Trend

İlacın Tarihsel Serüveni

İlaç, fizyolojik sistemleri veya patolojik durumları kullananın yararına değiştirmek, incelemek amacıyla uygulanan ya da uygulanması öngörülen bir madde/ürün olarak tanımlanır. Oysaki herhangi bir canlı sistemini etkileyebilecek tüm kimyasallar da ilaç olarak düşünülebilir.

İlaçlar kullanıma hazırlanırken öncelikle tek seferlik kullanıma en uygun olan dozu (miktar) hazırlanır. Bunun yanında uygulama yolu, uygulama sıklığı, uygulamaya devam süresi de belirlenir. Günümüzde doğal ya da yapay, organik ya da inorganik 100.000’in üzerinde kimyasal bulunur ve her geçen gün bu sayı artar.

Metabolizmaya ait işlevlerde kullanılmayan bu kimyasallara “xenobiotic – yaşama yabancı madde” adı verilir. Bu maddeler pek çok canlı için toksik (zararlı) etkiler gösteren aynı zamanda vücuttan uzaklaştırılması gereken kimyasallardır ve böbrekler ile karaciğer, bu işlevi gerçekleştirmek için evrimleşmiştir. Dolayısıyla vücudun yapı taşlarından olan aminoasit, vitamin ve mineraller vb. maddeler dışında organizmaya alınan diğer kimyasallar vücuttan atılmak zorundadır.

Hayatımızı işgal eden bu ilaçların günümüze kadar olan serüveni nasıl oluşmuştur? Yazının icadından çok daha önce ilaç olarak kullanıldığı düşünülen bulgular, arkeolojik kazılarla ortaya çıkmaktadır.

Tarih Öncesi Dönemde İlaç Kullanımı

ilaçın tarihsel gelişimi

Yapılan araştırmalar, farklı yerlerde hüküm sürmüş uygarlıkların toksik madde farkındalıklarının bulunduğunu ve ilkel ilaç kullanımlarının olduğunu gösterir. Huffman, 2000 yılında yayınladığı makalesinde, bazı hayvan türlerinin belli bitkileri beslenme amacıyla değil sağlık sorunlarına çözüm aramak amacıyla tükettiğini belirtir.

Bu konuya ait örneğe ise Sahra Altı Afrika bölgesinde yaşayan şempanzelerde rastlanıldığını söyler. Şempanzeler, bağırsaklarında bulunan bazı parazitlerin tedavisi için “Vernonia amygdalina adlı bitkinin yapraklarını çiğnerler ve bu bölgede yaşayan yerlilerin de aynı alışkanlığı edindiği görülür.

İlaç kullanımına en ilkel örnek, Neanderthal (günümüzden yaklaşık 200 bin ila 28 bin yıl önce yaşamış insan türüdür) yerleşim bölgesi olduğu bilinen Kuzey Irak’taki Zagros dağlarında bir mağarada bulunan iskeletin yakınında görülen ağaç parçaları ve bitkisel kalıntılardır.

Yaklaşık 60.000 yıl önce Yontma Taş Devri’ne ait 28 çiçekli polen türü bulunmuş ve bunlardan en az 7 tanesinin daha sonraki tarihsel süreçlerde de tıbbi amaçlarla kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu polen türlerinin 6’sına ise Neanderthal iskeletinin yakınında rastlanılmıştır. Polen türlerinin içinde merkezi sinir sistemini uyardığı bilinen efedra bitkisinin olması, Neanderthal iskeletinin efedra dalları üzerinde bulunması ve Çin kaynaklarında bile bu bitkiye rastlanılması, psikolojiyi etkileyen ilaç kullanımının tarihin en eski devirlerine kadar uzandığı düşünülür.

Başka bir örnekse Tayland’ın kuzey batısında yer alan “Spirit Cave” adlı mağarada görülmüş “Areca cetechu” tohumlarıdır ki bu tohumların hafif psikolojik etkileri olduğu bilinir ve kaynaklarda tohumların M.Ö. 7000-5500 yılları arasında mağaraya bırakılmış olabileceği yazar.

Avrupa’da ilaç olarak kullanıldığı düşünülen ilk örneğe, 1991 yılında Kuzey İtalya-Almanya sınırında yer alan Alp Dağlarındaki buzulda, bir erkek bedeninde rastlanılmıştır. Donarak öldüğü için oldukça iyi korunmuş ve günümüzden yaklaşık 5300 yıl öncesine tarihlenen “Iceman” adlı erkek bedeninin giysileri içinde, deriden yapılmış bir kesede ceviz büyüklüğünde bir cins ağaç mantarı (huş mantarı) bulunmuştur.

Ayrıca Iceman’in bağırsaklarında parazit de görülmüştür. Huş mantarının da bağırsaklarda geçici süreliğine ishal yaptığı bilindiğinden bilim insanları, Iceman’i bilinçli bir kullanıcı olarak düşünmektedir. Fakat konuya ilişkin pek çok tartışma da bulunur. Bazı bilim insanları, huş mantarının taşınma sebebini belki dini bir ayinle ilgili olarak belki de ateş yakmak amacıyla ya da diğer sebeplerden olabileceğini araştırmaktadırlar. Iceman’in bedeninde bulunan dövmelerin ise tedavi amaçlı (akupunktur vb.) olarak yapıldığını savunan makaleler de vardır.

Yazının Bulunuşundan Sonra İlaç Kullanımına Ait Bulgular

Yazının bulunuşu, ilaç kullanımına ait belgelerin de kalıcı olmasını sağlamıştır. Eski Mezopotamya, Mısır, Çin, Hitit ve Hint uygarlıklarında özellikle çiçek, yaprak, kabuk vb. gibi ilkel ilaç örneklerine rastlanılır. Bu örneklerden elde edilen bulgular farmakolojinin (eczabilim) gelişim sürecinin anlaşılmasını da kolaylaştırır.

Sümerlerin tıp ve ilaç konusunda farmakolojiye büyük katkı sağladıkları bilinir. Sümerlere ait çivi yazısı ile yazılmış ve günümüze kadar ulaşmış iki farklı tabletin ilaç reçeteleri olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 3000’li yılların son çeyreğine tarihlenen tabletlerde 15 reçete yer almış ve bu reçetelerde kullanım miktarları belirtilmeksizin hardal, kekik, erik ağacı, armut, incir, semizotu, köknar, çam ağacı gibi bitkisel ürünlerin yanında yemek tuzu (sodyum klorür), ham petrol, yün, süt, kaplumbağa kabuğu ve su yılanı gibi diğer ürünlerde bulunmuştur.

Her reçetede ürünler listesi, hazırlanma biçimi ve uygulama tarzı belirtilmiştir. Önerilen uygulama tarzı ilk 8 reçetede lapa olarak bedene sürülmesi, sonraki 3 reçetede ise ağız yoluyla alınması gerektiğidir. Diğer 4 reçetenin ise içeriği ayrıntılı olarak çözülememiştir. Ne yazık ki bu reçetelerin hangi hastalıkların tedavisine uygun yazıldığı bilinmemektedir.

Eski Mısır uygarlığından günümüze ise tıbbi konuların yer aldığı 8 papirüs kalmıştır. En iyi korunan papirüs 1873 yılında çözümlenmeye başlanan “Ebers”’tir. Bu papirüs, içeriğinde yer alan hastalıklar, reçete sayısı ve çeşitliliği ile en kapsamlı tıbbi papirüs olarak kabul edilir.

Yazılış tarihinin M.Ö. 1534 dolaylarında Amenophis I’in krallığı döneminde ya da M.Ö. 3000’li yıllarda olduğu düşünülmektedir. Papirüs 877 paragraftan oluşur, 20.72 metre uzunluğuna sahiptir ve günümüze ulaşan en eski papirüs konumundadır. 876 reçete içerir ve bu reçetelerde mide-bağırsak rahatsızlıkları, parazitozlar, kulak, burun, göz, deri, üro-genital ve hareket sistemleri rahatsızlıkları, kellik ile baş ağrısı gibi pek çok hastalığa karşı düzenlemeler vardır.

Uygulama biçimleri: içilme, deriye sürülme, vajinal ve rektal yerleştirmeler ile tütsü şeklindedir. Uygulama dozlarının da yazılması ile bu papirüs bize, eski Mısır uygarlığının gelişmiş bir farmakolojik düzeyinin olduğunu gösterir. 

En eski farmakolojik yayın, M.S. 1. yy’ da yaşayan ve Adana civarında doğduğu bilinen Pedanius Dioscorides’in (M.S. 40-90; Dioscorides, Roma imparatorları Claudius (M.S. 41 – 54) ve Neron (M.S. 54 – 68) dönemlerinde ordu hekimliği yapmıştır.) eski Yunanca yazdığı “Peri hyles Iatrikes (Materia medica olarak da geçer ve bunun anlamı tıbbi materyal ve tedavi etkili maddelerdir)” adlı 5 ciltten oluşan eseridir.

Bu kitap farmakolojinin batı uygarlığındaki gelişimini anlatan ilk ve en kapsamlı başvuru kitabıdır ve farmakolojinin gelişim öncesi sürecini anlatır.

Yazıldığı ana kadar çoğu bitkisel kaynakların hazırlanış biçimi ile uygun kullanım yolunun yer aldığı isimler ve resimlerden oluşur. Bu eser yazıldıktan sonra Latinceye çevrilmiş ve yaklaşık 1500 yıl boyunca alanında öncü kitap olmuştur. Eserde %60’ı bitkisel, kalanı hayvansal ve madensel olmak üzere droglar (drog genel anlamda tedavi amacıyla kullanılan her türlü doğal ve sentetik maddedir) yer almakta; bunların resimleri, hazırlanma ve saklanma koşulları, uygulandıkları hastalıklar ve yan etkilerini değerlendirme yöntemleri de bulunmaktadır.

Dioscorides’in eserini hazırlarken kendisinden önce bu alanda çalışmaları olan Sextius Niger’in ( M.S. 30-50) Materia medica”sından yararlandığı anlaşılmaktadır. Ne yazık ki Niger’in çalışmaları günümüze kadar ulaşamamıştır. Kaynaklarda yer alan bilgiye göre Dioscorides’in “Materia medica”sından önce tıbbi ağırlığı çok olmasa dahi Theophrastus’un (M.Ö. 340- 286) 500’den fazla bitkiyi derleyip özelliklerini anlattığı “De Causis Plantarum” ve Romalı yazar Yaşlı Pliny’nin ( Plinus’un M.Ö. 23 – 79) 900 kadar bitkinin niteliklerini anlattığı ansiklopedik yapıtları da bulunur.

Ayrıca Sümerlerle birlikte Babil ve Asur krallıklarında da tıbbi amaçla kullanıldığı düşünülen ve çoğu M.Ö. 1700’lü yıllara ait olan 600’den fazla tablet de bulunmuştur. Bitkisel ilaç kullanımı olarak sarısabır, kılır (diş otu), sarımsak, nar, adamotu, meyankökü, limon, sarıpapatya, safran, sedir ağacı ve esrar bu tabletlerde yazanlar arasındadır.

ilacın tarihi
Görsel Kaynak: https://www.wdl.org/en/item/9729/

Uzak doğu kültürlerinden Çin uygarlığında bitkisel ürünler, eski çağlardan günümüze kadar hala yaygın bir şekilde ilaç olarak kullanılır. Çiçek, yaprak, tohum ya da kök kısımlar ile hayvansal ve madensel kaynaklar da ilaç yapımında yer alır. Tarihsel veriler ışığında bulunan en eski Çinli kaynak Shennong’un “Materia medica”sıdır.  Bu eseri hazırlarken özellikle bitkilerin acı, tatlı ya da zehirli olup olmadığını anlamak amacıyla Shennong’un günde 70’den fazla bitkiyi test ettiği söylenir.

Eserde yer alan en eski bilgilerin Han Hanedanlığından kalma olduğu düşünülmektedir. 252’si bitkisel, 67’si hayvansal ve 46’sı madensel olmak üzere toplam 365 drogun adı yazmakta ve adı yazılanlar arasında tarçın, efedra bitkisi ve esrar otu da bulunmaktadır.

Ayrıca Batı Han Hanedanlığından (M.Ö. 206-M.S. 24) kalma 3 mezar bulunmuştur. Bu mezarlardan birinde iyi korunmuş ipek üzerine ve bambu şeritlere yazılmış belgeler vardır. İpeğe yazılı olanlarda 10 kitapçık, bambu şeritlerde ise 4 kitapçık bulunmaktadır. İpeğe yazılı kitapçıklarda 283 reçete ve 247 ilacın adı yazar ve bunların yaklaşık yarısının Shennong’un “Materia medica”sında yer almadığı görülür.

İlacın tarihi

Hint uygarlığına bakıldığında ise tıbbi gelişimlerin ilk aşaması Vedik (yaklaşık M.Ö. 1200-M.Ö.800 dolayları) dönemi olarak düşünülür. Bu evreye ait binlerce mısralık ilahiler şeklinde olan dört Veda’nın (Rigveda, Samaveda, Yajurveda, Atharvaveda) günümüzde yazılı belgeleri mevcuttur.

Sanskritçe yazılan bu Veda’larda –özellikle Atharvaveda- büyü, muska vb. mistik tedaviler ile bazı bitki ve hayvansal ürünlerin tedavi amaçlı ve zehirlenmelere karşı kullanımına ait öneriler vardır.

İkinci aşamaya ise Brahmatik (M.Ö. 800-500 ile M.S. 1000’li yıllar) döneme ait Sanskritçe yazılmış eserlerde rastlanılır. M.Ö. 300 yılları civarında yaşadıkları sanılan ve adları Sasruta ve Caraka olan hekimler tarafından yazıldığına inanılan bu eserlerde tedavi amaçlı kullanıldığı düşünülen 696 bitkisel, 57 hayvansal ve 64’ü mineral olmak üzere çeşitli ilaç drogları bulunur. 

M.Ö. 2000 yılları civarında hüküm sürmeye başlayan ve başkenti Hattuşaş olan Hitit uygarlığından günümüze ulaşan eserlerde farmakolojik bilgiler kısıtlıdır. Yazım dili Akadca olup genel anlamda hastalıkların çözümünde fal, büyü, kurban ve muska gibi yöntemlerin kullanıldığı düşünülmektedir. Bazı tabletlerde yazılan bitki adlarının günümüz karşılığı bilinememekte ama bilinenler arasında adamotu, banotu, haşhaş, mazı, mersin, meyankökü ve safran yer alır. Bunların kullanım miktarları olarak “biraz, fazla, yarım” gibi ifadeler bulunur.

Milattan önce II. yy zamanında Anadolu’da Kolophōn’lu (Menderes’li) Nikandros’un didaktik şiirler şeklinde yazmış olduğu “Thēriaka” ve “Alexipharmaka” adlı iki kitabı, zehir bilimi konusunda günümüze kadar ulaşmış en eski yapıtlardan biridir.

Alexipharmaka kitabında 22 hayvansal, bitkisel ve mineral kaynaklı zehir türlerinin özellikleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri anlatılır. Thēriaka kitabında doğadaki zehirli yaratıklar yılanlar, örümceğimsi yapılar ve diğerleri olarak ayrılmış; kobra ve kurtboğan yumrusunun zehirleri ile diğer tür zehirlenmeler anlatılmıştır. Tıpta ilk kez sülük yöntemi ile tedavi ve her derde deva antidot (Antidotos polumigmatos) uygulaması bu kitaplarda bulunur.

İslamiyet öncesi Orta Asya Türk toplumlarında tıp uygulamalarına ilişkin günümüze ulaşan kaynaklar kısıtlıdır. En eski kaynaklar Uygurlardan kalma yazılı belgelerdir. Bazı belgeler Uygurca bazı belgeler ise Sanskritçe yazılmıştır. Belgelerde kendinden önceki dönemlere ait tıbbi araştırmaların yer aldığı görülür.

Uygur tıp belgelerinde 107’si bitkisel, 19’u hayvansal, 6’sı madensel ve 7’si karışım olarak hazırlanmış droglar vardır. Reçetelerde hazırlanış ve uygulanış biçimleri ile hangi hastalıkların tedavisinde kullanılacağı da yazar.

Şamanların hastaların tedavi süreçlerinde önemli bir rolü olduğu kaynaklarda anlatılır. Çin Sincan-Uygur Özerk Bölgesi içinde Turfan yakınlarında bulunan ve 2700 yıl öncesine ait olduğu belirlenen iyi korunmuş şaman mezarının incelenmesinde esrar otunun yaprak, filiz ve tohumları bulunmuş; şamanların bu bitkiyi kullandıkları hatta yetiştirdikleri düşünülmüştür.

Yenidünya uygarlıklarından günümüze ulaşan tarihsel ilaç örnekleri yok denecek kadar azdır. Bu alana ait ilk kayıtlar Meksika Aztek tarihine ait yerli Nahuatl dilinde Kızılderili hekim Martin de la Cruz tarafından 1552 yılında derlenir. Kayıtlar Juan Badiano tarafından bitki adları dışında Latinceye çevrilir. Orijinal yapıtın adı “Libellus de Medicinalibus İndorum Herbis” (İndian’ların tıbbi bitkiler küçük kitabı) olmasına rağmen genelde “Badianus Codex/Yazması” olarak bilinir. Yapıtta 63 yaprak vardır ve bunlarda 180’den fazlası renkli 251 tıbbi bitkinin resimleri, özellikleri, kullanıldığı hastalıklar ile ilaç olarak hazırlanma biçimleri yazar. Eserde bazı madensel ve az sayıda hayvansal tıbbi ürün de bulunur.

Yenidünya araştırmalarında tarih öncesi döneme ait keyif verici madde kullanımı ile ilgili bulgular vardır. Günümüzde ABD’nin Texas eyaletinin güney batısı Rio Grande ile Pecos nehrin kesişme noktasına yakın Lower Pecos bölgesinde yer alan Shumla mağarasında yapılan arkeolojik çalışmalarda “peyote kaktüsüne (Lophophora williamsii)” ait kalıntılar bulunmuştur. Bu kalıntılar günümüzden yaklaşık 5200 yıl öncesine ya da M.Ö. 3780-3660 yıllarına ait olduğu düşünülmektedir. Peyote kaktüsünün ise halüsinasyonlara sebep olduğu bilinir.

Sonuç olarak;

Bu derlemenin amacı; ilacın ve toksik maddelerin tarihsel sürecini arkeolojik verilerle anlatmaktır. İlacın tarihsel gelişimini anlatan kaynaklarda ilk örneklerin Neanderthal yaşam alanlarında (günümüzden 60.000 yıl öncesinde) bulunduğu belirtilir. Sistemli olarak yazılan en eski kaynağın ise M.Ö. II. yy dolaylarında yaşamış Kolophōn’lu (Menderes’li) Nikandros’un didaktik şiirler şeklinde yazmış olduğu “Thēriaka” ve “Alexipharmaka” adlı iki kitabı olduğu görülür.

Dünyanın farklı yerlerinde gelişen uygarlıkların toksik madde farkındalıklarının olduğunu arkeolojik bulgular sayesinde açığa çıktığını görüyoruz. Yukarıda örnekleri verildiği gibi uygarlıkların esrar otu, efedra, Areca cetechu ve peyote kaktüsü gibi bitkileri kullandıkları biliniyor.

Araştırmacılar eski uygarlıkların bu bitkileri kullanma amaçlarının hastalıkları tedavi etmek mi yoksa keyif verici etkilere sahip olması sebebiyle psikolojik ihtiyaç mı olduğunu tartışmakta ve bunun için yeni arkeolojik bulgulara ihtiyaç duymaktadır.

Kaynakça:

Bu yazı, Esat E. Eşkazan’ ın Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları Dergisinin 21. sayısında yayınlanan “İlacın Doğuşu ve Geliştirilmesindeki İlk Adımlar” adlı makalesinden uyarlanmıştır.

Matematiksel

Olgun Duran

O günkü ÖSS sınavındaki tercih döneminde karşılaştığı İstatistik bölümüyle ilgili nedir arkadaş bu İstatistik sorusuyla tercih yapmadan önce soluğu Çukurova Üniversitesi İstatistik Bölümünde almış, Prof. Dr. Fikri Akdeniz ile tanışmasıyla daha sonra aynı üniversitenin İstatistik Bölümü öğrencisi olmuş, 2009 yılında mezun olmasına rağmen bilimden kopamamış, bu uğurda hızını alamayarak 2017 yılından beri yüksek lisansa devam eden, ömür boyu öğrencilik felsefesini her alanda benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu, TEGV gönüllüsü ve devlet memuru olarak çalışan bir İstatistikçi; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

İlgili Makaleler

4 Yorum

  1. metematiksel.org sitesinde eşsiz güzel araştırma ve yazıları okumak büyük zevk, emeği geçenlere teşekkürü borç bilirim. Sitenizi tanınması için ilgisi olduğunu düşündüğüm arkadaşlarımla yakınlarımla paylaşıyorum .🙏

  2. Mükkemel bir derleme.. Tebrik ediyorum yazarı ve teşekür ediyorum matematiksel.org a , böyle güzel yazılara olanak verdiği için…

  3. Matematiksel.org sitesinde zihin açıcı makaleleri yazan her araştırmacı ve yazara teşekkür ederim büyük bir zevkle okuyor ve dostlarımla paylaşıyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı