
Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik kuramı, bilim felsefesinin en zor sorularından birine özgün bir yanıt verir: Neye bilim denir? Ancak onun verdiği yanıta geçmeden önce, sorunun kendisini ele almak gerekir.
Bilim ile sahte bilim arasındaki sınırı çizmek her zaman kolay değildir. Fizik, kimya ve biyoloji gibi doğa bilimleri konusunda genel bir uzlaşma vardır. Buna karşılık astroloji, psikanaliz ve tarihin değişmez yasalara göre ilerlediğini savunan öğretiler de zaman zaman kendilerini bilimsel olarak sunmuştur. Bu nedenle bir düşüncenin doğru görünmesi ya da çok sayıda olayı açıklaması, onu tek başına bilimsel yapmaz.
Popper’ın yanıt aradığı temel soru tam olarak buydu: Bir kuramı bilimsel yapan özellik nedir? O, bu sorunu bilim ile bilim olmayan düşünceler arasındaki sınır çizme problemi olarak ele aldı. Ona göre bir kuramı bilimsel yapan şey, onu destekleyen örneklerin sayısı değil, hangi koşullarda yanlış çıkacağını açıkça göstermesiydi. Bu düşünce, yanlışlanabilirlik ilkesinin temelini oluşturdu.
Karl Popper Kimdir?
Karl Raimund Popper, 1902’de Viyana’da doğdu. Gençliğinde müzikten matematiğe, fizikten psikolojiye kadar pek çok alanla ilgilendi. 1918’de Viyana Üniversitesindeki derslere katılmaya başladı. Freud ve Adler’in psikoloji kuramlarını inceledi, Einstein’ın görelilik üzerine verdiği bir konferansı dinledi. Bu farklı kuramların eleştiri karşısındaki tutumu, daha sonra geliştireceği bilim anlayışını derinden etkiledi.

Popper, 1919’da kısa bir süre Marksizmi benimsedi. Ancak on yedinci yaş gününden hemen önce Viyana’da yaşanan kanlı bir gösteri düşüncelerini değiştirdi. Komünistlerin yönlendirdiği silahsız genç sosyalistlerden bazıları, tutuklanan kişileri kurtarmaya çalışırken polis ateş açtı ve birkaç gösterici yaşamını yitirdi.
Popper, polisin şiddetinden de insanların gelecekte kurulacağı varsayılan bir düzen uğruna feda edilmesini haklı gören anlayıştan da büyük rahatsızlık duydu. Bu olayın ardından önce komünizmden, kısa süre sonra da Marksizmden uzaklaştı. Bu deneyim, Popper’ın kesinlik iddiası taşıyan düşüncelere karşı duyduğu kuşkuyu güçlendirdi.
Popper, 1928’de düşünme psikolojisinin yöntemleri üzerine hazırladığı çalışmayla doktorasını tamamladı. Ancak zamanla ilgisini psikolojik süreçlerden bilimsel düşüncenin mantığına yöneltti. Viyana Çevresi’ndeki düşünürlerle temas kurdu fakat bu gruba katılmadı. Onlarla bilimin yöntemini açıklama konusunda aynı soruları paylaşıyor, buna karşılık bilimi doğrulanabilir önermeler üzerinden tanımlayan mantıksal pozitivizme karşı çıkıyordu.
Popper, bilimsel yöntem hakkındaki görüşlerini ilk kapsamlı biçimiyle 1935’te yayımlanan Logik der Forschung ( Bilimsel Araştırmanın Mantığı ) adlı eserinde ortaya koydu. Avrupa’da otoriter yönetimler güç kazanırken Popper, 1937’de Yeni Zelanda’daki Canterbury University College’da görev aldı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında burada Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserini yazdı. Platon, Hegel ve Marx üzerinden tarihselciliği eleştirdi ve toplumların önceden belirlenmiş bir sona doğru kaçınılmaz biçimde ilerlediği düşüncesine karşı çıktı. 1946’da Londra Ekonomi Okuluna geçti ve çalışmalarını 1994’teki ölümüne kadar sürdürdü.
Yanlışlanabilirlik Nedir?

Karl Popper, bilim ile sahte bilimi birbirinden ayıracak açık bir ölçüt arıyordu. Amacını şu sözlerle anlatır: “Bilim ile sahte bilimi birbirinden ayırmak istiyordum. Bilimin sık sık hata yaptığını, sahte bilimin ise zaman zaman doğruya tesadüfen ulaşabildiğini çok iyi biliyordum.” Bu nedenle bir düşüncenin doğru görünüp görünmediğinden önce, hangi koşullarda bilimsel sayılacağını sorguladı.
Popper’a göre bir kuramı destekleyen örnekler bulmak kolaydır. İnsanlar çoğu zaman inandıkları düşünceyi doğrulayan olaylara dikkat eder, onunla çelişen örnekleri gözden kaçırır. Üstelik esnek bir kuram, karşılaştığı her sonucu kendi lehine yorumlayabilir. Bu nedenle çok sayıda doğrulayıcı örnek, bir kuramın bilimsel olduğunu tek başına göstermez.
Popper bu soruna yanlışlanabilirlik ilkesiyle yanıt verdi. Ona göre bilimsel bir kuram, hangi gözlem ya da deney sonucunda yanlış çıkacağını açıkça göstermelidir. Başka bir deyişle kuram, yanlış çıkma riskini göze almalıdır.
Popper’ın “Her iyi bilimsel kuram aynı zamanda bir yasaktır” sözü de bunu anlatır. Buradaki “yasak”, kuramın bazı sonuçları imkânsız saymasıdır. Örneğin “Bütün kuğular beyazdır” önermesi, siyah bir kuğunun varlığını dışarıda bırakır. Binlerce beyaz kuğu bu önermeyi kesin olarak kanıtlamaz. Fakat tek bir siyah kuğu onu yanlışlamaya yeter.
Araştırmacı bu nedenle yalnızca kuramı destekleyen örnekleri toplamaz, onu çürütecek sonuçları da arar. Kuram sınamalardan geçerse kesin olarak doğrulanmış olmaz. Yalnızca eldeki kanıtlar karşısında geçerliliğini korur. Popper’a göre bilim, kesin doğruları biriktirerek değil, hatalı açıklamaları ayıklayarak ilerler.
Sonuç Olarak
Popper’ın yanlışlanabilirlik ölçütü bilimsel düşünceyi açıklamak için güçlü bir çerçeve sunsa da eleştirmenler onun bilimsel pratiği fazla basitleştirdiğini savunur. Bir deney kuramın öngördüğü sonucu vermediğinde bilim insanları her zaman kuramı hemen terk etmez.
Önce ölçüm araçlarını, deney düzenini ve kullandıkları yardımcı varsayımları kontrol ederler. Bu nedenle tek bir gözlem, hangi düşüncenin yanlış olduğunu her zaman açıkça göstermez.
Yanlışlanabilirlik, olasılığa dayalı kuramları açıklarken de zorlanır. Bazı kuramlar bir olayın kesinlikle gerçekleşmeyeceğini söylemez, yalnızca o olayın düşük bir olasılıkla ortaya çıkacağını öne sürer. Böyle bir olayın bir kez gerçekleşmesi kuramı doğrudan çürütmez.
Araştırmacılar çok sayıda gözlemi birlikte değerlendirir ve sonuçların kuramın öngördüğü olasılıklarla ne ölçüde uyuştuğuna bakar. Bu nedenle bilimsel sınama her zaman tek bir kesin gözlemle sonuçlanmaz.
Hiç kuşkusuz, Karl Popper bilim felsefesinin gelişimini derinden etkiledi. Bugün de alanın en önemli düşünürlerinden biri sayılıyor. Bilgi kuramı, siyaset ve bilimsel yöntemi birbirine bağlayan çalışmaları, yalnızca bilim felsefesinde değil, onun dışındaki pek çok alanda da etkisini sürdürüyor.
Okuma Önerisi: Ramon Llull ve Hakikat Makinesi: Doğruyu Hesaplamak Mümkün mü?
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Dunne, Luke. “Karl Popper on Falsification: Science vs. Pseudoscience” TheCollector.com, July 30, 2023, https://www.thecollector.com/karl-popper-falsification-science-pseudoscience/
- Panovski, Antonio. “Verification Vs. Falsification: The Birth of the Philosophy of Science” TheCollector.com, 10, 2023, https://www.thecollector.com/verification-falsification-philosophy-science/.
Matematiksel



