Doğayı Şekillendiren Sanat: Land Art – Yeryüzü Sanatı

Tam olarak ne olduğunu bilmeseniz bile, muhtemelen arazi sanatını tanıyorsunuzdur. Bir kumsalda karmaşık desenler çizdiyseniz veya taşları üst üste yerleştirdiyseniz, kendiniz bile yapmış olabilirsiniz. Bu yaptıklarınız profesyonel boyutta ele alındığı zaman toprak sanatı, yeryüzü sanatı ya da orijinal adı ile Land Art olarak bilinir. Nietzsche‘nin dediği gibi “Dünya kendi kendini doğuran bir sanat yapıtıdır.”

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden birisi de doğaya şekil verme yetisidir. Oysaki insan bu yetisini çoğunlukla yakarak, yıkarak ve yok ederek kullanır. 19. yüzyıldan itibaren sanayi toplum yapısının gelişimi ile doğanın büyülü güzelliğinden uzaklaşan insan, teknolojinin de ilerlemesiyle doğayla ilişkisini neredeyse kopma noktasına taşımıştır.

Avustralyalı Heykeltıraş Andrew Rogers 2007-2009 yılları arasında 7 kıta ve 13 ülkede yapmış olduğu 48 eserle dünyanın en büyük arazi sanatı projesini gerçekleştirmiştir. “Zaman ve Mekân” adlı heykel park çalışmasında yer alan 10 adet heykel Kapadokya bölgesinde yer alır. Heykellerin başladığı ve bittiği arazinin uzunluğu yaklaşık 7 km olup eserlerin yapımında 10 bin 500 ton taş kullanılır. Teçhizat kullanılmadan elle yapılan bu dev heykeller en iyi kuşbakışı görülebilir. 

İşte doğanın bu şekilde yok oluşuna dayanamayan bazı sanatçılar arazi sanatının öncüsü olurlar. Onlara göre sanat eserleri parayla satılamaz, ticarete konu edilemez. Her türlü “-izm”’den bağımsız yeni bir sanat anlayışının peşine düşerler. Bu sanat akımının belli bir manifestosu, başlıca temsili üyeleri bulunmaz. Bu sanatın tüm malzemesi doğanın kendisi olur. Tüm dünyayı mekân olarak kullanan bu sanatçılar eserlerini çöllerde, dağın tepesinde, terk edilmiş maden ocaklarında ve fabrikalarda icra ederler.

Arazi Sanatının Dünya’daki Örneklerine Bir Bakış

Taşlar, su, çakıl, düşmüş ağaç dalları, yapraklar, tüyler, kabuklar ve toprak en sık kullanılan malzemelerdir. Ancak hayvan kemikleri, buz veya kar gibi daha sıra dışı öğeler de kullanılmaktadır. Bazı arazi sanatçıları bunun hareketin ilkelerini ihlal ettiğine inansa da, bir yapıyı bir arada tutmak için tekstiller, yapıştırıcı, tel ve ip de bazen kullanılır.

Arazi sanatının dikkat çeken ilk örneği 1969 yılında aşağıda gördüğünüz çalışmadır. Üç büyük granit kaya parçasını Sierra Dağları’ndan 100 kilometre uzaklıktaki Nevada Çölüne taşıyan Michael Heizer bu çalışmayı gerçekleştiren kişidir.

Michael Heizer, Double Negative, 1969-70

Sonrasında Robert Smithson’un çalışmaları dikkat çekmeye başlar. Kendisi 1970’lerde başta çöller olmak üzere yeryüzünü sanatında kullanarak doğa tahribatına karşı farkındalık oluşturmayı amaçlar. Aşağıda gördüğünüz, Spiral Jetty, isimli çalışmayla yeryüzü sanatının en önemli yapıtlarından birini oluşturur. Smithson, heykelin yapımını Spiral Jetty adlı 32 dakikalık renkli bir film ile belgelemiştir. Buradan izleyebilirsiniz.

Spiral Jetty, Robert Smithson ;Utah’ın Büyük Tuz Gölünde 1970 yılında inşa edilen bu spiral içinde kaya, toprak ve algler bulunur.  

Arazi sanatı hareketinin önemli ve popüler temsilcilerinden biri olan Andy Goldsworthy olarak bilinmektedir. Kendisi soyut bir yaklaşımla doğayı ele almaktadır. Bu esnada da akla gelen her türlü malzemeyi eserlerine dahil eder. Aşağıda çalışmalarından iki örnek görmektesiniz.

Bir başka arazi sanatçısı örneği de Walter De Maria‘dır. Özellikle Meksika’da yaptığı “The Lightning Field” adlı eserinde o bölgede fırtınaların sık görülmesi üzerine çelik kullanarak yapay yıldırım tarlaları oluşturmuştur. Eser, yıldırım düştüğünde görünür olmaktadır.

Walter De Maria
Walter De Maria‘nın n önemli eseri, New Mexico çölüne yerleştirilmiş her biri altı metre yüksekliğinde 400 çelik direkten oluşan”Yıldırım Tarlası” dır. 
 

Richard Long, fotoğraflarla ya da videolarla belgelenen kısa soluklu eserler üretir. Çalışmaları özellikle Amerika’daki çağdaşlarının aksine anıtsal, pahalı, makine ya da işçi gerektirmez ve daha minimalisttir. Hem doğada hem de kapalı mekânlarda eserlerine rastlamak mümkündür. Aşağıda çalışmalarından bir tanesini görebilirsiniz.

Türkiye’de Yeryüzü Sanatına Bir Bakış

Ülkemizde bu sanatın gelişimi 2000’li yıllara rastlar. Son dönemlerde hem Türkiye’de hem de yurt dışında peş peşe gerçekleştirdiği projelerle yükselişte olan bir sanatçı olan Mehmet Ali Uysal bu alanda önemli isimlerden birisidir.

Mehmet Ali Uysal, En bilinen eserlerinden biri olan yukarıda gördüğünüz, “Skin 2” çalışmasının ilkini Fransa Meuse’da; ikincisini ise Belçika’nın Liege şehrinde yer alan Chaudfontaine Park’ta bir festival için inşa eder.

Bu alanda bir başka önemli isim aynı zamanda Erzurum’da bir akademisyen olan Mehmet Kavukçu‘dur. Kendisi çalışmalarında özellikle iklime dikkat çeker. Temelinde yaşadığı coğrafyanın zorlu iklim koşulları yapıtlarının ana malzemelerinden birini oluşturur.

Mehmet Kavukçu

Bir diğer yeryüzü sanatçımız Tamer Serbay’dır. Malzeme olarak tuval çalışmalarında sıklıkla bambu ve kâğıdı kullanan sanatçı doğada bulunmayan renkleri doğa üzerinde rüzgâr, çamur ve güneş ile şekillendirir.

Tamer Serbay

Son olarak değineceğim yeryüzü sanatçımız Ayşe Erkmen’dir. Gündelik yaşamda karşımıza çıkan nesneleri bozarak ya da değiştirerek izleyicinin algılarını farklılaştırmaya yönelik yapıtlar ortaya koyar.

Ayşe Erkmen
Ayşe Erkmen

Şehir planlamasındaki aksaklıklara dikkat çekmek için Almanya’nın Münster şehrinde “On The Water-Su Üzerinde” adlı yukarıdaki yapıtı mevcuttur. Burada kullandığı malzeme kargo konteynırlarıdır. Sonrasında bunları suya batırarak dizaynını oluşturmuştur.

Sonuç Olarak;

Birçok arazi sanatı enstalasyonu geçicidir. Yok olmaya mahkumdur. Kalıcı olsalar bile, hiçbiri bir müzeye yerleştirilmek ya da bir sanat koleksiyoncusu tarafından satın alınmak için tasarlanmamıştır. Doğal bir ortam, sanatı bir sanat müzesindekinden daha az erişilebilir kılıyor gibi görünse de, genellikle bu parçaları ziyaret etmek ücretsiz veya ulaşmak kolaydır.  

Ne zamanki doğanın özünü kendi özümüz olduğunu önemseriz o zaman bu sanatın aslında doğanın kendisi olduğunu anlarız. Son olarak sözü Carl Gustav Jung’a bırakalım. “Günümüzde bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike, insanın ruhundan kopmuş olmasında…”



Kaynaklar ve ileri okumalar:


Dip not:

Matematiksel, tamamen gönüllü bir ekip tarafından 2015 yılından beri yürütülen, Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmayı hedefleyen, öğretmenler tarafından kurulmuş bir bilim platformudur. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu ve TEGV gönüllüsü; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz