ZİHİN AÇAN YAZILAR

Zamanın 20.000 Yıllık Kısa Tarihi

Önce günler saatlere bölündü, sonra da saatler dakikalara. Devamında bize bu da yetmedi dakikayı saniyeye bölme ihtiyacı hissettik. Bugün hayatımızın merkezinde olan ve hepimizin en çok eksikliğini hissettiğimiz şeylerin başında gelen zaman insan eliyle mükemmel bir biçimde şekillendi.

Peki tüm bu süreç nasıl işledi ve gelişti? Maddeler haline kısaca işte size zamanın tarihi…

M.Ö 18000 / 8000 – İlk Toprak Takvimler

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin Semliki Vadisi’nde bulunan üzeri çentikli kemik, günleri saymak için yapılmış ilk insan girişimi olarak kabul ediliyor.

M.Ö 3500 – Gölgeler Yardımıyla Saati Ölçmek

İnsanlar çubukların ve dikilitaşların gölgesiyle güneşi takip ederek, günü küçük parçalara ayırmaya başladılar. 2.000 yıl sonra Mısırlılar bu yöntemi, bilinen ilk güneş saatine dönüştürdüler. Sonraları güneş saatinin Babil, Yunan, Çin ve Orta Amerika versiyonları türedi.

M.Ö 1500 – Hava Kararınca Zamanı Ölçmek

Hava kararınca güneş saatleri işe yaramıyordu. Suyu bir kaptan diğerine yavaşça akıtıp, sıvı düzeyini önceden belirlenmiş aralıklarla işaretleyerek Mısırlıların geçen zamanı güneş ışığı olmadan da ölçmeye başladı. Kum, tütsü ve ölçekli mum kullanan benzer yöntemler de vardı.

150 – Saniye İle Tanışıyoruz

Matematikçi Batlamyus, gökbilimcilerin yıldızları takibini kolaylaştırmak için gökyüzünü bir küreye yansıttı. Sonra her bir boylam derecesini (toplamda 360 adet) adına dakika dediği 60 parçaya, bunların da her birini daha küçük 60 dilime böldü. Saniye böyle ortaya çıktı.

725 – Mekanik Saat zamanı

Bilinen ilk mekanik saat Çinli rahip Yi Xing ve bilge Liang Lingzan tarafından yapıldı. Akan su bir çarkı döndürdükçe, iç içe geçmiş çubuklar ve manivelalardan oluşan sistem her on beş dakikada bir davul, her saat başı çan çalıyordu.

1267 – Saniyenin Yeni Tanımı

13. yüzyıla gelindiğinde Jülyen takvimiyle ekinoks arasındaki sapma 11 güne çıkmıştı. Hatayı düzeltmek için İngiliz felsefeci Roger Bacon, Batlamyus’un bölünmüş küresindeki dilimleri zaman birimi olarak kullandı. Artık bir saniye,1/ 86.400 güneş günü demekti.

1430 – Yaylı Saatler

Dişlileri yayla dönen ilk saatin sahibi bir 15. Yüzyılda ortaya çıkmıştır. Sistem zaman içinde iyileştirilerek, hata payı günde dört dakikaya kadar indirilmişti.

1656 – İşin İçine Sarkaç Karışıyor

Yaylar gevşedikçe hassaslığını yitirir. Bu nedenle Hollandalı 17. yüzyıl bilim insanı Christiaan Huygens 90 cm’lik sarkaca sahip bir saat inşa etti. Bu saat günde sadece bir dakika hata yapıyordu.

1927 – Kuvars Saati

Yerçekimi sarkaçları yavaşlatabilir. Ama Bell Laboratuvarlarındaki araştırmacılar elektrik verilen kuvars kristalinin sarkaçtan daha tutarlı biçimde titreştiğini ortaya çıkardılar. İlk modeller her yıl saniyenin üçte biri kadar yanılmasına yol açıyordu.

1967 – Saniye Son Halini Alıyor

Atom saatleri saniyeyi daha hassas biçimde tanımlamaya izin verdiyse de, bilim insanlarının bir standart üzerinde anlaşması neredeyse yirmi yıl sürdü. Sonunda, bir saniye, sezyum atomunun elektronları atladığında serbest bıraktığı kesin enerji frekansıyla eşleşti.

1949 – Atom Çağı

Atomlar kuvarstan daha güvenilir biçimde titreşiyor. Bu titreşimleri takip ederek ABD Ulusal Standartlar Bürosu, sekiz ayda sadece bir saniye şaşan bir zamanlayıcı yaptı. Günümüzün en gelişmiş sezyum saati her 300 milyon yılda bir sadece bir saniye geri kalıyor

2001 – Optik Saatler

Titreşimleri, daha hızlı saptamamıza izin veren görünür ışık, her 140 milyon yılda sadece bir saniye şaşan optik saatlerin önünü açtı. Birkaç günden fazla çalışamayacak kadar kırılgan olan bu saatler saniyenin tanımını yeniden yapmamızı gerektirebilir.

İnsanlığın zamanı doğru tanımlama arzusu hiç bitmeyecek bir yolculuk gibi gözüküyor…

Okuma Önerisi: Zaman Ölçümü: Aylar, Mevsimler, Yıllar ve Daha Fazlası

Kaynak: https://www.popsci.com/brief-history-of-timekeeping/

Çizimler: Polly Becker

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu