KEŞFET

Land Art: Yeryüzü Sanatı

Land Art ya da Yeryüzü Sanatı; resim, heykel, mimari gibi sanatın diğer dalları arasında sınırları ortadan kaldıran Arazi Sanatına verilen addır. “Land art” aynı zamanda kamera veya video ile tespit edilebilen yani kalıcılığı kayıtlarla tescillenen yapıtlar anlamında da kullanılmaktadır.

“Dünya kendi kendini doğuran bir sanat yapıtıdır.” Nietzsche

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliği doğaya şekil verme yetisinin olmasıdır. Oysaki insan doğanın gerçek gücünü unutur, yetisini çoğunlukla yakarak, yıkarak ve yok ederek kullanır.

19. yydan itibaren sanayi toplum yapısının gelişimi ile doğanın büyülü güzelliğinden uzaklaşan insan, teknolojinin de ilerlemesiyle doğayla ilişkisini neredeyse kopma noktasına taşımıştır. Özellikle enerji ihtiyacını ve üretim tesislerini doğayı koruyacak şekilde düzenlemeyerek yaşam döngüsüne ve diğer canlılara en büyük zararı yine kendisi vermiştir.

İşte doğanın bu şekilde yok oluşuna ve insan-doğa ilişkisinin kayboluşuna dayanamayan bazı sanatçılar “yeryüzü sanatının” öncüsü olurlar. Tüketim toplumuna, sanatın pazarlanmasına karşı çıkan, sanatın müzelerden ve galerilerden çıkıp doğaya dönmesini isteyen sanatçılar, bu başkaldırı ile insan-doğa ilişkisini yeniden canlandırmayı ve doğanın gücünü korumayı hedeflemektedirler. Onlara göre sanat eserleri parayla satılamaz, ticarete konu edilemez.

Her türlü “-izm”’den bağımsız yeni bir sanat anlayışının peşine düşerler. Bu sanat akımının belli bir manifestosu, başlıca temsili üyeleri bulunmaz. Dolayısıyla sanatın “Anti-Form” tarafında yer alırlar.

Her ne kadar minimalist tavra sahip olsa da sanatçılar bu akımda resim, heykel ve mimarinin sanatsal sınırlarını zorlamakta. Yapıtlarını ortaya koyma amaçlarının zaman-iklim-doğa üçgenine vurgu yapmak olduğunu düşünmekteyim.

Eserlerini oluşturma biçimlerinde doğa-insan çatışması arasında “insana ait” kalıcılığı yani aslında insanın doğadan üstün olmadığını, onun parçası olduğunu gösterirler.

Bu sanatın tüm malzemesi doğa ve sanatçının tercihine göre kullanılan malzemeler değişmekte!

Kimi sanatçılar kum, taş, kil, toprak ile eserlerini oluştururken kimi sanatçılar da buz, yaprak, dal, odun, tüy, su vb. ‘doğal’ malzemelerle eserlerini oluşturmakta.

Tüm dünyayı mekân olarak kullanan bu sanatçılar eserlerini çöllerde, dağın tepesinde, terk edilmiş maden ocaklarında ve fabrikalarda icra ederler. Sanatçılar doğayı adeta tuval gibi kullanmakta, malzemelerle oluşturulan yapıtlar farklı olsa da insanın doğaya dönüşünü simgelemeleri açısından önem arz etmektedir.

Yeryüzü Sanatının Dünya’daki Örneklerine Bir Bakış

Arazi Sanatı ilk olarak 1960’lı yıllarda ABD’de ortaya çıkar. Arazi Sanatı sanatçıları “ABD’de Alice Aycock, Christo, Michael Heizer, Nancy Holt, Walter De Maria, Mary Miss, Dennis Oppenheim, Robert Smithson, Michael Singer, Mel Chin, James Turrell, Ana Mendieta, Alan Sonfist; Avusturya’da Christian Phillip Müller; Hollanda’da Jan Dibbets; İngiltere’de Richard Long, Hamish Fulton, Andy Goldsworthy” olarak sıralanabilir.

Michael Heizer

Yeryüzü sanatının dikkat çeken ilk örneğine 1969 yılında “Yerinden Edilen-Yerine Konulan Kütle” isimli çalışmasında üç büyük granit kaya parçasını Sierra Dağları’ndan 100 kilometre uzaklıktaki Nevada Çölüne taşıyan ve bunları zeminde açtığı betonla sıvalı çukurlara yerleştiren Michael Heizer’in çalışmasında rastlanır.

Heizer’in projeleri incelendiğinde doğada çok büyük değişikliklere sebep olan devasa yapıtlardan oluştuğu ve sadece doğada üretilip, sergilenen çalışmalar olduğu görülür.

Robert Smithson

Robert Smithson, 1970’lerde başta çöller olmak üzere dev yeryüzü parçalarını sanatında kullanarak doğa tahribatına karşı farkındalık oluşturmayı amaçlar. Ayrıca “Spiral Jetty”, isimli çalışmayla yeryüzü sanatının önemli yapıtlarından birini oluşturur. Tuz Gölünün yapısına müdahale ederek oluşturduğu spiral formdaki çalışmasında, doğal olan yapıya insan tarafından yapılan müdahalenin çarpıcı değişimini gözler önüne serer.

Yapıtlarında yeryüzünü bir resim kâğıdı gibi düşler ancak kuşbakışı bakıldığında eserinin özü ortaya çıkar. Smithson, madencilik veya endüstriyel faaliyetler yüzünden bozulan yerlerin eskisi gibi olması için çözümün Arazi Sanatı olduğunu söyler.

Andy Goldsworthy
Andy Goldsworthy

Andy Goldsworthy, soyut yaklaşımla doğayı ele alırken akla gelebilecek her türlü malzemeyi eserlerinde kullanır. Doğanın merkezine yolculuk ederek zaman ve içsellik kavramlarını eserlerinde işler.

Devasa yapılar yerine taş, kaya, dal, yaprak, buz gibi doğal malzemelerle spiral, çember ve delik gibi tekrarlanan çeşitli motiflerden faydalanır. Dolayısıyla doğa ile şekillenen yapıtlar oluşur. Eserleri genellikle fotoğraf ya da video ile belgelenmiştir. Sanatın para ile sergilenmesine ve satılmasına karşı çıkar.

Yine bir çöl mekânı sanatçısı olan Walter De Maria ise görünmezi görünür kılma amacıyla bu sanata yönelir.

Walter De Maria
Walter De Maria

Özellikle Meksika’da yaptığı “The Lightning Field” adlı eserinde o bölgede fırtınaların sık görülmesi üzerine çelik kullanarak yapay yıldırım tarlaları oluşturmuştur. Eser, yıldırım düştüğünde görünür olmaktadır. Ayrıca sanatçının sanat galerilerinde yani kapalı alanda da çalışmaları mevcuttur.

“New York Toprak Odası” adlı çalışması, 197 metrekarelik bir alanda 300 kilo toprakla görünüş, koku ve aynı zamanda yerleştirilme düzeninde oluşturduğu sınır ile ziyaretçilerine doğadan uzaklaşmanın ne demek olduğunu anlatması bakımından önemlidir.

Richard Long, fotoğraflarla ya da videolarla belgelenen kısa soluklu eserler üretir. Çalışmaları özellikle Amerika’daki çağdaşlarının aksine anıtsal, pahalı, makine ya da işçi gerektirmez ve daha minimalisttir. Yürüme eylemini insan hareketinin mükemmel özelliği olarak düşünür ve yapıtlarını yolculuk olarak nitelendirir. Hem doğada hem de kapalı mekânlarda eserlerine rastlamak mümkündür. Kentsel dönüşüme bağlı gelişen sosyo-kültürel sorunlara değinir. Pek çok ülkede gerçekleştirdiği doğa yürüyüşlerinde topladığı malzemelerle eserlerini oluşturur.

Türkiye’de Yeryüzü Sanatına Bir Bakış

Ülkemizde bu sanatın gelişimi 2000’li yıllara rastlar. Bu alanda eserleri olan sanatçılarımız Mehmet Ali Uysal, Yücel Dönmez, Ayşe Erkmen, Mehmet Kavukçu, Cengiz Tekin, Mustafa Duyuluer, Varol Topaç, Elçin Ekici olarak sıralanabilir.  

Mehmet Ali Uysal

Mehmet Ali Uysal genel olarak eserlerinde izleyicinin zaman ve mekân algısına nüfus eder. En bilinen eserlerinden biri olan “Skin (Ten) 2” çalışmasının ilkini Fransa Meuse’da; ikincisini ise Belçika’nın Liege şehrinde yer alan Chaudfontaine Park’ta bir festival için inşa eder.

Mehmet Ali Uysal

Yapıtında toprağın ten ile benzerliğini izleyiciye aktarır.

Mehmet Kavukçu sanatın uğramadığı halk mekânlarını eserlerini oluşturmak için seçer.

Mehmet Kavukçu

Geometrik kalıplarla zaman, mekân, tarih, ışık, gökyüzü ve manzara gibi seçenekleri sanatına aktarır. İnsan-doğa ilişkisinde özellikle iklime dikkat çeker. Yaşadığı coğrafyanın zorlu iklim koşulları yapıtlarının ana malzemelerinden birini oluşturur.

Yücel Dönmez’in ise Kaçkar Dağları’ndaki Kuartat Vadisi’nde yerleştirdiği 11 kaya heykeli, arazi sanatının ülkemizdeki ilk örnekleri arasında gösterilir.

yücel dönmez

1975 yılında Uludağ’da kar üstüne yaptığı resim ve Kaçkarlarda 3 bin 700 metre yükseklikteki Deniz Göl’de yaptığı Barışın Kelebekleri adlı çalışmaları sanatçının diğer eserleridir.

Avustralyalı Heykeltıraş Andrew Rogers 2007-2009 yılları arasında 7 kıta ve 13 ülkede yapmış olduğu 48 eserle dünyanın en büyük arazi sanatı projesini gerçekleştirmiştir.

“Zaman ve Mekân” adlı heykel park çalışmasında yer alan 10 adet heykel Kapadokya bölgesinde, Nevşehir-Göreme’de yer alır.

Heykellerin başladığı ve bittiği arazinin uzunluğu yaklaşık 7 km olup eserlerin yapımında 10 bin 500 ton taş kullanılır. Teçhizat kullanılmadan elle yapılan bu dev heykeller en iyi kuşbakışı görülebilir. 

Andrew Rogers

Varol Topaç ise sanatını ‘iz sürmeye’ benzetir. Güneş simgesini sıklıkla kullanan sanatçı doğaya, yaşama ve insana ait oluşumlara önem atfeder.

Varol Topaç
Varol Topaç

İzmir’de “Fermuar Çimen”, Kore’nin Gongju kentinde “Yuvarlanan Ağaçlar” ve Finlandiya’da “Algı Kapısı” gibi eserleri mevcuttur.

Bir diğer yeryüzü sanatçımız Tamer Serbay’dır. 1990’lı yıllarda tuval üzerine resim tarzından “land art” tarzına geçiş yapar.

Tamer Serbay

Malzeme olarak tuval çalışmalarında sıklıkla bambu ve kâğıdı kullanan sanatçı doğada bulunmayan renkleri doğa üzerinde rüzgâr, çamur ve güneş ile şekillendirir.

Son olarak değineceğim yeryüzü sanatçımız Ayşe Erkmen’dir. Gündelik yaşamda karşımıza çıkan nesneleri bozarak ya da değiştirerek izleyicinin algılarını farklılaştırmaya yönelik yapıtlar ortaya koyar.

Ayşe Erkmen
Ayşe Erkmen

İnsanın sosyo-külterel olgularla meydana getirdiği şehir planlamasındaki aksaklıklara dikkat çekmek için Almanya’nın Münster şehrinde “On The Water-Su Üzerinde” adlı yapıtını ortaya çıkarır. Burada kullandığı malzeme kargo konteynırlarıdır ve bunları suya batırarak dizaynını oluşturur. Sanatçının eserleri genelde yurt dışında yer almaktadır.

Sonuç Yerine;

Doğayla savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz.” Hubert Reeves

Sanatın sınırlarını zorlayan bu yeni akımın geleceği oldukça parlak gözükmekte. Nedeni ise insanın doğaya karşı sürdürdüğü ve kazanınca yok olacağını önemsemediği bu amansız savaşta yatar. Ne zamanki doğanın özünü kendi özümüz olduğunu önemseriz o zaman bu sanatın aslında doğanın kendisi olduğunu anlarız. Carl Gustav Jung’un da dediği gibi: “Günümüzde bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike, insanın ruhundan kopmuş olmasında…”

Kaynakça:

“Land Art ve Çağdaşları” (Erişim Tarihi: 01.12.2019)

https://xxi.com.tr/i/land-art-ve-cagdaslari

Yağmur, Ö. (2016). “DOĞAYI ŞEKİLLENDİREN SANAT: LAND ART” (Erişim Tarihi: 07.12.2019)

http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1480426149.pdf

Tandoğan, O., Es, E. B. (2018). “DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE ARAZİ SANATI (LAND ART)” (Erişim Tarihi: 11.12.2019) http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1543860381.pdf

Paylaşmak Güzeldir

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu, TEGV'de gönüllü aktivist; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı