Fizik

Philipp Lenard ve Einstein’ın Hikayesi Bilimin Çirkinleşebileceğini Hatırlatıyor

Bilim insanları her zaman sanıldığı kadar “bilimsel” davranmaz. Kimi zaman servet, güç ve ün gibi cazibeler onların da tutumlarını etkiler. Üstelik sık sık anlaşmazlığa düşerler. Hem bireysel olarak hem de farklı düşünce okullarının temsilcileri olarak tartışırlar. Philipp Lenard ile Albert Einstein arasındaki gerilim bunun çarpıcı bir örneğidir.

Lenard, X-ışınları, fotoelektrik etki ve atom yapısı üzerine yaptığı deneysel çalışmalarla tanındı. Atomun büyük ölçüde boşluktan oluştuğunu doğru biçimde öne sürdü. Deneysel yönteme derin bir inanç besledi ve 1905’te katot ışınları üzerine çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Einstein ise kuramsal fizik alanında devrim yarattı. Özel ve genel görelilik kuramlarını geliştirdi, kütle-enerji eşdeğerliğini ortaya koydu ve fotoelektrik etkiyi açıkladı. Üstelik bu büyük katkıların bir kısmını prestijli bir laboratuvarda değil, İsviçre’de bir patent ofisinde çalışırken yaptı. 1921’de fotoelektrik etkiyi açıklamasıyla Nobel Ödülü’nü aldı.

Philipp Lenard Ve Albert Einstein Tartışması Nasıl Başladı?

Başlangıçta Philipp Lenard ile Albert Einstein arasındaki ilişki oldukça dostaneydi. Yazışmaları, her iki tarafın da birbirine derin bir hayranlık duyduğunu açıkça gösterir.

Einstein, fotoelektrik etkiyi açıklayan kuantum teorisini yayımladığında, Lenard ona şöyle yazmıştı: “Beni, derinliği ve kapsamı böylesine geniş bir düşünürün çalışmalarımda bir değer bulması kadar mutlu edebilecek hiçbir şey yok.” Einstein ise buna karşılık Lenard’dan “büyük bir usta ve bir deha” olarak söz etmişti.

Philipp Lenard
Philipp Lenard 7 Haziran 1862’de doğdu, 20 Mayıs 1947’de hayatını kaybetti. Alman kökenliydi ve Hristiyan bir aileden geliyordu. Ancak güçlü antisemitik görüşler benimsedi. Dönemin Almanya’sında öne çıkan ırk temelli ideolojik yaklaşımları destekledi ve bilimi bu çerçevede yorumlamaya çalıştı.

Bu sırada Philipp Lenard, I. Dünya Savaşı ile birlikte yükselen Alman milliyetçiliğinin etkisi altına girdi. Giderek, kendine özgü bir “Alman fiziği”nin varlığına inanıyor ve bunun, diğer ülkelerden gelen kimi zaman intihal edilmiş, kimi zaman da açıkça uydurma olduğunu düşündüğü çalışmalara karşı savunulması gerektiğini ileri sürüyordu.

Aynı dönemde Lenard’ın düşünceleri giderek daha belirgin bir antisemitizmle iç içe geçti. “Yahudi basını”nı, diğer suçlamalarının yanı sıra, Albert Einstein’ın görelilik üzerine çalışmalarını tehlikeli biçimde öne çıkarmakla itham ediyordu.

1920’de Almanya’daki büyük bir bilimsel toplantıda bu gerilim açık bir tartışmaya dönüştü. Lenard, Einstein’ın aşırı kuramsal ve matematiksel yaklaşımının fiziğe zarar verdiğini ileri sürdü. Deneysel yöntemin yeniden ön plana çıkarılması gerektiğini savundu.

1927’de Philipp Lenard bir meslektaşına, Albert Einstein’ın son dönemdeki başarılarından duyduğu rahatsızlığı dile getiren bir mektup yazdı. Bu mektupta, bilimin belirli bir grubun etkisi altına girdiği yönündeki endişelerini de açıkça ifade etti.

Philipp Lenard Ve Albert Einstein Tartışması

Tartışma giderek sertleşti. Lenard, kuramsal fizikçileri küçümseyen ifadeler kullandı ve Einstein’a doğrudan saldırdı. Einstein ise başlangıçta bu eleştirileri mizahla karşılamaya çalıştı.

Ancak zamanla sabrını yitirdi. Alaycı ve mesafeli tutumunu bıraktı. Philipp Lenard için “çarpık bir tip” ifadesini kullandı ve onunla ancak “yıkılana kadar uğraşmak gerektiğini” söyledi.

Lenard bu noktada bilimsel tartışmanın sınırlarını aştı. Bilimi bile insanın kökeniyle, yani “kan bağıyla” ilişkilendirmeye başladı. Bu yaklaşım, dönemin Almanya’sında güç kazanan ideolojik görüşlerle örtüşüyordu. Pek çok Alman bilim insanı bu görüşlere mesafeli dururken, Lenard bu çizginin en güçlü savunucularından biri hâline geldi.

Wilhelm Roentgen, Würzburg Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaparken. Alman bir fizikçiydi ve Hristiyan bir aileden geliyordu. Buna rağmen bazı bilimsel tartışmalar ve kıskançlıklar nedeniyle hedef alındı.

Bu ideolojik tutum bilimsel gelişmeleri de doğrudan etkiledi. “Yahudi fiziği” diyerek kuramsal çalışmaları küçümsemesi, özellikle modern fiziğin önemli alanlarını geri plana itti. Bu yaklaşımın, nükleer silah geliştirme sürecinde geri kalmalarında rol oynadığı düşünülür.

Lenard’ın sert tavrı yalnızca Einstein’a yönelmedi. Wilhelm Röntgen’e karşı da yoğun bir öfke besledi. X-ışınlarını keşfettiği için Nobel Ödülü alan Röntgen’in bu başarıyı hak etmediğini ileri sürdü. Asıl katkının kendisine ait olduğunu iddia etti.

1933’te yayımladığı “Büyük Bilim İnsanları” adlı kitabında Albert Einstein, Röntgen ve Marie Curie gibi dönemin en önemli isimlerine yer vermedi. Bilimi ideolojik bir süzgeçten geçirerek yeniden tanımlamaya çalıştı.

Sonuç Olarak

İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde yetkililer onu tutukladı. Ancak ileri yaşı nedeniyle hapis cezası vermedi. Bunun yerine Almanya’da küçük bir köyde yaşamaya zorladı. 83 yaşında hayatını kaybetti.

Philipp Lenard’ın hikâyesi önemli bir gerçeği gösterir. En üst düzey bilim insanları bile zaman zaman bilim dışı biçimde düşünebilir, konuşabilir ve davranabilir. Sonuçta onlar da insandır. Bu nedenle toplum, kanıta dayanan bilimsel görüşlerle, daha zayıf ve güvenilir olmayan inançlardan beslenen iddiaları dikkatle ayırt etmelidir.


Kaynaklar ve ileri okumalar


Size Bir Mesajımız Var!

Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak amacıyla kurulmuş, bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Matematiksel

Bunlar da ilgini çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir