Başarı İçin Tam Olarak %15 Başarısız Olmak Gerekiyor

Mükemmeliyetçiliğin her şey olarak kabul edildiği bir toplumda, çoğumuz ne pahasına olursa olsun başarılı olmaya odaklanmış durumdayız. Bunun için de mümkün oldukça hata yapmaktan kaçınırız. Üstelik kendimizin başarısız olmaya tahammülü olmadığı gibi, başarısız olma korkusunu bizden sonra gelen nesillere de itina ile aktarırız. Oysa ki Silikon Vadisi’nin resmi olmayan bir sloganı vardır: “Başarısız ol”. Hatta “FailCon” isminde dünya çapında düzenlenen bir başarısızlık konferans bile vardır.

Yaratıcı Başarısızlık Nedir?

Hepimiz yaptığımız her şeyde hemen başarılı olmayı istesek de, gerçek şu ki bu mümkün değil. Yine de başarısızlık tamamen kötü değildir. Aslında öğrenmede, başarmanın anahtarlarından biri başarısızlıktır. Hatta Singapur’daki Ulusal Eğitim Enstitüsü’nde araştırmacılık görevi yürüten Manu Kapur tarafından ortaya atılan “Yaratıcı başarısızlık” isimli bir kavram bile vardır.

Kapur iki grup öğrenciyle bir deney yürütmüştür. Bir grupta öğrencilere birtakım sorular verilmiş ve yanlarında da onlara destek olmaları amacıyla öğretmenleri bulundurulmuştur. İkinci gruba aynı sorular verilmiş ancak öğretmen yardımı ya da herhangi başka bir yardım bu gruptaki öğrencilere sunulmamıştır. Bunun yerine, öğrenciler çözümleri bulabilmek için işbirliği yapmak zorunda kalmışlardır.

Yardım edilen grup problemleri doğru bir şekilde çözebilirken, yardım almayan grup bunu başaramamıştır. Ancak destek olmamasından dolayı, ikinci grup problemleri birlikte çalışarak daha derinden incelemiştir. Problemlerin doğası hakkında fikirler üretmiş ve olası çözümlerin neye benzemesi gerektiğini tahmin etmişlerdir. Problemlerin kökünü ve onları hangi yöntemlerin çözebileceğini anlamaya çalışmışlardır.

Daha sonra iki grup ne öğrendiklerini görmek için teste sokulduğunda, sonuçlar birbirine yakın bile çıkmamıştır. Öğretmen desteği olmayan grup diğer gruptan gözle görülür biçimde daha başarılı olmuştur. Problemi çözemeyen grup Kapur’un “gizli fayda” olarak nitelendirdiği şeyi keşfetmiştir: araştırma ve süreç sayesinde problemin yapısına dair daha derin bir anlayışa sahip olmuşlardır.

Tam Olarak Ne Kadar Başarısız Olmak Gerekir?

Çocukları koruma içgüdüsü ile başarısız olmalarını engellemeye çalışmak iyi bir fikir gibi gelir. Ancak çocuklarının ihtiyaçlarına aşırı duyarlı olan ebeveynler ise çocukların kendi başlarına problem çözebilme yeteneklerini sınırlarlar. Onların gelecekte karşılaşacakları engeller ve başarısızlıklarla başa çıkmaları için ihtiyaç duyacakları duyguları yaşamalarını engellerler.

Öyleyse, öğrenmeyi kolaylaştırmak için mükemmel başarısızlık miktarı nedir? Cevap bütünün %15’i biçiminde. Bulguları yorumlamanın başka bir yolu da, zamanın %85’inde belirli bir konu hakkında doğru cevaplar verdiğimizde öğrenmemiz tam olarak optimize oluyor. Ne demek istediğimizi anlamadıysanız hemen açıklayalım.

Eğitimciler ve bilim insanları, uzun zamandır öğrenme ve başarısızlık söz konusu olduğunda bir tür sınır olduğuna inanıyorlardı. Sonuçta, bizi hiç zorlamayan basit bir görev, gerçek bir öğrenmeyle sonuçlanmaz. Aynı şekilde, görev çok zor olduğunda da, tamamen başarısız olacağımızdan korktuğumuz için kolayca pes ederiz. Peki sınır nerededir? Bir araştırmaya göre, %15 oranında başarısızlık ideal bir sınır. Bu sayı bir şeyin çok kolay olduğunu veya çok zor olduğunu düşünmek arasındaki en uygun noktadır.

Araştırmacılar “% 85 kuralı” hipotezini çeşitli makine öğrenimi deneyleri yaptıktan sonra formüle ettiler. Bu deneylerde bilgisayarlara farklı desenleri tanımlayıp belirli kategorilere ayırmak veya tek ile çift sayılar arasındaki farkı tanımak gibi basit işlerin nasıl yapılacağı öğretildi. Bilgisayarlar, görevleri %85 doğrulukla yanıtladıklarında en verimli şekilde öğrenebildiler.

Araştırma ekibi, bilgisayarların yanı sıra, hayvan öğrenimine odaklanan önceki araştırmaları da analiz etti. % 85 kuralının büyük ölçüde hayvanlar için de geçerli olduğunu keşfetti. Çalışmanın yazarları, bulgularının özellikle algısal öğrenme veya yavaş yavaş beceri kazanma yoluyla öğrenme süreci ile ilgili olduğunu söylüyor. Bu kolay ile zor arasında bir sınır gibi duruyor.

Bu Sonuçlardan Ne Anlamamalıyız?

Bir kişiye bir konuyu öğretmeye çalıştığınızı düşünün. Hep kolay örnekler verirseniz her zaman başarılı olacaktır. Bu durumda yeni bir şey öğrenmeyecektir. Aynı şey her zaman zor örnekler verilmesi durumunda da geçerlidir. Bu durumda ideal olan arada bir yerde örnekler vermektir. Bu durumda kişi hatalarından daha etkili bir biçimde öğrenecektir.

Ancak araştırmacılar bir uyarıda da bulunuyorlar. Bu sonuç gelecekteki sınavlarımızda hepimizin yüzde 85’lik bir not almayı hedeflemesi gerektiği anlamına gelmiyor. Sonuçta çalışma net bir şekilde doğru ve yanlış yanıtları olan problemlere odaklanarak yapıldı. Ancak eğitim hayatında bir çok problemin cevabı net değil daha karışıktır. Bununla birlikte, çalışmanın yazarları, araştırmalarının hem eğitimciler hem de öğrenciler için faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu durumun, bilgisayar algoritmaları dışında, daha geniş ölçüde eğitim alanında nasıl geçerli olduğunun anlaşılması için elbette daha fazla araştırma gerekecek. Fakat şimdilik bu bilgiler bize şunu söylüyor. Öğrenmemiz gereken konu çok kolay olursa sıkılırız. Tamamen başarısız olursak da pes etme eğilimi gösteriliriz. Başarılı olmak ve de başarısız olmak arasında bir sınır vardır. Bu sınırda şimdilik %15 başarısızlık gibi gözükmektedir.


Bunlara da Göz Atmak İsteyebilirsiniz


Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Merhabalar. Matematik öğretmeni olarak başladığım hayatıma 2016 yılında kurduğum matematiksel.org web sitesinde içerikler üreterek devam ediyorum. Matematiğin aydınlık yüzünü paylaşıyorum. Amacım matematiğin hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktı. Devamında ekip arkadaşlarımın da dahil olması ile kocaman bir aile olduk. Amacımıza da kısmen ulaştık. Yolumuz daha uzun ama kesinlikle çok keyifli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir