BİLİM İNSANLARI

Karl Popper: Neden Doğruluk Değil de Yanlışlanabilirlik Kuramı?

Bilim felsefesi kuramcılarından Karl Popper tarafından öne sürülen bilimsel doğrular ve yanlışlanabilirlik kuramının ne olduğunu açıklamaya çalışmadan önce Karl Raimund Popper’ın kim olduğunu anlatmak isterim.

“Cehaletin sadece bir bilgi eksikliği değil, bazı kötü niyetli güçlerin işi olduğu, zihinlerimizi sapkınlaştırıp zehirleyen, saf olmayan, şeytani etkilerin kaynağından geldiği ve içimize bilgiye karşı direnme tohumunu ektiği yönündeki komplo teorisine dikkat çekmeyi umut ettim.”

Karl Raimund Popper (1902 – 1994)

Karl Raimund Popper, 1902 yılında Viyana’da Yahudilikten Lutheryenliğe geçen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası hukuk müşaviri ve avukat, annesi ise müzisyendir. Üniversite eğitimi boyunca matematik, fizik ve felsefe çalışır. Viyana’da marangoz çıraklığı yaparken ustası Adalbert Pösch ile yaptığı felsefi konuşmalar ona yeni bir dünyanın kapısını aralar. Doktorasını sadece felsefe alanında değil psikoloji ve müzik alanında da tamamlar.

Ortaöğretim okullarında matematik ve fizik öğretmeni olarak çalışır. Bunun yanında yoksul çocuklarla ilgilenmek için sosyal hizmet görevlisi olur. Bir dönem Avusturya’nın sosyal demokrat partisinin şiddetli savunuculuğunu yapar. Ayrıca uzun süre Marksizm’e ilgi duyar.

Einstein’ın Viyana’da görelilik kuramı üzerine verdiği konferans hayatının dönüm noktalarından biri olur. Anna Henninger ile 1930 yılında evlenen Popper, eşiyle birlikte asla çocuk sahibi olmamaya karar verir.

1937 yılında öğretim üyesi olarak Yeni Zelanda Üniversitesi’ne katılır. London School of Economics’de 1946’dan 1969 yılına değin (emekliliğine kadar) mantık ve bilimsel yöntem profesörlüğü yapar. Kraliçe Elizabeth II tarafından 1965 yılında “Sir” unvanı verilir.

Karl Popper mezartaşı

1994 yılında 92 yaşında hayata gözlerini yumar. Ölünceye dek bilim alanında çalışmayı sürdürür ve geride pek çok eser bırakır. Bu eserlerden bazıları şunlardır:

“Bilimsel Keşfin Mantığı – The Logic of Scientific Discovery (1934)”, “Açık Toplum ve Düşmanları – The Open Society and Its Enemies (1945)”, “Tahminler ve Yadsımalar: Bilimsel Bilginin Gelişmesi – Conjectures and Refutations (1963), “Nesnel Bilgi: Evrimsel Bir Yaklaşım – Objective Knowledge An Evolutianory Approach (1972)”, “Bitmeyen Arayış – Unended Quest (1976)”, “Kişi ve Beyni – The Self and Its Brain, John C. Eccles ile birlikte (1977).”

Karl Popper kitap

Popper’ın felsefi çalışmalarının altında yatan amacın ‘bilim’ ile ‘sözde bilimi’ birbirinden ayırmak olduğu görülür. Bunu yapabilmek için de “yanlışlanabilirlik kuramı” adı verdiği ölçütünü oluşturur.

Yanlışlanabilirlik Kuramı

Karl Popper sözleri

‘‘… yalnızca birkaç temel önerme kuramla çeliştiğinde, kuramı yanlışlanmış olarak göremeyiz. Ancak kuramı çürüten bir etki bulunduğunda; başka bir deyişle, kuramla çelişme halinde olan -bu etkiyi betimleyen- evrensellik düzeyi düşük görgül bir varsayım öne sürüldüğünde ve sağlandığında, kuramın yanlışlığını söyleyebiliriz. Böyle bir varsayımı, “yanlışlayan varsayım” olarak adlandırıyoruz.’’

Einstein’in görelilik kuramından etkilendiğinden yukarıda değinilmişti. Popper’ı bu denli etkileyen, kuramın doğruluğu konusunda şüphelenmek değildir. Kuramın -örneğin güneşin yakınından geçen ışık ışınları, güneşin yerçekimi alanının etkisine girerek eğilmeye uğrarlar- anlatılış biçimi yanlışlanmaya açık olarak ifade edilmemiştir.

Marx, Freud ve Adler gibi diğer kuramcıların da hangi koşullarda kuramlarının geçersiz olabileceğine ilişkin açıklamalar yapmadıklarını fark eder.

Popper kendi kuramını oluştururken özellikle Einstein’ın görecelik kuramı, Marx’ın tarih anlayışı, Freud’un psikanaliz kuramı ve Alfred Adler’in bireysel psikoloji kuramlarından esinlenir.

Ona göre “doğrulayıcıları çok olan ama yanlışlayıcılarından” bahsetmeyen kuramlar bilimsel kuram olamazlar. Popper şunu demek ister: “Bir teori üzerinde doğru bulguların bulunması o teorinin kanıtlanması için yetersizdir. Ancak o teori yanlışlanabilir bir zemin üzerine kurulursa bilimsel özellik kazanır.”

Bunun nedeni ise kuramların dile getirdiği genellemelerin tüm örneklerini gözlemlemenin olanaksızlığıdır. Dolayısıyla en iyi kuramı “zamana bağlı yanlışlanabilir kuram” olarak belirtir. Yani bir kuram “yanlışlanabilir, çürütülebilir ve sınanabilir” olduğu müddetçe bilimsel bir kuram olur.

Bilimsel kuramını ortaya koyan kişinin, kuramının hangi koşullar altında çürütülebileceğinin araştırmasını da yapması gerekmektedir. Buna karşın Einstein’in görelilik veya bing bang teorileri yanlışlanabilir olmakla beraber henüz yanlışlanamamış kuramlardır, çünkü bunlarla tezat teşkil edecek hiçbir olay tespit edilememiştir.

Karl Popper sözleri

Popper’a göre, bir teorinin bilimsel olmadığını iddia etmek, aydınlatıcı olmadığı anlamına gelmez ve hatta kuramın anlamlı olup olmadığı konusunda emin olma zorunluluğumuz da yoktur. Bunun sebebi ise bazen belirli bir zamanda bilimsel olmayan -çünkü yanlışlanabilir olan- bir teorinin ortaya çıkması, teknolojinin gelişmesiyle ya da teorinin daha fazla dile getirilmesi ve geliştirilmesiyle değiştirilebilir ve dolayısıyla daha ileri bir vakitte bilimsel hale gelebilir.

‘‘Yanlışlanamayan, katı olarak sınanamayan her bilimsel kuram, sonsuza kadar hipotez veya tahmin olarak kalmaya mahkûmdur.’’

Zaten bilimsel bilginin, deneysel gözlemler sonucu elde edildiğini vurguladığından deneysel bilginin kuramları anlatma konusunda yeterli olamayacağını söyler.

Popper’ın yöntemini, bütün sistemleri zorlayıcı bir sınava tabi tutarak nispeten daha elverişli olan sistemlerin sınavdan geçmesi ve bu sistemlerin kullanılır hale getirilmesi olarak düşünebiliriz.

Bilimde tümevarım ilkesinin (tek bir ilkeden tüm bir ilkeye ulaşma) geçersiz olduğunu söyler ve tüm kuramların deneysel gözlemlerle tamamen doğrulanamayacağını ama ‘yanlışlanabilir’ olacağını belirtir. Çünkü tümevarımın temelinde geleceğin de tıpkı geçmiş gibi olacağı inancı yatar.

Popper’a göre bilimsel yasalar doğaları gereği asla kesin sonuçlu olarak doğrulanamazlar. Hatta bilimsel bilginin mantığı, bir teoriler teorisi olarak da tanımlanabilir.

Popper, epistemolojinin merkezi sorununun bilginin gelişimi problemi olduğunu söyler. Bunun için de bilimsel bilginin nasıl geliştirileceğinin araştırılması zorunluluktur.

Popper’a göre bilginin gelişimini açıklayan bir örnek Bryan Magee’nin “Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı” adlı eserinden alıntılanarak aşağıda verilmiştir:

“Diyelim ki, çocuğumuza okulda öğretildiği gibi, suyun 100 santigrat derecesinde kaynadığının bilimsel bir yasa olduğuna inanmakla işe başlıyoruz. Doğrulayıcı durumlar ne denli çok olursa olsun, bunu kanıtlamaya yetmez; ama geçerli olmadığı durumları arayarak, bunu sınayabiliriz.

(…) Hayal gücümüzü yeterince işletirsek, çok geçmeden, suyun kapalı kaplarda 100 santigrat derecesinde kaynamadığını keşfederiz. Böylelikle bilimsel bir yasa sandığımız şeyin öyle olmadığı anlaşılır. Şimdi, bu noktada yanlış yola sapabilir, baştaki önermemizi, deneyci içeriğini şöylece daraltarak kurtarmaya çalışabiliriz ve bundan sonra, üçüncü önermemizi yalanlama yolunda sistemli bir girişime başlayabiliriz. Ve bu böylece sürüp gider.

Elbette örneğimiz bu biçimde devam etmemeli; çünkü önceki bölümde görüldüğü gibi bilim daha fazla içerik peşindedir, daha az değil. O zaman yanlışlama durumunda ilkinin engelini açıklayabilen başka bir kuram geliştirmeliyiz. Örneğin kendimize sorar ve bu böyle devam ederse; bilgimizi artırır ve daha iyi bir kuram arayışımızı yeniden başlatır.”

Özetlemek gerekirse Popper için bilimsel kuramın oluşum mantığı aşağıdaki gibidir:

Bilimsel kuramı öne sunan kişi, kuramının hangi koşullarda savunamayacağını da düşünmelidir. Deney önermeleri adını verdiği bu önermelerin doğrulanmış olarak belirtilen üst düzey varsayımlarının, yanlışlanabilirliğini araştırmalıdır.

Popper bütün kuramların varsayımsal olduğunu söyler. Dolayısıyla hangi kuramın seçileceğine ilişkin karar verme aşamasında kuramın hangi aşamada ‘engele’ takıldığının bulunması gerektiğini belirtir. Her yeni kuram kendinden önceki kuramın başarısını geçmekle kalmayıp aynı zamanda çürüttüğü kuramın aksayan yönünü de kendinde başarması gerekir.

Böylece yeni kuram kendi aksayan yönü gösterilinceye kadar başarılı olarak kabul edilir. Ama bu yeni kuramın özelliği yanlışlanmaya açık olmasıdır.

Yeni kuram hem eski kuramı içerir hem de eski kuramla çelişir. Popper buna “eleştirel yöntem” adını verir. Ona göre Marksizm yanlışlanabilir bir kuram değildir çünkü olası yanlışlayıcıları yoktur; her zaman fazlasıyla genel ve sınanamayacak varsayımlara sahiptir. Marksistler hangi durumda Marksizm’i terk edeceklerini açıklamazlar.

‘‘Diğerlerinden üstün olan kuram, rakip kuramlar arasında yapılan ayıklamalarda, kendini daha iyi öne çıkaran; en katı biçimde sınanabilen ve o ana kadarki tüm katı sınamalara karşın hala dayanıklı kalan kuramdır.’’

Popper kuramların zamanla doğrulanamayacağını fakat zamanla ‘pekiştirilebileceğini’ belirtir. Şöyle ki bir kuram yanlışlanabilirlik durumlarına ‘direndiği’ ölçüde pekiştirilme derecesi artar.

‘‘Bilimsel hiçbir kuram kesin sonuçlu olarak doğrulanamaz; dahası, her yeni kuram bir takım problemleri çözerken, çözülemeyen yeni bazı problemlere de yol açar.’’

Son olarak da bilimin eleştirel yönünü savunduğundan ona göre bütün kuramlar varsayımsal olarak kalır ve her an çürütülebilir. Yani kuramdan yanlışlanabilir olarak bahsedilmesi için yeni önermelerin türetilmesine açık olması gerekir.

Dolayısıyla bilimin sürekliliği için sırtını dayadığı katı ‘doğrulanabilirlik’ ilkesinden çıkması bir zorunluluktur.

Karl Popper sözleri

Son söz Popper’dan: “Bilim eleştirel bir uğraştır. Varsayımlarımızı eleştirel biçimde sınarız. Hataları bulmak, hataları ayıklayabilmek ve böylece doğruya daha da yaklaşmak için onları eleştiririz… Bilim doğruyu bulma aracıdır.’’

Kaynakça:
“Karl Popper.” Stanford Felsefe Ansiklopedisi (Erişim Tarihi: 01.08.2019)
https://plato.stanford.edu/entries/popper/
“K. R. Popper ve Yanlışlamacılık.” (Erişim Tarihi: 10.08.2019)
https://www.academia.edu/10071568/K._R._POPPER_VE_YANLI%C5%9ELAMACILIK
“Karl Popper Felsefesinde Bilimsel Doğrular ve Yanlışlanabilirlik İlkesi.”
(Erişim Tarihi: 21.10.2019)
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/712420
“Karl Popper’in Bilim Felsefesi.” (Erişim Tarihi: 13.12.2019)
http://hasanenginsener.freeservers.com/Popperbf.htm
Popper, Karl. “Science as Falsification” (Erişim Tarihi: 13.12.2019)
https://eportfolios.macaulay.cuny.edu/liu10/files/2010/08/KPopper_Falsification.pdf
“Yeni Yüzyılda Felsefe.” (Erişim Tarihi: 14.03.2019)
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Snm-Searle1.pdf

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu, TEGV'de gönüllü aktivist; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı