BİLİM İNSANLARI

Hijyen Anlayışımızı Değiştiren Ignaz Semmelweis ve Semmelweis Refleksi

Günümüzde sıkça bahsedilen el yıkama alışkanlıklarının hayati önemini bir asır öncesinden vurgulayan Ignaz Philipp Semmelweis ve onun adıyla anılan Semmelweis refleksi bu yazımızın konusu.

Ignaz Philipp Semmelweis (1818-1865) 47 yıllık ömründe önemli çalışmalara imza atmış Alman asıllı Macar doktor. kendisi, Viyana Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından özellikle antiseptik prosedürlerin öncüsü olmasıyla tıp literatürde yer etmiştir.

Antiseptik ve dezenfektanlar

Antiseptik ve dezenfektanlar yüzeydeki tüm mikropları (sterilizasyon) yok etmek ya da halk sağlığı açısından güvenli sınırlar içinde tutmak için kullanılır. Antiseptik kelimesi, literatür olarak “Çürüme/bozulmaya karşı olan” veya “Sepsisi önleyen” demektir.

Genellikle antiseptik terimi mikrobiyal enfeksiyonu diğer ifadeyle patojen mikroorganizmaları önlemek ya da bastırmak için canlı dokulara uygulanan maddeleri (biyosidleri) anlatmak için kullanılır.

Dezenfektan ise mikropları öldürmek için cansız objelere uygulanan bir biyosiddir. Dezenfektanlar daha çok laboratuvar veya cerrahi araç gereçlerin vb. yerlerin dezenfeksiyonu için tercih edilir. (Prof.Dr. Emine Baydan Ankara Üniversitesi Farmakoloji ve Toksikoloji ABD)

Semmelweis Öncesi: Miasma Teorisi

Robert Seymour’un 1831 tarihli çalışması, kolera’yı ölümcül bir siyah bulutun yaydığı cüppeli, iskelet bir yaratık olarak tasvir ediyor. Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Miasma_theory

1800’lü yıllarda, hastanelerde gerçekleşen ölümlerin büyük kısmından enfeksiyonlar sorumluydu. Doktorlar da buna Miasma teorisi olarak bilinen “pis kokulu havanın” neden olduğunu kabul ediyordu.

Pis kokulu, kirli hava elbette hastalıkların artmasına sebep olabilir ancak hastalıklara sebep olan şey koku değil, kokuyu oluşturan faktörlerdir. “Annelerin kurtarıcısı” lakabıyla tanınan Semmelweis, işte tam da bu dönemde işin içine karışacaktı.

Doğumdan sonraki ilk 6 haftalık dönemde yüksek ateş, genital bölgelerin enfeksiyonu gibi belirtiler gösteren doğum sonrası enfeksiyon (puerperal enfeksiyon), Ignaz Semmelweis’in yaşadığı dönemde Avrupa’daki doğum hastanelerinin belası haline gelmişti. Bu enfeksiyon sebebiyle ölüm oranlarını yüzde 30’lara kadar yükselmişti.

Puerperal enfeksiyondan ölen bir kadının muayenesi sırasında ortaya çıkan bir yara enfeksiyonundan bir başkasının ölümü ve iki vakadaki bulguların benzerliği Ignaz Semmelweis’in ölümlerin kaynağını bulmasını sağladı.

Doğrudan diseksiyon odasından (yani kadavra gibi incelemelerin yapıldığı oda) doğum servisine gelen öğrencilerin, hastalıktan ölen annelerin enfeksiyonunu sağlıklı annelere taşıdığı sonucuna vardı.

İyi bir gözlemci olan Semmelweis, enfeksiyonlar ve doğum kliniklerindeki el yıkama alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi keşfetti.

Önlem olarak, zamanının çok ötesinde bir görüşle doktorların, doğuma girmeden önce ellerini klorlu suyla temizlemelerini, sonra iyice yıkamalarını ve bu işlemi tamamladıktan sonra işleme başlamalarını önerdi.

El yıkamanın ve el hijyeninin ne kadar hayati olduğunu çok önceden keşfeden doktorun attığı basit bir adım çok önemli ölçüde başarı getirdi.

Uygulamaya koyduğu el hijyeni prosedürleri ile beraber ölüm oranlarının yüksek olduğu klinikteki ölüm oranları çok önemli bir oranda düştü. Bu başarısı sonucunda tıp dünyasında alkışlanması gereken Semmelweis için aslında sorunlar da bu keşiften sonra başlayacaktı.

O dönemin tıp camiası büyük ölçüde miasma teorisine bağlılığından dolayı, bulgularına olması gerektiği kadar açık değildi. Eski paradigmalar inatçı olabilir.

Yaşadıkları günümüzde, tecrübe ve bilgi sahibi olmaksızın yeni bilgileri neden reddettiğimizin cevabı olarak Semmelweis Refleksi olarak anılacaktı.

Semmelweis Refleksi

Etkiyi anlatmadan önce Semmelweis’in hikayesine dönelim. Doktorlara ellerinizi yıkayın diyen Semmelweis, elde ettiği ampirik kanıtlara rağmen, meslektaşlarının çoğuna bu fikrini kabul ettiremedi.

1861’de Semmelweis ana eseri The Etiology, Concept, and Prophylaxis of Childbed Fever (Lohusalık Hummasının Nedenleri, Anlaşılması ve Korunma Yolları) yoğun şekilde eleştirildi. Doktorun konferans girişimleri başarısız oldu.

Tıp topluluğu tarafından reddedilmesiyle Semmelweis’in zihinsel sağlığını kaybetmeye başladı. İyice yalnızlaştı, içine kapandı, dünyayla iletişimini kesti. 1865’te bir akıl hastanesine yatırıldı.

Hastanede yaşadığı sert müdahale sırasında sağ elinin orta parmağı mikrop kaptı ve kangren oldu. Parmakta başlayan sepsis tüm vücuduna, ardından beynine yayılarak 1865’de, henüz 47 yaşındayken ölmesine sebep oldu. Daha sonra kendisi için “Annelerin Kurtarıcısı” yazan anıtlar yapılsa da iş işten geçmişti çoktan..

Yeni fikirlere, onları hiç araştırmadan, sorgulamadan, yeterli bilgiye sahip olmadan karşı çıkılması, Semmelweis Refleksi olarak adlandırıldı.

Semmelweis’in hikayesinde günümüzde bazı başlıklara dikkat çekiliyor. Sonuçlarının yeterli olduğunu düşünen Semmelweis’in, çalışmalarını etkili bir şekilde iletmediği, yayınlarını net bir şekilde biçimlendirmediği hatta fikirlerini daha fazla kabullenecek şekilde veri toplamanın değerini görmediği dile getiriliyor. ( https://www.digitaltonto.com/2018/the-semmelweis-myth-and-why-its-not-really-true/)

Hikayenin bu kısmının ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak kolay değil. Neyse ki, daha sonra gelenler, Louis Pasteur, Joseph Lister ve Robert Koch gibiler hastalık mikrop teorisinin kurulmasına yardımcı oldu. Gerçek şu ki, tek başına fikirler, hatta çığır açan fikirler bile bazen yeterli değildir. Yeniliklerin topluma yayılması için etkili bir şekilde iletilmesi gerekir.

Detaylı Bilgi İçin: https://www.britannica.com/biography/Ignaz-Semmelweis

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı