
MS 536 yılında insanlar gökyüzüne baktıklarında alışılmadık bir manzarayla karşılaştı. Güneş hâlâ oradaydı ama ışığı sanki gücünü kaybetmişti. Gündüzler soluk, gökyüzü pusluydu. Yaz gelmesine rağmen hava ısınmıyor, bazı bölgelerde kar yağıyor ve ürünler tarlalarda çürüyordu.
Bizanslı tarihçi Procopius, o yıl güneşin Ay gibi parladığını ve ışığını parlaklığını yitirmiş biçimde yaydığını yazdı. Romalı devlet adamı Cassiodorus ise güneşin alışılmış ışığını kaybettiğini ve mavimsi göründüğünü anlatıyordu. O dönemde kimse bunun nedenini bilmiyordu.
Bugün bilim insanları, gökyüzünü örten bu pusun büyük bir volkanik patlamadan kaynaklandığını düşünüyor. Atmosfere yükselen kükürtlü gazlar güneş ışığının bir bölümünü uzaya geri yansıttı. Bunun sonucunda Kuzey Yarımküre’de sıcaklıklar düştü, hasatlar zarar gördü ve birçok bölgede kıtlık başladı.
Felaket bununla da bitmedi. 540 yılı dolaylarında gerçekleşen ikinci büyük patlama soğuk dönemi uzattı. Ardından 541 yılında Justinianus Vebası Akdeniz dünyasına yayıldı. Böylece volkanik patlamalar, kıtlık ve salgın kısa aralıklarla birbirini izledi.
Bu nedenle bazı tarihçiler 536’yı yalnızca kötü bir yıl değil, insanlık tarihinin en ağır dönemlerinden birinin başlangıcı olarak değerlendiriyor.
536 yılında ne oldu?

536 yılında yaşanan ani soğumanın arkasında büyük bir volkanik patlama vardı. Patlama sırasında atmosfere yükselen kükürtlü gazlar, stratosferde sülfat aerosollerine dönüştü. Bu küçük parçacıklar güneş ışığının bir bölümünü uzaya geri yansıttı. Böylece yeryüzüne daha az enerji ulaştı ve sıcaklıklar düştü.
Burada asıl etkili olan volkanik kül değildi. Külün büyük bölümü kısa sürede yere çöker. Buna karşılık sülfat aerosolleri atmosferde aylarca kalabilir ve çok geniş alanlarda iklimi etkileyebilir.
Bilim insanları 536’daki patlamanın kaynağını henüz kesin olarak belirleyemedi. İzlanda güçlü adaylardan biri olsa da başka olasılıklar da bulunuyor. Üstelik kriz tek bir patlamayla sınırlı kalmadı. 540 yılı dolaylarında gerçekleşen ikinci büyük patlama, soğumayı daha da ağırlaştırdı. Ağaç halkaları ve buz çekirdekleri, 547 civarında da yeni bir volkanik etkinliğe işaret ediyor.
Bu nedenle 536’da başlayan felaketi tek bir kötü yıl olarak değil, art arda gelen volkanik olayların tetiklediği uzun bir iklim krizi olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Soğuyan Hava İnsanları Nasıl Etkiledi?

Sıcaklıkların düşmesi ilk olarak tarımı vurdu. Yaz mevsimi kısaldı, ürünler olgunlaşamadı ve bazı bölgelerde hasat büyük ölçüde azaldı. Çin kaynakları yaz aylarında kar yağdığını, İrlanda yıllıkları ise 536 ile 539 yılları arasında ciddi bir ekmek kıtlığı yaşandığını kaydeder.
Ürün kaybı yalnızca yiyecek sıkıntısı anlamına gelmiyordu. Tarıma dayalı toplumlarda kötü bir hasat, fiyatların yükselmesine, göçlere ve toplumsal huzursuzluğa yol açabiliyordu. Yetersiz beslenme de insanların hastalıklara karşı direncini azaltıyordu.
Ancak bu etkiler her yerde aynı şiddette yaşanmadı. Avrupa, Akdeniz ve Asya’nın bazı bölgeleri ağır kayıplar verirken, başka bölgeler krizden daha sınırlı ölçüde etkilendi. Yine de 536’da başlayan soğuk dönem, geniş bir coğrafyada insanların geçim kaynaklarını ciddi biçimde sarstı.
536’da başlayan iklim krizi sona ermeden, 541 yılında bu kez büyük bir salgın ortaya çıktı. Daha sonra Justinianus Vebası olarak adlandırılan hastalık, Akdeniz dünyasında ilk olarak Mısır’daki Pelusium çevresinde kayda geçti. Buradan ticaret yollarını izleyerek Konstantinopolis’e ve imparatorluğun başka bölgelerine yayıldı.
Salgının etkeni, yüzyıllar sonra Kara Ölüm’e de yol açacak olan Yersinia pestis bakterisiydi. Hastalık kısa sürede çok sayıda insanın ölümüne neden oldu. Ancak toplam can kaybı ve salgının Doğu Roma İmparatorluğu üzerindeki uzun vadeli etkisi konusunda araştırmacılar hâlâ aynı görüşte değildir.
İklim krizi vebayı doğrudan ortaya çıkarmadı. Yine de kıtlık, yetersiz beslenme, göçler ve bozulan ticaret düzeni salgının etkilerini ağırlaştırdı. Böylece 536’da başlayan soğuma, birkaç yıl içinde kıtlık ve salgınla birleşerek çok daha geniş bir toplumsal krize dönüştü.

536 Gerçekten Tarihin En Kötü Yılı mıydı?
Böyle bir sorunun tek ve nesnel bir yanıtı yoktur. Bir dönemin ne kadar kötü olduğu, kişinin nerede yaşadığına ve hangi topluma ait olduğuna göre değişir.
Örneğin Amerika’nın yerli halkları için 1520 ve sonrasındaki yıllar çok daha yıkıcıydı. Avrupalıların taşıdığı çiçek hastalığı ve diğer enfeksiyonlar, savaşlar ve toplumsal çöküşle birleşerek kıtanın yerli nüfusunda büyük kayıplara yol açtı.
Bu nedenle 536’yı tarihin kesin olarak en kötü yılı değil, yaşamak için en zor dönemlerden birinin başlangıcı olarak tanımlamak daha doğru olur.
Okuma Önerisi: Dünyanın En Tehlikeli Bölgesi: Pasifik Ateş Çemberi Nedir?
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- A historian identifies the worst year in human history. Yayınlanma tarihi: 20 Nisan 2021; Bağlantı: A historian identifies the worst year in human history
- Why 536 was ‘the worst year to be alive’. Yayınlanma tarihi: 15 kasım 2018; Bağlantı: Why 536 was ‘the worst year to be alive
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel




Harikasınız.