi başarıyordu. Yüzme bilmediği hâlde can yeleği giymeyi de reddediyordu. Bu yüzden başka tekneler zaman zaman ondan uzak durmak zorunda kalıyor, yetişkinler hatta çocuklar onu kurtarıyordu.
Yine de Einstein bütün bunlara rağmen denize çıkmaktan vazgeçmedi. Çünkü yelken onun için iyi olduğu bir uğraş değil, sevdiği bir uğraştı.
Buradaki ders oldukça tanıdık ama çoğu zaman unuttuğumuz türden. Bir şeyi sevmek için onda başarılı olmak zorunda değiliz. Her hobiyi ustalaşılması gereken bir beceriye, her boş zamanı da verimli geçirilmesi gereken bir göreve dönüştürmek gerekmiyor. Bazen bir şeyi yalnızca bize iyi geldiği için yapmak yeterlidir.
3. Sorunlara bir bulmaca gibi yaklaşın
Hayatta karşımıza çıkan sorunları nasıl adlandırdığımız, onlara nasıl yaklaştığımızı da etkiliyor. Bir meseleye “kriz” dediğimizde, çoğu zaman kendimizi sıkışmış hissederiz. Aynı meseleyi çözülmesi gereken bir bulmaca olarak gördüğümüzde ise zihnimiz başka türlü çalışmaya başlar: Nereden başlamalıyız, hangi varsayımı değiştirebiliriz, gözden kaçırdığımız ne var?
Einstein’ın düşünme biçimi büyük ölçüde buna dayanıyordu. Fizikte karşılaştığı güçlükleri aşılmaz engeller olarak değil, çözülmeyi bekleyen problemler olarak görüyordu. Ünlü “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir” sözü de aslında bu yaklaşımın bir yansımasıydı.

Einstein’dan önce de ışık hızına yakın hareket eden cisimlerin nasıl davranacağı üzerine çalışan çok önemli fizikçiler vardı. Einstein’ı farklılaştıran şey ise soruya başka bir yerden bakmasıydı. Başkalarının doğal kabul ettiği bazı varsayımları sorguladı ve sonunda özel görelilik kuramına uzanan yolu açtı. Bunu yaparken en güçlü araçlarından biri düşünce deneyleriydi.
Aynı yöntemi daha sonra başka problemlerde de kullandı. Bir yıldızdan gelen ışığın Güneş’in yakınından geçerken nasıl sapacağını düşündü. Kuantum fiziğinin altında bizim göremediğimiz daha temel değişkenlerin bulunup bulunmadığını sorguladı. Onun için bir fikre sahip olmak, o fikri savunmakla aynı şey değildi. Asıl heyecan verici olan, fikri sınayacak doğru soruyu ve doğru testi bulmaktı.
Bu yaklaşımın önemli bir yanı daha vardı. Einstein güçlü görüşlere sahip olsa da bunları değişmez doğrular olarak görmüyordu. Bir varsayım işe yaramıyorsa onu bırakmak, başka bir yol denemek gerekiyordu.
Belki de buradan çıkarılacak ders şu: Karşımızdaki sorunun büyüklüğü değişmese bile ona bakışımız değişebilir. “Bu sorun neden var?” diye düşünmek yerine bazen “Bunu çözmek için hangi varsayımı değiştirmeliyim?” diye sormak, bambaşka yollar açar.
4. Sizi gerçekten büyüleyen soruların peşini bırakmayın

Einstein yaşamı boyunca sayısız mektup aldı. Bunların bir kısmı yakınlarından, bir kısmı ise hiç tanımadığı insanlardan geliyordu. 1946’da kendisine yazan biri, hayatıyla ne yapması gerektiğini sorduğunda Einstein’ın cevabı oldukça açıktı: Eğer sizi gerçekten derinden ilgilendiren bir soruyla karşılaştıysanız, onun peşinden yıllarca gidin. Kolay başarı vaat eden yüzeysel problemlerle yetinmeyin.
Bu sözler aslında Einstein’ın kendi çalışma biçimini de özetliyordu. Onu gerçekten meraklandıran bir problem varsa, cevabı hemen bulamadığı için vazgeçmiyordu. Aynı soru üzerinde yıllarca düşünüyor, farklı yollar deniyor ve gerektiğinde başa dönüyordu.
Üstelik Einstein için her çabanın mutlaka başarıyla sonuçlanması gerekmiyordu. Arkadaşı fizikçi David Bohm’a yazdığı bir mektupta, problemin büyüklüğü karşısında umutsuzluğa kapılmamasını öğütlemişti. Evreni anlamanın kolay olmasını beklemek için hiçbir neden olmadığını söylüyordu.
Einstein’ın tavsiyesi ise oldukça sade: Sizi gerçekten büyüleyen bir soru bulduysanız, hemen sonuç beklemeyin. Onunla biraz yaşayın.
5. Siyasetin sizi öfke ve umutsuzluğa sürüklemesine izin vermeyin
Einstein yalnızca arkadaşlarıyla değil, geniş ailesiyle de düzenli olarak mektuplaşıyordu. Kuzeni Lina Einstein’a yazdığı bir mektupta siyasete nasıl yaklaştığını anlatırken oldukça güzel bir benzetme kullandı: “Siyaset konusunda elbette hâlâ gerektiği kadar öfkeleniyorum, ama artık kanatlarımı çırpmıyorum, yalnızca tüylerimi kabartıyorum.”
Einstein’ın anlatmak istediği, olup bitenlere kayıtsız kalmak değildi. Kendisi de yaşamı boyunca siyasi ve toplumsal meselelerle ilgilenmişti. Ancak her öfkenin hemen bir tepkiye dönüşmesi gerekmediğini düşünüyordu.
Hepimiz zaman zaman birinin söylediği ya da yaptığı bir şey karşısında öfkelenebiliriz. Böyle anlarda ilk dürtümüz hemen cevap vermek, tartışmaya girmek ya da karşımızdakini ikna etmeye çalışmak olur. Fakat öfkeyle verilen tepki, ne kadar haklı olduğumuzu düşünürsek düşünelim, her zaman istediğimiz sonucu doğurmaz.
Einstein’ın “kanat çırpmak” ve “tüyleri kabartmak” arasında yaptığı ayrım tam da burada anlam kazanıyor. Bazı durumlarda açıkça harekete geçmek gerekir. Bazılarında ise önce durmak, olup biteni gözlemek ve ne yapılacağına karar vermek daha anlamlıdır.
6. Otoriteye körü körüne boyun eğmeyin
Einstein henüz 22 yaşındayken fizikçi Paul Drude’un çalışmalarındaki bazı noktaları eleştirdi. Ancak Drude, Einstein’ın itirazlarını ayrıntılı biçimde tartışmak yerine kendi görüşünü destekleyen başka bir bilim insanını öne sürdü. Einstein bu tavırdan hiç hoşlanmadı. 1901’de Jost Winteler’e yazdığı mektupta düşüncesini oldukça açık ifade etti: “Otoriteye körü körüne itaat, gerçeğin en büyük düşmanıdır.”
Bu söz, Einstein’ın düşünme biçiminin önemli bir yanını gösteriyor. Bir fikrin doğruluğunu, onu kimin söylediğinden bağımsız değerlendirmek gerektiğine inanıyordu. Bir görüşü ünlü bir bilim insanının, saygın bir kurumun ya da çoğunluğun savunması, onu kendiliğinden doğru yapmıyordu. Asıl belirleyici olan kanıtlardı.

Einstein’ın tavsiyesi burada otoritenin söylediği her şeye karşı çıkmak değildi. Asıl mesele, otoriteyi kanıtın yerine koymamaktı. Çünkü eleştirel düşünmeyi bıraktığımız anda, bize zaten yakın gelen görüşleri sorgulamadan kabul etmek ve farklı düşünenleri peşinen reddetmek çok kolaylaşır.
7. Bilim, gerçek ve eğitim herkes içindir
Einstein, 1930’larda Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşip 1940’ta vatandaşlık aldıktan sonra bile ülkedeki toplumsal sorunlar konusunda sessiz kalmadı. Özellikle ırk ayrımcılığı onu derinden rahatsız ediyordu.
Bu düşüncesini yalnızca sözlerle ifade etmedi. 1937’de ünlü opera sanatçısı Marian Anderson, Princeton’daki bir otelde siyah olduğu için konaklayamayınca Einstein onu kendi evinde ağırladı. Anderson daha sonraki Princeton ziyaretlerinde de Einstein’ın evinde kalmaya devam etti.

Einstein’ın bu konudaki en dikkat çekici adımlarından biri ise 1946’da geldi. O yıllarda üniversitelerde konuşma davetlerini çoğunlukla geri çevirmesine rağmen, tarihsel olarak siyah öğrencilerin eğitim gördüğü Lincoln Üniversitesi’nin davetini kabul etti.
Konuşmasında Amerika’daki ırk ayrımcılığına da açıkça karşı çıktı. Ayrımcılığı siyahların değil, beyazların sorunu olarak nitelendirdi ve bu konuda sessiz kalmayacağını söyledi. Bu tutumu Amerikan makamlarının da dikkatini çekmişti. FBI, Einstein hakkında yıllar boyunca kapsamlı bir dosya tuttu ve özellikle siyasi faaliyetlerini, örgütlerle ilişkilerini ve kamuoyuna yaptığı açıklamaları izledi.
Einstein’ın yaşamından çıkan son ders belki de en geniş olanıydı. Bilgi, eğitim ve gerçeği araştırma hakkı belirli bir sınıfa, ırka ya da ülkeye ait değildi. Uzay ve zaman gözlemciye göre değişebilirdi, ancak bilimin ortaya çıkardığı bilgi insanlığın ortak birikimiydi.
Okuma Önerisi: Einstein Böyle Demedi: Einstein Tarafından Söylenmeyen Einstein Sözleri
Kaynaklar ve İleri Okumalar
- Einstein’s 7 rules for a better life. Bağlantı: Einstein’s 7 rules for a better life – Big Think. Yayınlanma tarihi: 16 Ocak 2024
Matematiksel



