Göttigen Yedilerinden Günümüze

Göttingen Üniversitesi’nden yedi profesörün, bilim insanının toplumsal sorumluluğunun anıtsal bir simgesi olarak “Göttingen Yedileri” adıyla tarihe geçmesinin öyküsü.

Göttingen Üniversitesi 1737’de kurulmuş ve iki yüz yıldır din savaşlarında büyük yıkıma uğramış kente canlılık getirmişti; yıllar ilerledikçe gelişti, önemli bir üniversite durumuna geldi.

Kent, Alman Konfederasyonu’ndaki anayasalı krallıklardan biri olan Hannover Krallığı’na bağlıydı. 1837’de Hannover tahtına Ernst August geçti. Göttingen’de okumuştu. Süvari komutanlığı, korgeneral ve mareşallikten geliyordu. Tutucuydu. 1833’te kabul edilmiş olan anayasayı fazla özgürlükçü bularak yürürlükten kaldırdı. Anayasa gerçekten de İngiltere’deki parlamenter rejime benzer bir rejim getirmiş, devlet maliyesiyle krallık gelirlerini parlamento denetimine bağlamış, kitlelere belli ölçüde siyasal haklar tanımıştı.

Göttingen Üniversitesi’nden yedi profesör krala bir protesto yazısı göndererek kaldırılan anayasaya bağlılıklarını bildirdi. Aralarında 1833 Anayasası’nı hazırlayan kurulun üyesi tanınmış hukukçu F. C. Dahlmann’ın da bulunduğu bu yedi profesörün görevlerine hemen son verildi; bunlardan en sakıncalı görülen ikisinin üç gün içinde Hannover Krallığını terketmeleri buyuruldu. Bu profesörler, halkbilimin kurucuları olarak kabul edilen (“Grimm Kardeşler” diye bildiğimiz ve daha çok masal derlemeleriyle tanıdığımız) büyük dilbilimciler Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşlerdi.

Grimm Kardeşler pek çok davet arasından Prusya’nın çağrısını kabul ederek Berlin’e gittiler, orada 20 yıl profesör olarak çalıştılar, Bilimler Akademisi üyeliğine seçildiler.

Yedi profesör arasında bulunan ünlü fizikçi Wilhelm Weber de ülkeyi terk etti, Leipzig’de profesör oldu. 1948’de Tartılar ve Ölçüler Uluslararası Konferansı (CGPM) tarafından magnetik akı birimine adı verilecek olan bu büyük bilim insanı ancak 1848 Devrimi’nin ardından üniversitesine dönebildi.

Yediler’in başvurularının basılı metni, özellikle öğrenciler tarafından, tüm Alman devletlerinde dağıtıldı ve bütün Almanya’da büyük yansımaları oldu. Bu etki giderek tüm Avrupa’ya yayıldı; l848’de Frankfurt’ta toplanacak olan tüm Almanya kurucu parlamentosunun yolunu açan etkenlerden biri oldu (Jacob Grimm bu parlamentonun 586 üyesinden biriydi). Kimi tarihçiler ilerde Almanya Cumhuriyeti’nin kurulacak olmasında bu olayın katkısı üzerinde durmuşlardır.

1987’de hem Göttingen Üniversitesi’nin büyük toplantı salonuna, hem de Hannover’deki Eyalet Parlamentosu’nun girişine “Göttingen Yedileri” anısına birer bronz levha kondu. Parlamento binasının bulunduğu alan “Göttingen Yedileri Meydanı” olarak adlandırıldı ve bu alana bir anıt dikilmesi kararlaştırıldı. Bu amaçla 1993’te uluslararası bir proje yarışması düzenlendi.

Tam parlamento binası karşısında yer alan ve meydanın doğal park-ağaçlık yapısıyla bütünleşmiş bir biçimde tasarlanmış büyük bronz anıt, bugün Hannover’e her yolu düşenin ilk ziyaret noktasıdır. Anıt çok büyük bir kapının önünde kralla tartışan bilim insanlarını simgeliyor. Tam kapının yanında yer alan bir öğrenci, bu olayları yaşamış bir genç olarak hocalarının özgürlük ve adalet ideallerini gelecek kuşaklara aktaran bir figürü temsil ediyor.

Göttingen Üniversitesi, sonraki yıllarda giderek Avrupa’nın hatta dünyanın en güçlü üniversitelerinden biri oldu. Dünyanın en büyük matematikçileri, Gauss, Dirichlet, Riemann, Hilbert ve Courant bu üniversitede görev almışlardı. Göttingen Üniversitesi’nde 1807’den ölümüne kadar tam 48 yıl çalışmış olan Gauss’un, arkadaşı Wilhelm Weber’le birlikte, elektrikli telgrafı icat edişini gösteren (1899’da konulmuş) büyük bir anıt kenti süslemektedir.

20. yüzyılın başlarında matematiğin yanı sıra fizikte de öncü duruma gelen Göttingen’de çağdaş fiziğin önemli buluşlarını gerçekleştiren Max Born, James Franck, W. Heisenberg ve Max von Laue gibi ünlü bilim insanları toplanmıştı. Çeşitli ülkelerden, sonradan ünlenecek birçok fizikçi (örneğin Oppenheimer, Pauli, von Neumann, Wigner) bu üniversiteden feyz almışlardır.

Göttingen Üniversitesi’nde okuyan, ders veren ya da araştırma yapan kişiler arasında tam 44 Nobel ödüllü k,ş, bulunur. 44 Nobelin 21’i fizik, 12’si kimya, 7’si tıp, 2’si edebiyat, 2’si barış alanındadır.

Göttingen Üniversitesi’nden feyz almış pek çok Türk bilim adamı var. Bunların hiç kuşkusuz en ünlüsü, doktorasını bu üniversitede yapan Cahit Arf’tır.

Lakin Göttingen Üniversitesi’nin 200 yıl boyunca nice çabalarla oluşturulmuş dokusu, 25 Nisan 1933 günlü bir telgrafla bir günde yok olma sürecine girecektir. Bu yıkım hızla Almanya’nın bütün öğretim kurumlarına yayılacaktır.

7 Nisan 1933’te kabul edilen “Bürokrasi Reformu” yasası “siyasal görüşleri uygun görülmeyen ya da ‘Ari ırktan’ olmayan kamu görevlilerinin görevlerine son verilir” hükmünü içeriyordu. Tüm ülkede büyük bir “temizlik” böylece başlatıldı. Göttingen’den ilk adımda 7 profesörün görevine (telgraf emriyle) son verildi. Bu profesörler arasında matematikçiler R. Courant, E. Noether ve F. Bernstein, kuantum mekaniğinin kurucularından Max Born, hukukçu R. Honig vardı. Hepsi de “Ari olmayan ırktan” bu hocalardan Noether, üstüne üstlük, kadın idi (Naziler, üniversitelerin kadın hocalardan “temizlenmesine” özel önem vermişlerdi). Noether, tüm bilim tarihindeki en büyük kadın matematikçi olarak kabul edilir.

İlk temizlik listesinde kuantum kuramının ünlü fizikçisi James Franck’a yer verilmemiş olmasını onun birkaç yıl önce aldığı nobel odülüne bağlayanlar vardır. Franck, arkadaşlarının görevden alınmasına tepki olarak hemen istifa etti. İlginçtir ki Almanya’da onun istifa ettiğini yazabilecek ancak birkaç gazete kalmıştı, kısa süre sonra onlar da kapanacaktır. Görevden atılan bilim insanları arasında yer alan Courant’ı ABD’ye davet eden New York Üniversitesi, onun 23 yıldan beri çalıştığı ve yönetmeni olduğu Göttingen Matematik Enstitüsü’nün tıpkısını New York’ta kurdu ve yönetimine Courant’ı getirdi. Onun emekli olmasından sonra adı “Courant Matematik Enstitüsü” olarak değiştirilen bu enstitü ABD’nin en saygın matematik kurumu oldu.

Max Born ise Göttingen’den atıldıktan sonra Cambridge ve Edinburgh üniversitelerinde profesör olarak görev yaptı, 1953’te (71 yaşında) Göttingen Üniversitesi’ne döndü; 1954’te Nobel Fizik Ödülü Max Born’a verildi. James Franck Göttingen’den istifasından bir yıl kadar sonra Almanya’dan kaçmak zorunda kaldı.

Göttingen Üniversitesinden sonraki yıllarda atılan öğretim üyelerinin sayısı 72’ye ulaştı. Şu tarihi olay durumu yeterince betimliyor: Bu işler olup bittikten sonra Nazilerin eğitim bakanı Rust, Göttingen’de bir kabul töreninde matematik bölüm başkanı Hilbert’e sorar: “Eee sayın profesör, üniversiteyi nihayet temizledik; şimdi Göttingen’de matematik ne âlemde?” Bu soruya, ölümüne değin o üniversiteye tam 48 yıl hizmet vermiş büyük matematikçi Hilbert’in verdiği yanıt şöyledir: “Aman sayın bakan, Göttingen’de matematik diye bir şey mi kaldı sanıyorsunuz?”

Naziler Mayıs 1933’te Kitap yakma “ayin”lerini başlattılar. Üniversite öğrencilerinin 10 Mayıs meşaleli geçit resmiyle törensel olarak başlatılan kitap yakma eylemlerinde Marx, Engels, Gorki, Brecht, Thomas Mann, Romain Rolland, Stefan Zweig, Jack London, Ernest Hemingway, Erich Maria Remarque, Henri Barbusse, Emile Zola, André Gide, Freud, Haşek, Einsteinve daha yüzlerce yazarın kitapları ateşe veriliyordu.

Kamu kurumlarını ve üniversiteleri “temizleme” eylemi hızla yaygınlaşmıştı. Weimar döneminde dekan ve rektörler üniversite profesörlerince seçilirken şimdi eğitim bakanınca atanması ilkesi getirildi. Devlet, her üniversiteye Nazi Partisi’nin akademik denetçisi olarak bir de “dozentenführer” (hocabaşı) atıyordu. Toplam öğretim üyelerinin dörtte birini oluşturan 2800 öğretim üyesinin görevine son verildi. Geride kalanlar ya (aralarında Heidegger’in de bulunduğu) 960 öğretim üyesinin 1933’te yaptığı gibi Hitler’i ve nazizmi övüp yücelten bildiriler yayınlıyor, ya da susup oturmayı yeğliyorlardı. 1933’ten 1939’a kadarki altı yılda Alman üniversitelerindeki toplam öğrenci sayısı 128.000’den 55.000’e, temel bilimler ve mühendislik dallarındaki öğrencilerin sayısı 27.000’den 11.000’e düştü. Elbette asıl düşüş öğrencilerin sayılarından çok niteliğinde oluyordu.

Rejim, “Alman fiziği”, “Alman kimyası”, “Alman matematiği” kavramlarını ortaya sürüyor, Einstein’ın görelilik ilkesini “fizikte komünizm” olarak nitelemiş olan Heidelberg Üniversitesi’nden Nobelli fizikçi Philipp Lenard “Alman fiziği mi?” sorusuna aynen şu karşılığı verebiliyordu: “Bilim uluslararası niteliktedir, deniyor. Bu yanlıştır. Gerçekte bilim, her insan faaliyeti gibi bir ırk olayıdır ve insanın taşımakta olduğu kanla koşullanmıştır.”

Lenard gibi Nazi Partisi üyesi olan (o da Nobel ödüllü) fizikçi Johannes Stark, Einstein ve Bohr’un bulgularına dayanan tüm fiziği “Yahudi fiziği” olarak nitelendiriyordu. Lenard ve Stark, aslında, Nazilerle etkin işbirliği içinde olan bilim insanları olarak pek acınacak bir azınlığı temsil ediyorlardı.

Özet olarak, Nazi ideolojisi, Almanya’nın yüzyıllar sürmüş çabalarıyla bilimde sağladığı üstün konumu çok kısa bir sürede, birkaç ay içinde, yıkıp dağıtmayı, yok etmeyi becermişti. Savaştan sonra Almanya’da eğitime ilk başlayan üniversite Göttingen üniversitesi oldu. İngiliz işgal komutanlığının izniyle Eylül 1945’te dersler başladı. Büyük fizikçi Max Planck Göttingen’e gelerek eğitime katıldığında 87 yaşındaydı. Ölümünden bir yıl sonra Göttingen’de Max Planck Enstitüsü kuruldu. Çekirdek bölünmesini bulan büyük bilim adamı Otto Hahn bu kurumun ilk başkanı oldu. 1946’da eski yuvası Göttingen’e dönen Heisenberg 12 yıl süren profesörlüğü yanında Enstitü’nün başkanlığında da bulundu. Nazi pisliğine bulaşmamış yazarlar da Göttingen’de bir araya gelerek ilk Alman PEN merkezini kurdular (1948).

Göttingen Üniversitesi’nin tüm dünyada yankı uyandıran bir eylemine 1955’te tanık olduk. Federal yapılanmada kentin bağlı olduğu Aşağı Saksonya eyaletinde yeni bir bakanlar kurulu göreve gelmişti. Bu kurulda Kültür (Eğitim) Bakanlığı görevi verilen L. Schlütertanınmış bir sağcıydı. 1945-47 arasında kentin polis müdürü olarak görev yapmış, sağ uçtaki bir partinin başkanlığında bulunmuş, Nazi dönemindeki eylemleri karışık ve şaibeli, kurduğu yayınevinde nasyonal sosyalist kitaplar yayımlayan bir adamdı. 26 Mayıs günü bakan oldu.

Aynı gün Göttingen Üniversitesi’nin rektörü, bütün dekanları, 20 kişilik üniversite senatosunun bütün üyeleri görevlerinden istifa ettiler. Ertesi gün öğrenci birliği yönetim kurulu istifa etti ve 5000 öğrencinin tümü dersleri boykot kararı aldı. Profesörler ve öğrenciler düzenledikleri eylemlerde el ele yürüdü. Protesto gösterileri hızla tüm ülkeye yayıldı.

9 Haziran günü Schlüter görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Nükleer silahlar konusu dünyada büyük tartışmalara neden olurken Federal Almanya’nın 18 önde gelen nükleer fizikçisinin Göttingen’de bir araya gelerek oluşturdukları ve “Göttingen Bildirisi” olarak anılan 13 Nisan 1957 tarihli bildiri bu konuda Almanya için belirleyici oldu. İmzalayanlar arasında Max Born, Otto Hahn, W. Heisenberg, M. von Laue ve F. von Weizsacker’in de yer aldığı bildiri Almanya’nın nükleer silahlardan tümüyle arındırılmasının gerekli olduğunu vurguluyor ve şu tümceyle bitiyordu: “Bu bildiriyi imzalayanların hiçbiri, koşullar ne olursa olsun, atom silahlarının yapımında, denenmesinde ve kullanılmasında hiçbir biçimde yer almayacaktır.”

Bu yazıda anlatılanlarda, sanıyorum, bizler için de alınacak dersler var.

Murat Kaymak

Yazı sitemize aslına uygun kısaltılarak eklenmiştir, tamamını incelemek isteseniz burayı kullanabilirsiniz.

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Bazı Sayı Problemleri

Problemler insanların, günlük hayatın içinde karşılarına çıkan sorunları çözmesi için, bir düşünce biçimi geliştirmeleri nedeniyle, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ga('send', 'pageview');